Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Temmuz '12

 
Kategori
Doğal Hayat / Çevre
Okunma Sayısı
206
 

Biz, nasıl büyüdük?

Biz, nasıl büyüdük?
 

Tükete tükete tükeniyoruz.


Oğlum ile tartışıyoruz; “ O kadar para kazanıyorsunuz ama bana yeni bir cep telefonu alamıyorsunuz..!” diyor. Ulen, ben emekli bir adamım aldığım para şu. Annen çalışıyor, aldığı para şu. Topla, şu… Şimdi giderleri hesaplıyalım; şuraya bu, şuraya bu…. Topla bakalım, şu. Çıkar gelirden gideri, kalanda bu.

“Haklısın baba, ama taksitle alacağız!” Taksitle olunca daha ucuz oluyor ya (!)  soruyorum; “Alacağın telefon kaç para? “  Bizim delikanlı gayet rahat, -  para mı yani - diyen eda ile yüzüme bakıp cevaplıyor, 6yüz70bin lira.” Gözlerim fal taşı, ağzım Dim Mağarası gibi açılıyor, biraz önce duyduklarımı tekrarlıyorum, “6yüz 70bin lira !!!” Gayri ihtiyari ağzımdan çıkıveriyor, “Çüşşşş!”

Tamam, yeni bir telefona ihtiyacı var. Var ama, 670 binlik telefon neyine? İş adamı mısııın? Politikacı mısın be oğlum? Küçükken işler ne kolaydı; kandırıp, oyalayıp idare ediyorduk. Onatlısına girdi ya, artık O beni kandırmaya çalışıyor. 

Gayri ihtiyari soruyorum, “ Daha ucuzu yok mu bunun?”  “Baba, hep böyle yapıyorsun amaaa..!” deyip, bir hışımla yanımdan kalkıyor.

Benim oğlan hasta. “Çevresine ayak uydurma gayretinin sonucu oluşan şişkin, tembel ve doyurulmamış duyguları ” ile Affluenza hastası. 300’lük telefon işini görmüyor. İlla en fonksiyoneli, en havalısı, en pahalısı ve marka olacak. Olacak ki, arkadaşları arasında “rahat “ edebilsin!

“İstekleri ile ihtiyaçları “ arasındaki farkı ne zaman öğrenecek, kimden öğrenecek, nasıl ve ne zaman öğrenecek bu çocuk? Ne menem bir mikrop bu affluenza?

Tüketerek, kimlik oluşturma hastalığından nasıl kurtarabilirim çocuğumu?

“ Parayla saadet olmaz” şarkısını bol bol dinletsem, acaba faydası olur mu?

“Telefon” ne mi oldu? Bilmiyorum… Kafam çok karışık. Bıktım, taksit ödemekten.

Biz, Nasıl Büyüdük?

Afiyet Yengem her zaman tam kıvamında güzel “pasta” yapardı. Yok öyle, fındıklı-fıstıklı, çikolatalı – kremalı falan değil; mısır unundan pasta (baste). 


Kendi mısırımızı kendimiz ekip biçerdik. Koçanından ayrılan mısırın bir bölümü, evimizin avlusunda bulunan fırında kurutulur, fırından çıkan mısırlar çuvala konur, sopa ile vurularak tanelenir, tanelenen mısır, değirmenimizde “pastalık mısırı unu” olarak mutfağa gelirdi. 


Sıklıkla sıcak-soğuk pasta yerdik. Yengem, mutfaktaki ocakta, yukarıdaki demire asılı, istenildiği derecede kaldırılıp-indirilen, dışı siyah, dibi yuvarlak “çöven “denen tenceredeki sıcak suya unu azar azar döker, karıştırmak için “belağ” denen küçük ve düz bir kürek kullanırdı. Yer sofrasına koyduğu pastanın ortasını açar, tereyağında yumurta, pişmiş (oldukça tuzlu) isli et, kuru Çerkes Peyniri koyardı.
İki sofra kurardı yengem. İlk önce dedöv’ün (dedemin) odasına, sonra mutfakta bize. Ortadaki “ katık ”, - eşit ve adil bir şekilde- el ile lokma haline getirdiğimiz pastayla tüketilirdi. Kalan pasta saklanır, ılık süt veya ayran ile tüketilirdi.
Çöven kenarlarında kalan (bugünün cips’i) kıtır kıtır pasta kabuklarını yemeğe bayılırdık.

Kalabalık bir ailede, sofradan kalan her şeyi değerlendirmeyi ve israf etmemeyi, Afiyet Yengemde gördüm. Ellerinden öpüyorum.

 

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 271
Toplam yorum
: 141
Toplam mesaj
: 42
Ort. okunma sayısı
: 681
Kayıt tarihi
: 13.10.07
 
 

1959 Sinop Bektaşağa Köyü doğumluyum. Yaşamda, anlaşılacak bir şeyi olanlara ve bunu öğreti yapan..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster