Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Ocak '16

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
862
 

Biz olacağınız insan kim? Hesapsız-çıkarsız, farklı olmadığında “doğru” insanlar kaçıyor.

Biz olacağınız insan kim? Hesapsız-çıkarsız, farklı olmadığında “doğru” insanlar kaçıyor.
 

“Seninle birlikte yaşlanmak istiyorum…”

Bir zamanlar belki de duyulabilen, söylenebilen ama maalesef yeni yüzyılda unutulan harika bir cümle bu…

Bakıyorum da gerçekten mutlu olabilen çiftler kadar çok daha fazla oranda dışarıdan mutlu gibi görünen ama aslında iç dinamiğinde birbirleri ile gerçekten bir ilişkiyi tam anlamıyla yaşamayan ne kadar çok insan var…

Ya da artık yorulmaya başlamış ve ilişkilerden uzak durmaya çalışan bir o kadar daha insan… Doğru insan gelse de farkında olamayıp onu da elinden kaçırabilen insanlar da oldukça fazla sanırım.

Kimi zaman yeni bir ilişkiye başlarken birçoğumuzun en büyük iç hesaplaşmalarından biri belki de daha önce yaşadığı ve tecrübe ettiği negatif ya da yıpratıcı ilişkilerden dolayı kendince bir savunma mekanizması geliştirmiş olabilmesinde yatan sebepler…

Hatta öyle bir duvar örmüş insanlarla karşılaşılabiliyor ki o duvarı aşmak ciddi metanet istiyor.

Kimi zaman da defalarca tekrarlanan hatalar belki de aşkın daha çabuk ölmesini tetikliyor.

Ama tek bir bildiğim var ki AŞK: hesapsız olmalı… Çıkarsız olmalı… Ve her iki tarafın da emeği ile beslenebilir olmalı…

Aşkı söylemek kadar gösterebilmek de esas olan… Hiçbir aşk karşılıklı fedakarlık olmadan gerçek aşk olamaz bana göre…

Aşk emek ister, fedakarlık ister, karşılıklı ilgi ister ve en önemlisi saygı ister. Birbirine yapılan tatlı sürprizler, gönül almalar, jestler ve güzel davranışlar ister.

En önemlisi de kaliteli iletişim, güzel sohbetler ister. Yargılamaların olmadığı ya da en aza indirilebildiği bir anlayış ister.

Özellikle dış dünyada birbirine destek olmak, arka çıkmak ister.

Her ilişkinin dinamiği farklıdır. Her sevda da farklıdır belki… Elbette ki ara sıra dalgalanmalar da olur güzel paylaşılan anlar kadar… Ama aşk yaşanıyorsa asla pes etmemek de gerekir.

Kadının erkeğe, erkeğin de kadına nazik, kibar davranıldığı, gerçek değerin hissettirildiği bir beraberlik ister AŞK…

AŞK; birlikte eğlenceli ve kaliteli zaman geçirebilmeyi, sohbet edebilmeyi, birbirini tamamlayabilmeyi, birbirini geliştirebilmeyi, ben derken biz de diyebilmeyi, birbirini yormak yerine dinlendirebilmeyi ister…

Sorgulamalarla tüketilmeyen bir ömrü…

Ve en önemlisi de çıkarsız, hesapsız olabilmeyi ve sadece beklentiler üzerine kurulmamayı ister aşk..

Belki de aşk günümüzde insanlara bu yüzden küsmeye başlamıştır: yaşanması gerektiği gibi yaşatılamadığı için…

Belki de bu yüzdendir: doğru insan kalmadı mı artık demelerin arttığı bir yüzyılda yaşıyor olmamız… Doğru insandan öte doğru ilişkiler kaldı mı? Ya da birliktelikleri doğru yürütebilen? Ben bu ikinci kısmı daha çok düşünüyorum açıkçası…

"Bir erkek yeterli, bir kadın da değerli olduğunun hissettirilmesi gerekirken, iki tarafın da kadın gibi kadın, erkek gibi erkek hissettirilemediği ilişkilerin yaşanmaya başladığı, yozlaşmış ve doyumsuzluk üzerine kurulan, hesaplı-kitaplı ya da çıkarcı ilişkilerin son yıllarda daha da arttığı bir Dünya’da AŞK küsmekte haksız mı?" 

Ya da doğru insanların artık çok daha fazla seçici olması ve yanlış bir ilişki yaşamaktansa kaliteli yalnızlığı seçmesi? Bir insanı gerçekten istiyorsanız, kırın bu döngüyü...

 

“Biz” olup olamayacağı nasıl anlaşılabilir?

Yeni yüzyılda çok daha zor oldu galiba “biz” diyebilmek…

Birçoğumuzun yakındığı o soru: “Doğru insan nerede?”

Doğru insan frekanslarımızın uyabildiği, güvenebildiğimiz, ortak alanlarımızı paylaşabildiğimiz, karşılıklı değer verip kendi değerlerimizi ve ortak kültürümüzü paylaşabildiğimiz ve en önemlisi o bilinen ve çok kullanılan tabir: “elektrik alabildiğimiz” insan mı?

Doğru insan kadar doğru ilişki yapısı ile yaşanan doğru ilişkiler de olmalı gibi geliyor bana… İki doğru insan yan yana geldiğinde doğru ilişki yaşamıyorsa sonuç gene çok sevimli olamayabiliyor.

Keşke her şey zaman ilerledikçe, ilk başlangıcındaki o aynı heyecan, ilgi ve iletişim kalitesi ile sürebilse… Maalesef ben derken biraz da biz denemiyorsa o başlangıçtaki güzellikler çabuk sönebiliyor. Heyecan, tutku, ilgi ya da aşk bitebiliyor.

Bağımsız iki kişinin bir araya gelip birbirlerini tanıma süreçleri, ortak alanlarını anlamaları ya da düşünce yapılarının kesişmesi elbette ki çok kolay olamayabiliyor ya da biraz sabır ve emek gerekiyor. Herkesin farklı bir yapısı, karakteri, bakış açıları ya da bir yaşam tarzı var.

Karşındaki insanda kendinden bir şeyler bulabildiğin zaman belki de onu tanıma isteğin ya da birlikte zaman geçirme isteğin çok daha fazla olabiliyor. İlişki yürütebilmek gerçekten farklı bir enerji istiyor belki de…

İki farklı insanın ortak bir hayatı yürütme ve paylaşma çabası… Bu belki de bir beceri bilemiyorum. Evet, belki pek kolay değil ama eğer istenirse biraz ben derken biraz da biz diyebilme dengesini oturtabilir taraflar…

Elbette ki ilişkiyi paylaşırken atlanmaması gereken önemli bir nokta var: ben alanlarına saygı duyabilmek… Karşı tarafın ilgi alanlarına, arkadaşları ile vakit geçirebilmesine, ailesi ile paylaştığı zamanlara ya da çalışıyorsa iş hayatındaki yoğunluğuna gibi, gibi… Bir ilişkinin sağlıklı yürüyebilmesi biraz da ben ve biz kavramlarını dengeli tutabilmek başarısı ile daha anlamlı olabilir.

Bir insanla (ben demeyi tamamen unutmadan tabi) nasıl biz olabileceğimizi anlayabiliriz?

İlgi alanlarını, ortak kültürleri paylaşabiliyor musunuz?

Birbirinizin kendi hayatına saygı duyabiliyor musunuz? Yeri geldiğinde “Ben” olabilmesine izin verebiliyor musunuz?

Farklı yapılarda, farklı karakterlerde olabileceğinizi kabul edip karşılıklı olarak karşı tarafı değiştirme çabasına girme gereğini hissetmeden ilişkiyi yaşamayı başarabiliyor musunuz?

Birbirinizin aileleri ile ya da arkadaşları ile aynı ortamda bulunabilmek size keyif verebiliyor mu? Ya da en azından bu ortamlarda birlikte zaman geçirmeyi istiyor musunuz?

Birbirinizi değerli hissettirmeyi başarabiliyor musunuz?

Birbirinize saygılı, kibar ve anlayışlı yaklaşabiliyor musunuz?

Sadık kalabiliyor musunuz?

Karşılıklı güven duyabiliyor musunuz?

İlişkiyi hesaplar ya da çıkarlar ya da beklentiler üzerine kurulan bir ilişki olarak değil karşı tarafı sevdiğiniz, onunla zamanı paylaşmaktan mutluluk duyduğunuz için kurulan bir ilişki olarak görebiliyor musunuz?

Birbirinizi yormak, yargılamak yerine keyifli ve sağlıklı bir iletişim kurabiliyor musunuz?

Konuşabiliyor musunuz? Sohbet etmekten, birlikte zaman geçirmekten karşılıklı keyif alabiliyor musunuz?

Bir ilişkiye başlamadan, bir insanı hayatınıza almadan önce bunları sorun kendinize.

 

 

Yeşim Buyurgan

 

İlişki ve Yaşam Koçu, Eğitmen

 

Yazılar telif hakları gereği isim ve link yazılmadan kopyalanamaz.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 92
Toplam yorum
: 402
Toplam mesaj
: 26
Ort. okunma sayısı
: 3600
Kayıt tarihi
: 10.11.10
 
 

İstanbul Teknik Üniversitesi Kimya Bölümü'nden Kimyager olarak mezun olmuştur. 1996-1997 yılları ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster