Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Eylül '09

 
Kategori
Meslekler
Okunma Sayısı
6477
 

Biz kimiz, ne istiyoruz?

Biz kimiz, ne istiyoruz?
 

Biz emeği ile yaşayan, emeğinden başka gücü olmayan, sonu başından belli, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin tüm yükünü sırtında taşıyan sessiz bir toplum olan Assubaylarız. Hükümetlere muhtıra verme gücümüz, omuzlarımızda yıldızlarımız yoktur. Ama muhtıra verenler bize güvenerek muhtıra verirler, ihtilal yaparlar. Pek kimsenin dikkatini çekmeyiz.. Bizler ne daha fazlasını, ne de imtiyazı talep etmekteyiz. Tek arzumuz adalet, eşitlik ve insan onurunun gerçekleşmesidir. Bu nedenle, bize insan olduğumuz için ve insanca yaklaşan herkese minnet duyarız. Saygılarımızla.

BİZ KİMİZ?

Biz Türk Silahlı Kuvvetleri'nin teknik ve idari kadrosuyuz. “Teknik” sözcüğü yalnızca teknoloji anlamında değildir. Belki teknokrat demek daha doğru olur. Tankların, uçakların, gemilerin, tüm silah ve sistemlerinin bakımı, sevk ve idaresi bizim sorumluluğumuzdadır. Uçağa silahı biz yükler, bakımını biz yapar, uçuşa biz hazır eder, pist başına kadar biz getirir, son kontrolünü biz yaparız. Uçağın, sadece havada uçurulması pilota aittir. Hava Kuvvetleri'nin ilk kuruluş yıllarında Türk Hava Kuvvetleri'nin pilotları, pilotların hocalarının çoğu assubaydı. Sonradan kaldırıldı. Günümüzde Hava Kuvvetleri K.lığı yapan generaller, öğretmen assubaylara saygı ile yaklaşırlardı. Tanklar da aynıdır, askeri gemiler de..

Bizler görevimizi en üst düzeyde yapmamız gerektiğinin bilincinde bir toplumuz. Biz biliriz ki, yeterince sıkılmayan bir vida, en ucuzu 55 milyon dolar olan bir uçağın düşmesine, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne bir uçaktan çok daha fazlasına mal olan bir pilotun hayatına, bir cana mal olacağını çok iyi biliriz. Bu bilinçle görevimizi en iyi biçimde yapmanın sorumluluğunu taşırız.

Görev için yola çıkacak bir tankın, denize açılan bir geminin her an göreve hazır olması gerektiğini, en az bir uçak kadar hassas sistemlere sahip gemi, tank ve silah sistemlerinin en üst düzeyde göreve hazır tutulması gerektiğini biliriz. Ve bu görevi biz, yalnızca biz yaparız.

Her bölgeden, etnik kökenden, ekonomik ve kültür seviyesinden gelen mehmetçikleri, belli bir düzen içinde eğitmek, onları bir arada tutmak, sağlıklarından insan ilişkilerine ve askerlik hayatlarından sonraki dönemde hayata hazırlamakta bizim görevimizdir. Bu kadar karmaşık bir toplumu omuz omuza ve kardeşçe bir arada tutmak için neler yaptığımızın sırrını zaman zaman biz bile bilemeyiz.

İç güvenlikte, asayişte, depremde, sel felaketinde, kargaşada, anarşide, bölücü terörle mücadelede biz hep ön plandayız

Ordumuzun kahraman mehmetçiğine en yakın olan biziz. Onlardan birine bir şey olduğunda kendi evladımız gibi içimiz yanar. Şehit düşen bir evladımızın cansız bedenini topraktan ilk biz kaldırırız. İçimizdeki öfkeyi, taşan sabrımızı kontrol etmek bize düşer. Mesleğimizin en zor yanı budur. Yanınızda yaralanmış, umutla gözlerinize bakan bir mehmetçiğin yaşaması için sadece dua etmekten başka çaremizin olmadığı anlar uykularımızı böler, rüyalarımıza girer..

Bir mehmetçiğin cansız bedenini anne-babasına teslim ederken, hani basında tek satırlık bile haber olamayan, hani hangi mankenin o gece kiminle yattığı kadar toplum ve basın nezdinde haber değeri taşımayan bir yiğit vatan evladının cansız bedenini sevdiklerine teslim ederken küçülüp kaybolmak isteriz. Gözlerimizi kaçıracak yer ararız. Dilimiz damağımız kurur. Gözlerimiz yanar.. Ama gene de dik durmamız gerektiğini biliriz.

Mesai saatimiz yoktur. İş bitince gideriz evimize. Ayda ortalam 5 gün 24 saat esasına göre nöbet tutarız, haftanın bir günü gece eğitimine katılırız. Tatbikatlar, özel görevler bunun dışındadır. Göreve 24 saat hazırız. Görev gerektiğinde zaman kavramı yoktur.

Biz Yunan sınırında, biz Irak sınırında, biz GABAR Dağında, biz Bosna’da, biz Lübnan’dayız. Biz Şemdinli’de, biz Hakkari’deyiz...

Biz, Kuşadası’nda, Bodrum’da Çeşme'de masa başında klimalı, kaloriferli ofislerinde oturan büro memurları ile aynı kefeye konarız. Görev koşullarımız ve sorumluluklarımız kıyas kabul etmese de aynı derece ve kademeden göreve başlatılırız.

Mesai saatimiz yoktur. İş bitince evimize gideriz ve bir kuruş fazla mesai tazminatı alamayız.

Meslek hayatımızın nerdeyse üçte biri nöbette, tatbikatta, gece eğitiminde, özel görevlerde ve evimizden uzakta geçer. Biz eşlerimizin hamileliğini, çocuklarımızın bebekliğini, diploma günlerini, ana-babamızın hastalıklarını görmeyiz. Biz işimizle evliyiz.

Biz Türk Silahlı Kuvvetleri'nin tüm yükünü omuzlarında taşıyan onurlu emekçileri, biz Assubaylarız.

NE İSTİYORUZ ?

Biz hiyerarşiye saygılıyız, ne daha fazlasını ne de imtiyaz istiyoruz. Bizler sadece adalet, eşitlik ve insan onuruna saygı istiyoruz.

Ne kimsenin aldığı maaşta, ne flamalı arabalarında, ne eşlerine tahsis edilen sivil plakalı sivil şoförlü araçlarında, ne saltanatlarında gözümüz var...

1. Üniversite bitirdiği halde 1 'nci derecenin dördüncü kademesine düşemeyen tek kamu görevlisiyiz. Görev koşulları ve sorumlulukları assubaylarla kıyaslanamayacak birçok devlet memurundan daha alt derece ve kademeden göreve başlatılıyoruz. Tek neden assubay oluşumuzdur. Bu durum akla, mantığa, anayasaya ve hatta insanlık anlayışına aykırıdır. MYO mezunu Emniyet Hizmetleri, meclis stenografları, ziraat ev ekonomistleri teknik hizmetleri ile Lisans mezunu olan daha birçok devlet memuru 657 sayılı Devlet memurları kanununun ortak hükümlerinde belirtilen derece ve kademelerin (görev koşulları dikkate alınarak) bir üst derecesinden göreve başlarlar. Oysa Yüksek Okul mezunu assubaylar büro memurları ile aynı derece ve kademeden göreve başlamaktadır. Adalet ve eşitlik gereği MYO mezunu assubayların 9/2 Lisans mezunlarının 8 'nci dereceden göreve başlatılarak adalet ve eşitlik sağlanmalıdır.

2. Aynı süre görev yapan, aynı tahsil süresine tabi bir emekli subayla bir emekli assubay kıyaslandığında aradaki maaş farkı %300' dür. Haksızlık yapılırken bile bir insaf olmalı.

3.Silahlı Kuvvetler'de sayısal oran ¼ civarındadır. Yani bir subaya karşı dört assubay mevcudu vardır. Daha açık bir deyimle Türk Silahlı Kuvvetleri'nde 100 subay varsa 400 assubay vardır. Ancak sosyal tesisler söz konusu olunca bunun tam tersi vardır. Ordu evlerinden askeri kamplara kadar tüm sosyal tesislerde hem nitelik yönünden hem sayısal olarak assubaylara sağlanan imkanlar subaylara tanınan imkanların üçte biri bile değildir. Sayısal durum göz önüne alındığında aradaki korkunç uçurum çok daha iyi farkedilecektir.

4.Türk Silahlı Kuvvetleri'nden Lise Mezunu olup, emekli olan albaylar mevcuttur. Daha sonra harp okulları iki, üç ve son olarak dört yıla çıkartılmıştır. Emekli olanların intibakları da yeni duruma göre düzeltilmiştir. Assubay okulları da Yüksek Okul seviyesine çıkartılmış olmasına rağmen, tüm kapılar çalınmış ancak sonuç alınamamıştır.

5.Hastanın emeklinin rütbesi olur mu? Ancak birçok askeri hastanede A-B-C poliklinik hizmetleri ile subaylar lehine ayrımcılık yapılmaktadır.

6.Lojman konusu daha da iç karartıcıdır. Burada bir oran neredeyse söz konusu değildir.Lojmanların %40' ı assubaylara %55 'i subaylara % 5' i (Jandarmada % 15 'i) uzman çavuş ve sivillere tahsis edilir. Ancak bu sayısal oranla terstir. Kısaca subaylardan arta kalan lojmanlar assubaylara verilir.

7. Emekli Sandığı Kanununun EK-70 Maddesi 1 'nci fıkra (b) bendinde yer alan gruplardaki oranlar belli bir seviyede azalmasına rağmen 3'ncü ve 2'nci derecedeki personelin oranları orantısız bir şekilde azaldığı için bu dereceden maaş alan personel 1-3 yıllık eksik hizmet için ömür boyu % 30-40 oranında eksik maaş almaktadır. Bu konu müteaddit defalar Genelkurmay ve MSB tarafından söz verilmesine rağmen düzeltilmemiştir.

8. Yürürlükteki iç hizmet kanunu ve askeri ceza 1930’lu yıllardan kalma ve çağın çok gerisindedir. Personel kanunundaki hükümler subaylara imtiyaz ve ayrıcalık tanımaktadır.

9. Türkiye Cumhuriyeti bir Hukuk Devletidir. En yüksek makam olan Cumhurbaşkanı’nın hürriyeti bağlayıcı ceza vermeye, yani hapis cezası vermeye yetkisi yoktur. Ancak Ordu’ya yeni katılmış, mesleği hukuk olmayan bir subayın kendi kararı ile hapis cezası verme yetkisi vardır. İddia makamı ve yargıç aynı kişidir. Olağanüstü durumlarda olağanüstü kararlar alınması gereği elbette ve özellikle de görevi savaşmak olan ordu için kabul edilebilir bir durumdur. Ancak, olağanüstü durumlarda olağanüstü mahkemeler oluşturulması gerekir. İnsan hak ve özgürlükleri olağanüstü durumlar söz konusu edilerek göz ardı edilemez. Kaldı ki hapis cezası yetkisi olağanüstü durumlarda değil, olağan durumlarda ve barış konuşlanması içinde de geçerlidir. AİHM bir assubayın başvurusu üzerine şahsi hürriyetin sadece mahkemelerce hakim kararı ile kısıtlanabileceğine hükmederek Türkiye'yi tazminata hükmetmesine rağmen oda hapsi cezası amirlerce verilmeye devam edilmektedir !

10. Askerlikte hiyerarşik yapı gerekli ve hatta zorunludur. Bunu üniforma taşıyan herkes bilir ve kabul eder. Ancak, askeri garnizonlarda eşlerin ve çok acıdır ki çocukların da rütbesi vardır. Karşılıklı insani saygıdan kimsenin rahatsızlık duyması söz konusu değildir. Ancak, senin baban assubay sen arka sıraya geç.. Benim babam subay ben senden önde oturacağım, burası subayların sosyal tesisi sen assubay eşi çocuğusun giremezsin, benim eşimin rütbesi seninkinden yüksek hizmet önceliği benim mantığı, ne yazık ki genç beyinlere kardeşlik yerine husumeti, sınıfsal ayrımcılığı yerleştirmektedir. Bu çağdışı düşünce ve tahakküm arzusu terkedilmelidir.

11. Kamu düzeninin işleyişi bellidir. Polisin özlük hakları İçişleri bakanlığı tarafından takip ve teklif edilir. Öğretmenlerin özlük haklarına ilişkin kanun ve teklifler Milli Eğitim Bakanlığı tarafından takip edilir. Assubayların da haklarının da Genelkurmay Başkanlığı ve MSB tarafından takip edilmesi gerekir. Ancak hem görevde olan assubaylara hem de emeklilerine ne yazık ki üvey evlat muamelesi yapılmakta, yukarıda ana hatları ile özetlenen haklara ilişkin hiçbir çalışma yapılmadığı gibi, ne yazık ki meclise kadar gelen teklifler bizzat Genelkurmay tarafından engellenmektedir !

12. Üyelerinin % 60 'ını oluşturan assubaylar OYAK ve şirketlerinde denetim ve yönetim kurullarında temsil edilmemektedir. Oysa kendi imkanları ile yüksek lisans doktora yapmış assubay mevcuttur. Oyak, emekli olanlara birikmiş aidatlarına cüzî bir nema ödeyerek kurumla ilişiklerini kesmektedir. Aidat miktarı ile orantılı hisse senedi verilmelidir. Bu konuda TEMAD (Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği) tarafından açılan dava maalesef red edilmiştir. İç Hukuk yolları tüketildiği için konu AİHM götürülmüştür..

13. Assubaylar 631 sayılı KHK gereği almaları gereken tazminatları alamamaktadırlar. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu 631 sayılı KHK özüne aykırı olarak uygulama içeren 2002/3546 sayılı BKK 1 'nci maddesinin adil olmadığı gerekçesi ile iptaline karar vermiş olmasına rağmen yeni düzenlemede aynı haksızlık devam ettirilmiştir.

14. Günümüzün koşulları ve lisans mezunlarının er olarak askerlik yapmaları dikkate alınarak, assubay MYO Lisans seviyesine çıkarılmalıdır.

www.emekliassubaylar.org

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Mücadelenizi destekliyorum. Adil bir düzenleme yapılmasını ve bu düzenlemede emekli binbaşı ve altındaki subayların da unutulmamasını temenni ediyorum. Selâmlar...

İsmail Hakkı CENGİZ 
 11.01.2013 17:31
Cevap :
TSK personel arasındaki ayrımcılık son bulsun adalet herkes için gereklidir derken personel ayırımı yapmıyoruz.TSK ayni ülküyü paylaşan birbirinin kucağında can verenlerin ocağıdır; Adalet sağlanmazsa güçlü ordu güçlü Türkiye sadece slogandan ibaret kalır ki bu ençok TSK düşmanlarını mutlu eder umarız bu zihniyetin son bulması hepimizin ortak dileğidir.   11.01.2013 19:52
 

Adaletsizlik her yerde. Oysa karnı ve onuru doyurulan her bir birey bu toplum için çok daha yararlı işler üretebilir. Umarım sesinizi duyması gerekenler duyar. Bir anımı anlatacağım. Turizm sektöründeydik. En az 12 saat, ortalama 16 saat, zaman zaman da 24 saat çalışırdık. Kışın üç dört ay boş kaldığımız olurdu. O zaman üst katımızda oturan Kuran kursu hocası bir bayan vardı. Haftada sadece üç dört gün, 3-4 saatliğine işe gider 350 milyon alırdı. Öğrenci sayısı 25-30. Biz ise ne fazla mesai dediğiniz gibi ne de başka bir şey. Mesayiye kalacaksın diyorlarsa, kalacaksın. Yoksa öbür günü olmazsa ertesi günü kendini kapının önünde bulursun. Aldığımız maaş ise o zamanlarda 200 milyondu. Bir tarafta haftada 3-4 gün çalışıp, ekxra ücretler hariç 350 milyon alan Kuran Kursu hocası, bir yanda ortalama çalışma saati 16 dan 6 gün çalışan bizler. Mevlitlerden, vaizlerden, vs. aldıkları hariç. Onun için bileklerine kadar altınla gezerlerdi... Gel de isyan etme. Saygılar

Ayrıntıda gezinmek 
 16.09.2009 2:24
Cevap :
Adalet olmayan yerde hiçbirşey olmaz; Adalet kavramını kendi menfaati olarak yorumlayanlara da birgün adalet gerekebilir.Haksızlıklara tepkisizlik yeni haksızlıklara davetiyedir. Saygılarımla  16.09.2009 22:20
 

Sayın GÜRPINAR;Kim olduğumuzu ve ne istediğimizi öyle güzel anlatmışsınız ki...Yazacak yorum bile bulamıyorum.Hani eski bir özdeyiş var ya ARİF OLAN ANLAR diyelim.Ne dersiniz? muhataplarımız arif kişilermidir?Bir kez daha sizlere teşekkürlerimi sunuyorum.İyi ki varsınız.

H.Ibrahim BEGIMGIL 
 08.09.2009 3:24
Cevap :
Geminin su almaya başladığını bizler içinse sabır taşının çoktan çatladığını umarız farkederler  08.09.2009 15:26
 

Sayın Ersen Gürpınar abimize çalışmalarından ötürü teşekkür ederim,haklar hiç bir zaman gümüş tepside sunulmaz,mücadele vererek alınır,bu onurlu mücadeleye el ele vermekle başarırız,birlikte olmakla başarırız,çoğunluğun sesi önemli onun için herkesi onurlu mücadeleye çağırıyorum,bütün meslektaşlarıma saygılar sunarım.

orhan ceylan 
 07.09.2009 23:20
Cevap :
Dileklerinize aynen katılıyorum haklı va yasal mücadelemizi ancak birlikte kazanacağız teşekkürler  08.09.2009 15:17
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 45
Toplam yorum
: 716
Toplam mesaj
: 41
Ort. okunma sayısı
: 10085
Kayıt tarihi
: 17.10.06
 
 

1948 Edremit doğumluyum.Kara Kuvvetleri personel okulu ve Dicle üniversitesi sosyal bilimler Sevk ve..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster