Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

kevser şekercioğlu akın

http://blog.milliyet.com.tr/kevser

09 Nisan '07

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
6297
 

Biz olabilmek

“Neden zaman ayırıp yüzyüze konuşmuyorsun benimle” diye soruyorsun telefonda. Konuşacak bir şeyim olsa konuşmaz mıyım diye soruyorum, soruna karşılık. “Bizim hakkımızda tek başına karar veremezsin buna birlikte karar vermemiz gerekmiyor mu?” diye kızgınlıkla sorduğun soruya “İkimiz hiç biz olabildik mi” diye soruyorum gereğinden fazla sakin bir ses tonuyla.

Bütün ifadelerden arınmış ses tonum bana bile yabancı geliyor. Biz olmak ne demek acaba diye düşünüyorum. Beni bir kenara bırakarak, benleri bütünleştirerek yeni bir daire oluşturup, olacakların hesabını kar hanesinin içine katmadan yaşayabilmek. Becerebildik mi biz olamadan bunu? Hayır. Paylaşılmamış uzayan zaman dilimlerinde hem birlikte hem ayrı ayrı kendi zamanlarımızı ayrı mekanlarda tüketerek biz olunmuyor.

Biz olabilmek için daha fazlası lazım. Sadece sevmek, kırılganlıkları karşındakini üzmemeye çalışırken susturmak, isteyip de söyleyememek, isteyip de elde edememek hemde inançlarını yok farz edip neyi beklediğini bilmeden beklemek yetmiyor biz olmaya. Ne aşk ne de hayat ince hesaplarla uğraşanlardan hoşlanmıyor biliyor musun? Şu olsun sonra, bu da geçsin belkilerle asla bütün olamayan bizler gibi sonuçlar yaşıyor sonunda insanlar.

Biz olabilmek için ertelenemez zamanlar, bekletilemez yaşananlar. Hayata dair fikri ve kararlılığı olamayanlar bitenin ve gidenin ardından ne olduğunu anlayamadan şaşırırlar ya, ben de buna çok şaşırıyorum. Neyi konuşabiliriz ki bütün konuşmaların yetersiz kaldığı noktalarda. Bundan sonrası oluşamamış biz’in benlerini yıpratmaktan başka bir işe yaramaz.

Ne garip, hep tüketmemek adına ilişkimizi, susturulmuş bütün konuşmalarımı dile getirmezken kendi içimde yarattığım sevgimi tüketmişim farkında olmadan hem de yıpratmadan bitirmemek adına yapmışım bunu. Olduğu gibi saklamaya çalışırken azalmış isteklerim ertelenmişlikler ardında. Çok klasiktir ama sevmek emek ister. Aşırılıkların hiçbirini içine almazken fazla serbest bırakmalarda da ipini salar gitsin diye aşk.

Biz olmak biraz da paylaşmaktır aslında. Ben’leri boğmadan, bunaltmadan biz’i korumak. Yaşamak ister biz, toparlanması gerekirse toparlanmalı, eksiklikler varsa bölüşerek giderilmeli, eldekiler çarpılarak çoğaltılmalıdır ki büyüyebilsin ve tamamlasın gelişimini. Ortak paydaların olmadığı mekansız birlikteliklerde mahremiyet ne kadar korunabilir ki?

Evet, mekan-zaman ister birliktelikler. Sabah birlikte uyanmaya, paylaşmaya, yalnızlığa-kalabalığa, sessizliğe-gürültüye, bazen günü onu çok özleyerek geçirmeye bazen de kısa yokluklarda nefes almaya ihtiyacı vardır. Hastalıklarda kötü günlerde “Ben yanındayım” lara iyi günlerde de uyumla dans ederken “Sen olmasan olmazdı”larla beslenmesi gerekir. Kimi zaman sinsi sinsi sokuşturmalara kimi zaman da ağız tadıyla yapılan kavgalar ister. Fırtınalarda pencereleri sıkı sıkı kapatmak, soğuklarda sıkı sıkı ısınmak, güneşli günlerde uzun yolculuklar, farklı manzaralar seyretmek ister. Güzel bir film seyrederken aynı mendille sessizce gözyaşlarının silinmesidir, flörtümsü kıskançlıklarla ben buradayım dikkatli ol mesajları veren tehditle bakan sevgi dolu gözlerdedir. Ama illa güvenle uyumaktır koyun koyuna. Hayata ve insanlara “Biz” adına laf söyletmeyenler, hayatı ve getirdiklerini yaşabiliyorlarsa yan yana çoğu kez de onaya sunmadan yapabiliyorlarsa bunu ve o noktada cevapsız suskun sorular doluyorsa ortalığa oluşmaya çalışan “biz” yavaş yavaş başlıyor ayrılmaya.

Birlikteliğini, başkalarının gözüyle hayata bakarak, başkalarının sözüyle yönlendirmeye ve şekillendirmeye çalışırken onaya sunan, onay bulamayınca yaşanacakları erteleyen insanların birlikte bir “biz” olamayacaklarını anlaman dileklerimle bağlamak istiyorum yazımı.

Oldum olası keşkelerden hiç hoşlanmamışımdır ama keşke bugün seninle konuşabilecek bir şeylerim olsaydı da bu boğan sessizlik içinde olmasaydık.

Kevser Şekercioğlu

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hani ikili ilişkilerde hele evlilik bağı yıllanmış ve de törpülenmiş olarak mevcutsa,ya kenetlenir iki insan ya da zaman içinde kendiliğinden çözülür gider ve en sonunda da kopmaya mahkumdur. Taraflardan biri hazırlar bu planı genellikle,önce kaçış yapacağı yeni limanı arar,bulur da, sonra gelecek için istif yapmaya başlar,acımasızca,bencilce,ben olmaya giden yolları aça aça,diğer taraf bunu hiç mi hissetmez, O, BİZ OLDUĞUNDAN o kadar emindir ki,karşısındakini kendisinden ayrı bir parça olarak asla düşünemez, çünkü kendisi ile ortak yaşamı paylaşıyordur ya! Yetmez mi bu kadarı? Biryerlerde atnı çatıda hayatı paylaşmak,evli olmak,çocuklar değildir yeten BİZ olmaya. Nedir BİZ OLMAK? Anlamaktır,dinlemektir konuşabilmektir. Biri susup diğeri sürekli konuşuyorsa bu da sonu hazırlar. Biri susacak diğeri dinlemeyi bilecek. İşte BİZE GİDEN keskin bir viraj size...

NİLGÜN BURSA 
 09.04.2007 11:33
Cevap :
Biz olabilmek için önce BEN olmayı öğrenmek zorundayız. İki yarım bir bütün olunca BİZ olunamıyor. İki tam-dan bir BİZ çıkıyor. İplerin tamamını teslim etmemek gerek diye düşünüyorum. Ben teslim etmedim de doğruyu buldum mu? Hayır. Ama ben ısrarla sağlıklı bizler olabileceğini savunuyorum. Umarım herkes sağlıklı BİZ ler oluşturabilecekleri ortam ve insan bulabilirler. Sevgiyle kalın.  10.04.2007 8:30
 

" biz" olmak... tüm sorunlar burada başlıyor işte. olmak, yaşatmak sıcaklığı ile. Bakışlarınla, dokunuşlarınla, sözlerin ile biz diyebilmek. sevgilerimle..

erol aslan 
 09.04.2007 10:53
Cevap :
Zor değil ki! Yaşayan örnekleri var tarihte, çevremde. Zor olan zordan korkmak bana göre. Hoşçakalın  09.04.2007 11:03
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 353
Toplam yorum
: 1576
Toplam mesaj
: 310
Ort. okunma sayısı
: 865
Kayıt tarihi
: 15.01.07
 
 

1965 Akçakoca doğumluyum. Evli ve dört kız annesiyim, küçük bir kızın  anneannesiyim. A.Ü. Halkla..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster