Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Mart '13

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
197
 

Biz, azıcık insan, azıcık namuslu olanlarımız korkuyu yok sayıp; barış diyeceğiz!...

Biz, azıcık insan, azıcık namuslu olanlarımız korkuyu yok sayıp; barış diyeceğiz!...
 

Görsel internetten


Elleri yüreğinde annelerin asker ettiği kınalı kuzuları albayrağa sarılmış tabutlarla dönüyor anaevine. Anaların gözyaşları, ağıtları yürek parçalıyor. Televizyonlarda hamaset nutukları dinleyip kanıyoruz, niye ki!

 

Akşam olunca, karanlık çökünce bitiyor çokluk, herkes evine gidiyor. Kahrolası bir yalnızlık çöküyor; yürekte onulmaz bir acı, ana ağlıyor! Oğlunun sakladığı zıbınlarını kokluyor, daha dün gibi, nasıl geçmiş on yirmi yıl; ne zaman asker oldun sen, ne zaman şehit!

 

Nasıl da bebek kokuyorsun Mehmet!

 

Ne zaman büyüdün ne zaman şehit!

 

***

 

“Terörist etkisiz hakle getirildi” diye yazıyor medya. Kürt anası ağlıyor. Bir tarafta şehit diğer tarafta “etkisiz hale getirilen”. Ölenler insan, bu toprakların insanı; 8 şehit, 19 yaralı, 26 “etkisiz” ve 34 insan yok artık!

 

Acıları ortaklaştırmadan, ötekileştirmeden konuşamıyoruz; konuşamadığımız için kara toprağa gönderiyoruz bu ülkenin yurttaşlarını. Karmaşık, çok boyutlu sorunu, iç dış etkenleri ortak akıl oluşturup konuşamıyoruz, kan akıyor!

 

Barış dilinin yerini hamaset alıyor! Oysa en çok kan akarken barışın dilini konuşabilmeliyiz; ”yeter artık kardeşkanı akmasın” diyebilmeliyiz, diyemiyoruz! Nereye kadar. Evlerimizin avlusundan genç ölülere veda etmekten yoruluncaya kadar; her nişanlı, her eş, her ana oğullarından kopuncaya kadar barış dili konuşamayacak mıyız?

 

***

 

Asgari ücrete çalışmaya dünden razıyken yüzüne bakmayan, “bölgesel asgari ücret” diyenler sen toprağa düşünce nasılda timsah gözyaşları akıtıyorlar Mehmet; riyayı görüyor musun?

 

Sevdalın yasta, armağan mendiline gözyaşlarını siliyor, yoksun!

 

Düşler yarına kaldı, sevda, umut; yârin yanağına bir tutam sevgi öpücüğü yarına, mahşere kaldı Mehmet!

 

... Karanlık pususunda; kahpe mermilerin hedefi oldun. Nişanlın ağlıyor, anan, bacın, mahalleden arkadaşın...

 

Ağlıyoruz her ölüme, insanca yaşamayı beceremediğimiz bu topraklarda on, yüz, bin, yirmi, otuz bin ölüm; barış dili konuşamıyoruz, yetmedi Mehmet!

 

***

 

Ateş düştüğü yeri yakıyor; anası babası kim, önemli mi ki.

 

Acı çöküyor karabasan gibi.

 

İnsan ölüyor.

 

İnsanlık ölüyor.

 

Çok boyutlu.

 

Ölüyoruz, Mehmet!

 

***

 

Kaç bahar oldu ‘barış’ olacak diye nefesimizi tuttuk. Kaç mevsim geçti artık ölmesin, ölüm olmasın diye umuda türkü yaktık.

 

Ne ki ölüm kader gibi alnına yazıldı bu yoksul toprakların, yoksul çocuklarının.

 

Tersanede öldük!

 

Şantiye çadırında yandık!

 

Göçük altında kaldık!

 

...

 

İş kazasında öldük!

 

Açlıktan, yoksulluktan öldük!

 

Yandık!

 

Diri diri Sivas’ta, mahpusta üç kuruşluk vantilatör kavgasında!

 

Her yer savaş alanı sanki, her yer cephe.

 

Öldük!

 

***

 

Lanet gökdelenler dikiliyor, korunaklı rezidanslarda, ortaçağ şatolarında korkusuz sürüyor riya. Sevda tepesine otel yapacakmış Arap şeyhi... Boğaz imara açılmış!

 

Timsah gözyaşları sürecek...

 

Bölgesel asgari ücrete yaşamaya ve ölmeye hazırken sürecek bu tragedya.

 

Aç açık, çaresiz...

 

Öleceğiz, Mehmet!

 

***

 

Memleketin birinde ‘cennete gideceğim’ diye şeyhin abdest suyunu içerlerken; dahasını demeye dilim varmıyor artık...

 

Kula kulluk edenlerin ‘zamanın ruhunda’ daha çok boğulacağız.

 

Nefessiz kaldık!

 

Göğsümüzde bir ağırlık, halsiz mecalsiz kaldık Mehmet!

 

***

 

Flash haber geçiyor ekranlardan, adını yazıp unutacaklar bilesin.

 

Başlayacak ‘vur patlasın çal oynasın’ kumpanyası...

 

Unutacaklar, unutulacaksın; acımızla hasbıhal edeceğiz sessizce ağlayarak yoksul evlerimizde; sen öldüğünle kalacaksın, biz azıcık namuslu olanlarımız utanacağız yaşadığımızdan ki; değişmeyecek bilesin...

 

***

 

Kandan kına yakılan bu topraklarda her bahar kahpelik ölüm olup yağar; sürer bu kirli savaş! Siyah zırhlı arabalarında halkından korkan/korunan/koruma ordusuyla dolaşan politikacıların söylemleri tekrar medyaya düşer ezberden.

 

Yasak savan demeçler düşer asla yürekten söylenmeyen, sürer biliyor musun ölüm Mehmet!

 

Ve başka anaların kapısını çalarlar televizyon eşliğinde apoletli acı haber vericilerin görüntüleri.. Acılı fon müziği eşliğinde... Utanmaz gazeteci kılıklı soytarı tekrar, tekrar sorar duygularını annelerin!  Ölümün reytingi olur mu? Tekrar tekrar öldürürler!  Ekranlarda şehit ederler, tekrar “etkisiz hale” getirirler... Kahpe kurşunlardan daha ağırına gider, elinden bir şey gelmez Mehmet.

 

***

 

Biz, azıcık insan, azıcık namuslu olanlarımız başımıza ne geleceğinin korkusunu yok sayıp; barış diyeceğiz, yeter bu kan davası, yeter kardeş kavgası, yeter bu kirli savaş, bir arada yaşamaya kurulan tuzak yeter, yeter Mehmet!

Blognot: Bu yazı 21 haziran 2012’de Milliyet blogdayayımlanmıştır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ortada çözülmemiş sorunlar dururken kuru barış lafları sadece saf olanları kandırır.Gizli pazarlıklar sonucu kanlı ellere hangi menfaatleri sundular kim bilir. Oslo'da saray,Misisipi kıyısında villa...Biz biliyoruz bu hikayeleri. Ama bakıyoruz siz de inanmışsınız.Mehmeti bu işe karıştırmasaydınız bari!

Kerim Korkut 
 03.03.2013 10:47
Cevap :
Yazdıklarıma karşı çıkmak gibi bir takıntınız var galiba.Bana "Mehmet'i karıştırmasaydınız bari" demek sizin haddinize değil! Mehmet için onlarca yazı yazmış,onların haklarını bu toprak uğruna sadece şehit düştüklerinde anımsayan riyaya her zaman şerh düşmüş biri olarak neyi yazıp yazamayacağıma ancak ben karar veririm!   04.03.2013 23:14
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1116
Toplam yorum
: 2289
Toplam mesaj
: 135
Ort. okunma sayısı
: 815
Kayıt tarihi
: 28.09.06
 
 

Ankara'da yaşar, dünyalı,aynadaki görüntüsüne muhalif, vicdan hesapları yapmaktan yorgun, yaşanıl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster