Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Ekim '06

 
Kategori
Mizah
Okunma Sayısı
1574
 

Biz çılgın Türkler - 1

Biz çılgın Türkler - 1
 

Stres üzerine bir yazı yazacaktım, sonucu görünce şok oldum.
Yazı bambaşka bir tarafa gitti, nasıl oldu anlayamadım.
Gaza mı geldim, duygularım tarafından mı sürüklendim?
Stresle ilgili bir yazı yazacakken nasıl oldu da "biz Türkler" muhabbetine girdim?
Bu "hedef şaşırması" neticesinde kendimin de öz be öz Türk olduğuna karar verdim.
Türklüğümle bir kez daha gurur duydum, aynı zamanda da gözlerim yaşardı.
Kendi kendime hem güldüm, hem hüzünlendim.
Bu derin duygusallığımın ve yaşadığım ani duygusal değişimin de Türklükten geldiğini hayretle fark ettim.
Altın kafese girmiş bülbül misali yine vatan, hasret, gurbet, memleket moduna girdim.
Türk’e ve Türkiye’ye dair olan her şey şu aralar ilgimi çekiyor.
Türkiye, Türk insanı, Türk kültürü, Türk mutfağı, Türk müziği, Türk yaşam tarzı...
Her şey gözümde tütüyor.
Bize özgü bütün davranışlar, haller, manzaralar.
Hepsini özlüyorum.
Yurdumu ve yurdum insanını özlüyorum.
Ahh güzel ülkem.
Daha uçaktayken başlar tatlı kavuşma heyecanım sana, yüreğim nasıl da pır pır eder sen biliyorsun.
Türk Hava Yollarım benim, haydi özgürce kanatlan, çabuk uçur beni ülkeme!
Uçaktaki Türklerle, teyzelerle, gençlerle sohbet etmek ne kadar zevkli.
İkram edilen Türk fındığının ve kestane şekerinin tadı hala damağımda.
Ne güzel yeniden kağıttan hışırdatarak Hürriyet, Milliyet, Zaman okumak!
Hele uçak caanım İstanbul’un ve güzelim Boğaz’ın üzerinde süzülürken içim nasıl hoş olmuştu.
"Ah ben de bir kuş olsam, Boğaz semalarında saatler boyu süzülsem" diye içimden geçirmiştim.
Uçak inerken beni güldüren enteresan bir olay olmuştu.
Uçaktaki Türk gençleri ve vatana kavuşan gurbetçiler Türkiye’ye ulaşmanın heyecanı, neşesi ve sevinci içinde; uluslararası yolcuların şaşkın bakışları arasında pilotu alkışlamaya başlamışlardı!
Kurban olduğum canım memleketimin canım insanı ya! Yerim ben seni ya!
İçimden havalanındaki asık yüzlü memura dahi sarılmak gelmişti İstanbul’a indiğimde.
O anda toprağı öpesim gelmişti.
O gün, sokaktaki teyzeye sarılmak, esnafla kucaklaşmak, yaşlı amcalarla dertleşmek, bebekleri öpmek istedim.
O gün, tüm sokak çocuklarından mendil alıp gönüllerini hoş etmek istedim.
O gün, tüm cami avlularındaki kuşlara, sahildeki martılara ekmek vermek istedim.
O gün, tüm belediye otobüsü şoförlerine, ter döken işçilere, helalinden kazanan emekçilere sarılmak istedim.
Dünyanın en güzel ülkesi, cennet vatanım.
Güzel memleketimin güzel insanı.
"Nev-i şahsına münhasır" yurdum insanı.
Neyse efendim yazıya geçelim.
Türkçede "stres" diye bir kelime yok aslında. Ne stresi?
Biz alışığız gerginlikler ile, krizlerle, belirsizliklerle yaşamaya.
Genlerimizde var kardeşim.
Ahmet Altan’ın dediği gibi, altmış milyon hep beraber hayatı bir bungee- jumping tadında yaşıyoruz biz!
İçten ve dıştan gelen bütün saldırılara, dış mihraklara, enflasyona, trafik canavarına, hayat pahalılığına, komşularına, ölüm törpüsü siyasetçilerine, ezberci eğitim sistemine, Avrupa'ya ve bütün dünyaya rağmen asırlardır ayakta kalarak doğal seleksiyonun yarattığı en güçlü milletiz biz.
Bütün dünyanın kaos olarak tanımladığı durumlarda kendimizi evimizde hisseden, huzur içinde bir milletiz biz.
Lütfen bunun tadını çıkarın.
Ne stresi?
Bakınız bizde Türkçemizde "challenge" kelimesinin tam karşılığı yok.
Bakınız bizdeki "huzur" kelimesinin tam karşılığı da İngilizcede yok.
Ne enteresan değil mi?
Her şeye rağmen huzurlu bir milletiz biz.
Yeryüzünün en ilginç milletiyiz biz.

TÜRKÜZ BİZ DOSTLAR

Dünyanın en güzel plajlarında, dünyanın en güzel manzaralarına karşı denize girer, bununla da kalmaz denizde, kuyuda soğutulmuş karpuz yeriz biz.

Üsküdar'dan Salacak'a dünyanın en güzel manzarası karşısında yaz akşamları saatlerce oturur, ince belli bardaktan çay içer, çekirdek çitleriz biz.

Yeryüzünde yemeklere şiir yazacak derecede yemeğe bayılan tek milletiz biz.

Yüzlerce çeşit yemeğimiz, kebabımız, böreğimiz, çorbamız, tatlımızla dünyanın en zengin mutfağına sahip olan milletiz biz.

Pazarları çizgili pijamalarımızla futbol oynayıp mangal yapınca kendimize geliriz biz.

Balkona masa atar, mis gibi çayımızı demler, böreğimizi çöreğimizi alır, sohbet eşliğinde ikindi zevk u sefası yaparız biz.

Ekmeği kutsal biliriz, makarnayı pilavı dahi ekmekle yer, ekmek yemeden asla doymayız.

Bir koyunu bir oturuşta götüren, 240 kiloluk top mermisini tek başına namluya süren babayiğit ecdadımızın şanlı Osmanlının torunlarıyız biz!

Hiç bir şeyden korkmaz, hiçbir şeyi kafaya takmayız biz.

Radyasyonlu çay, mikroplu su içeriz; "bize bir şey olmaz" deriz.

Çatlayan kadar yer, sonra da "atın ölümü arpadan olsun" deriz.

Kolesterollü yağları, kanserojen maddeleri "her şey kanser yapıyor kardeşim" der yeriz.

Paket paket sigara içer, çocuğumuza "bırakamadım şu zıkkımı, bari şu meredi sen içme" deriz.

Yer yer birbirimize kızar bağırır çağırır, ama yine de kolay affederiz biz.

Üstümüze vazife olmayan konularda fikir beyan etmeyi çok severiz biz.

Birbirimizin işine burnumuzu sokmaya ve akıl vermeye bayılırız biz.

Çünkü yardımseveriz biz.

Lokantada hesabı öderken "Allah aşkına, burada senin paran geçmez" diye kavga ederiz.

Çünkü vermeye bayılırız biz.

Misafir gelince hemen çay suyu koyarız biz.

Misafirliğe gelenlere kaç çeşit yemeğimiz varsa hepsinden "ölümü gör, n'olur; bak Allah’ın adını andım" diyerek zorla bol bol yedirir, üzerine "hatırım için bi daha iç" diyerek 15 bardak çay içiririz.

Çünkü paylaşmayı severiz biz.

Yemeyip yediririr giymeyip giydiririz biz.

Ama bunu abartarak yaparız:

Yemek istemeyen çocuklarımızı burnunu kapatıp onlara zorla yediririz.

Hasta olacaklar diye çocuklarımızı sakal-ı şerif gibi üst üste on kat giydiririz.

Çünkü fedakarız biz.

Lokantada masaları birleştiririz, lavaboya beraber gideriz, koloni halinde yaşamayı severiz.

Görümce, kayınço, enişte, bacanak, elti, baldız, amcaoğlu, dayıoğlu gibi dudak uçuklatan akrabalık terimleri icat ederiz.

Elimizde tesbih sallayarak gezmeyi severiz ama büyüklerin yanında sigara içmez bacak bacak üstüne atmayız.

Tanıdık birini görünce şakadan arabayı üzerine süreriz.

Nasreddin Hoca gibi şakayı ve gülmeyi severiz biz.

Mitinglerde protestolarda dahi halay çekeriz.

Sıcakkanlıyız, canayakınız biz.

Birbirimize sarılınca sağa sola sallanırız.

Sevdik mi tam severiz, sildik mi bir kalemde sileriz biz.

Bir mehter marşıyla coşar, bir İstaklal Marşı ile kendimize geliriz.

Düğünlerde takı töreni yapar, sevincimizden havaya ateş açarız.

Düğünlerde "Dom Dom Kurşunu" ile; "Bir avcı vurdu beni, bin avci beni yedi" sözleri eşliğinde göbek atan ve kendinden geçen yeryüzündeki tek milletiz.

Çabuk gaza geliriz, çabuk söneriz.

Çabuk parlarız, çabuk unuturuz.

Çabuk sinirlenir çabuk affederiz.

Trafikte beş dakika önce bağırdığımız çağırdığımız küfrettiğimiz adam araba bozulunca bize yardım eder ve bizim için birden dünyanın en şeker insanı oluverir.

Radyo dinlerken duyduğumuz bir parçayla kaderimize küser ağlamaklı oluruz.

Ondan sonraki parçayı duyunca da kalkar fıkır fıkır oynarız.

Sinema seyrederken sesli olarak "Tüü Allah belanı versin", "Dur gitme öldürecekler seni", "Vah yavrum, yazık" gibi sözlerle oyuncularla birebir iletişime geçeriz.

Cen Yılmaz'la güler; Müslüm'le, Ferdi ile, Orhan baba ile ağlarız.

Hababam Sınıfını 100 defa izlesek bıkmayız ve her seferinde zevkle izler, güler ve aynı zamanda hüzünleniriz.

Çünkü orada kendimizi, çocukluğumuzu, okul yıllarımızı, deldiğimiz yasakları, çektiğimiz kopyaları, yaptığımız gırgırları, bitmeyen dostluklarımızı, öğretmenlerimize saygıyı, vefayı, kardeşliği, arkadaşlığı buluruz biz.

DEVAM EDECEK

Fahri Karakaş – McGill Üniversitesi Öğretim Görevlisi

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

yazınızı okurken kendimi tebessüm ederken buldum. ne kadar da tatlı anlatmışsınız; yarı ironi, yarı ciddiyetle biz Türkleri. bu yazının devamını dört gözle bekliyorum :)

OynamıYorum 
 24.10.2006 14:54
 

Sevgili Fahri Karakaş, Daha devamını da okuyacağımız yazınız özlediğiniz kestane şekeri tadında. Türk milleti çok tatlı bir millet, ancak şu doğru cümlenizdeki kanıksamışlıklarımız son bulmalı: ''Biz alışığız gerginlikler ile, krizlerle, belirsizliklerle yaşamaya.'' Biz çok ağlamış bir milletiz; gün olmuş kendi kendimizi ağlatmışız, gün olmuş başkaları ağlatmış bizi. Bir belgeseli izleyen dostum şunu anlattı: ''yirmi yıldan fazladır Kanada'da cinayet işlenmiyor. Son yirmi yılda bir öldürme olayı yaşanmış, onu da Amerika'dan gelen biri yapmış.'' Kan ve ölümün, sizin alışığız dediğiniz gerginliklerin, krizlerin, belirsizliklerin Türk milletinin hayatından sökülüp atılması şart. Bizi ağlatanlar hem canımızı, hem toprağımızı almışlar; kahramanlık yapmışız dost düşman şaşkına dönmüş; dönmüş ama ağır bedeller ödemişiz. Anadolu'nun çok büyük bir sevgi seferberliğine ihtiyacı var. Sizler, bizler bu seferberliği nasıl yaparız, nasıl başarırız bunu düşünmeliyiz; ne dersiniz Türk'ün has evladı?

Cemal Hüseyin Çağlar 
 23.10.2006 23:00
 

"siz cok yasayin... " bu da benden ilave olsun....

mine objektif 
 22.10.2006 21:49
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 279
Toplam yorum
: 169
Toplam mesaj
: 78
Ort. okunma sayısı
: 2478
Kayıt tarihi
: 09.09.06
 
 

Dr. Fahri Karakaş, Londra’da University of East Anglia’da görev yapmaktadır (Norwich Business Sch..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster