Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Ekim '15

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
45
 

Biz nasıl bu hale geldik ?

Son günlerde sosyal medyada çok paylaşılan bir video düşündürttü bana bunları. Günlerdir bu sorunun yanıtını arıyorum.

12 Martları, 12 Eylülleri en sıcağıyla yaşamış biri olarak eğer ben yadırgıyorsam, yeni nesil kim bilir nasıl dehşete düşüyordur.

Eylül ayı içerisinde ülkenin dört bir yanında yapılan” terörü kınama” eylemlerinden biri de Kırşehir’de yapılıdı. Eylem sonrası insanlıktan çıkmış bir güruh; bir kitabevine, daha doğrusu kitaplara saldırdılar. Yakıp yıktılar, hınçlarını alamayanlar kitapların, çocuk oyuncaklarının üzerinde tepindi.

Kitabevinin sahibi ya da ortakları kimdir, bilemiyorum. Ancak Kürt kökenli oldukları kesin ki, kalabalık bu denli öfkeli, kendinden geçmiş, insani duyguları yok olmuş.

Düşünceleri ya da etnik kimliklerinden dolayı hiç kimseye saldırılmasını, zor kullanılmasını kabul etmek mümkün değil elbet. Ola ki, böyle bir olay gerçekleşmiş olsa; bunu sıradan bir adli vaka olarak değerlendirebiliriz.

 Ancak eğer bir insan kalabalığı, gözü dönmüşçesine kitaplara, kitap raflarına, çocuk oyuncaklarına saldırıyorsa ortada sosyal, psikolojik bir vaka var demektir.

Bu olay bir kez daha göstermiştir ki, toplum müthiş bir travma yaşıyor.

İnsanları böylesine hırçın, saldırgan yapan, tahammülsüz kılan sosyal ve psikolojik nedenlerin, bilim insanları tarafından mutlaka araştırılması gerekiyor.

Kuşkusuz, terör olayları hepimizin yüreğini yakıyor. Vicdanı olan herkes, terör nedeniyle yaşamını yitiren insanlarımız için üzülüyor, kızıyor, bazen aşırı tepkiler de veriyoruz.

Bizler demokratik yollardan tepkilerimizi dile getirirken, devlet kendi bildiği ve bellediği yollarla terörle mücadelesini sürdürüyor.

Kimimiz “terörle müzakere olmaz, terörle mücadele edilir” diyoruz.

Kimimiz” terör bir insanlık suçudur, lanetlenmelidir” demekle yetiniyoruz.

Öte yandan toplumun sağduyulu büyük kesimi de;

Terör yalnızca askeri yöntemlerle çözülmez, demokratik mücadeleye ağırlık verilmeli, teröre kaynaklık eden koşullar ortadan kaldırılmalı” diyerek düşüncelerini açıklıyor.

Sonuç olarak terörün panzehiri barıştır.

Ülkemizde barışın sağlanabilmesinin yolu da demokratik siyasetten, barış dilinin hakim kılınmasından geçiyor.

Bu konuda en çok duyarlı davranması, sorumluluk üstlenmesi gerekenler de bu ülkeyi yönetmeye talip olan siyasilerdir.

Peki! onlar, bu sorumluluklarını yerine getiriyor, yeterince duyarlı davranıyorlar mı?

Sonuçları belli bir seçime girerken bile, kendinden olmayan, kendi gibi düşünmeyenlere karşı acımasız sözlerle saldıran, hakaretler yağdıran, etik dışı yollara başvuran siyasiler var oldukça; Kırşehir örneğinde olduğu gibi, kalabalıklar bugün kitaplara, oyuncaklara, yarın onları okuyacak gençlere, oynayacak çocuklara saldıracaklardır.

Oysa biz eskiden bu denli vicdansız, böylesine kin ve nefret dolu, acımasız bir toplum değildik.

Biz ne zaman ve nasıl bu hallere geldik?

Nasıl böylesine saldırgan, insafsız ve sorumsuz insanlar durumuna geldik?

Yunus Emre, Mevlana kültürüyle yetişmiş bir toplumu bu kadar kısa bir sürede nasıl savaş çığırtkanı, insana, yaşama, kitaba düşman hale getirdiler.

Kırşehir insanı sakin yaradılışlı, konuksever, insanı değerlere önem veren bir yapıya sahiptir. Orada gerçekleşen bu insanlık dışı saldırıdan dolayı Kırşehir insanını itham altında bırakmak, suçlamak gibi bir düşüncemiz kesinlikle olamaz.

Ancak burada üzerinde durulması ve acil önlem alınması gereken bir sosyal rahatsızlık var.

Siyasilerin yenik düştükleri kişisel hırs ve iktidar hevesleri yüzünden kullandıkları kavga dili toplumu her geçen gün biraz daha germekte, kamplara bölmektedir.

Bunu fırsat bilenlerin kışkırtmalarına, provakasyonlarına kapılan kimi grupların taşkınlıkları hem huzuru bozmakta, hem de toplumda korku yaratmaktadır.

Bu korku, kaos ve belirsizlik ortamı; tam da egemen güçlerin aradığı ortamlar.

Asırlarca aynı coğrafyada barış içinde bir arada yaşamış bizler bunu hak etmiyoruz.

Ülkede ve bölgemizde barış isteniyorsa eğer; önce toplumun rehabilite edilmesi gerekiyor.

Her an patlamaya hazır bomba, nerede üzerine basacağımızı bilmediğimiz deli mayınlar gibi şaşkın bir toplum haline getirdiler bizi. Acılarımızın yasını tutamaz, başarılarımıza sevinemez hale geldik.

Oysa biz o kadar çok barışı istiyor ve hak ediyoruz ki!

Savaşlara ve savaş çığırtkanlarına inat Barış, hemen şimdi!

 

AYHAN ONGUN(Gazeteci-Yazar)  20.10.2015/BODRUM

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 396
Toplam yorum
: 69
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 165
Kayıt tarihi
: 13.01.10
 
 

Barış içinde, birlikte yaşayabilmek adına insan ve emek odaklı paylaşımlardan yanayım.   Öğretmen..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster