Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Ağustos '18

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
105
 

Bizans İmparatorluğunda Kilise ve Din

Bizans İmparatorluğunda Kilise ve Din
 

Yeryüzünde maddi ve manevi oluşan her şeyin temelinde dinin büyük etkisi gözden kaçırılamaz. Medeniyet yolunda konan her taşta, dini düşüncelerin izlerini hissetmek mümkündür. Kitleleri  ve ülkü etrafında birleştiren, onları sevk ve idare eden kudret, motor güçü olarak çağlar boyunca büyük bir fonksiyon içra etmiştir. Ayrıca insanlığı zamana zaman mutsuzluğuna, asırlarca kan ve gözyaşının akmasının perde arkasında da dinin izlerini ve etkisini görmek mümkündür. Kısaca din binlerce yıllık dünya hayatında gerek toplumların hayatının şekillenmesinde, gerek ferdin şekillenmesinde önemli bir etkisi vardır.

Bizans tarihini objektif bir şekilde tahlil edebilmek için öncelikle imparatorluğun dine bakışını ve din algısına bakmak gerekir. Kilisenin devlet üzerindeki etkisi, dinin siyasete, dinin sanata ve topluma olan etkisini anlamak açısından son derece önemlidir.

Milano fermanı ( m.s 313) ile Hıristiyanlığa tanınan özgürlük ile devletin içinde yayılması daha hızlı bir şekilde oldu.

            Romalılar o muhteşem cihan imparatorluğunu tesis ederken, devlet felsefesinin oluşmasında en çok ondan yararlanmışlardır. Dini insanları kalplerinde yaşayan bir inanç olmaktan çıkarıp, devlet felsefinini motoro haline getirmişlerdir. Bu önce paganizm ve onun herçeşidi, IV. Yüzyıldan sonra da Hıristiyanlık olmuştur.[1]

            Roma bir düşünceden hareket ederek fethettiği topraklarda netice itibariyle düşmanlarını dost ediniyor; onları Romalaştırıyordu. Çicero ve Horatius Roma’nın gelişmesini gücünü muhafaza etmesini, inançlara ve dine bağlarken, bu hakikati çok yerinde bir tespittir. [2]

            M.Ö IV.ve III. Yüzyıllarda devlet dinine dahil edilen mahalli inançlar ve kültler okrat bir kültürün oluşmasına ve devletin birliğini sağlamaya çok büyük katkılarda bulunmuştur. Ayrıca M.Ö. son yüzyılda yunan  felsefesi, bu karışımı daha da zenginleştirmiştir. Nitekim imparator Augustus, batma tehlikesi geçiren imparatorluğu, ancak devletin resmi dinini güçlendirmek; başka bir ifadeyle dinini bu fonkisyoner gücünü imparatorun dünyevi yetkisiyle nikahlayarak başarabilmiştir.[3] Konstantinos 313 yıllında Hıristiyanlık dinini kabul ederken amaç aslında Romanın düşünün engellemek ve kendi tahtını korumak olacaktır. Çünkü yeni kurulan doğu roma yani Bizans daha güçlü olması lazımdı.  Nitekim birleşmede din ile olurdu.

            Roma’da üç kıta üzerinde toprakları olan, yayılma alanı geniş imparatorluklardan bir tanesi olarak üzerinde hakimiyet kurduğu topraklar da çeşitli dinler, ırklar ve milletlere ev sahipliği yapmıştır. Roma hakimiyet kurduğu topraklar üzerin de ılımlı bir politika takip ederek onları zorla din değiştirme yönünde zorlamayan bir görünümü vardır. Nitekim bu dinlerden bir taneside Yahudilikti[4]. Miladi 30/ yıllara dayanana bu din isa-mesih adında bir peygamberin çıktığına şahid oluyoruz, Hıristiyanlığın kurucusu olarak kabul edilen hz. İsa hakkındaki bilgeler tamamen İncil ve yeni ahideki mektuplardan gelmektedir. Hz isa’nın üç yıllık tebliğ dönemi hakkında detaylı bir bilgi yoktur. Yeni ahid genel bir değerlendirmeye tabi tutacak olursak; isa yeni bir din meydana getirmemiştir. O, ırkının bütün çizgilerini üzerinde taşıyan safkan bir yahudiydi. Elinde de Tevrat vardı ve hahamların, Musa’nın getirdiği şeriatın bozduğunu söylerek onlarla mücadele ediyordu. Kısacası o kendini Musa’nın dininin reformcusu olarak görüyordu. Etrafında toplanan havarilerde ona sıkı sıkıya bağlı olan havraya muntazam devam eden kimselerdir. [5]

            Yukarıda Hıristiyanlığın nasıl ortaya çıktığını kısaca değindik Roma topraklarında bu yeni din geniş topraklara yayılması ve genişlemesi ilk başta Filistin, Suriye, Mezopotamya, Ermenistan, Anadolu, batı da Makedonya, Yunanistan, güney İtalya, Fransa, ve ispanya olmak üzere yayılmıştır.

            Hıristiyanlığın bu kadar çabuk yayılması ve geniş alanlara yayılması bazı otoritelerin zoruna gidecektir elbette bundan dolayı yönetim alanında ve ordu da bile kendisine bu kadar taraftar bulan Yahudiliğin bir kolu gibi görünen din zamanla kendi başına bir din olmaya ve evrenselleşmeye başladı. Artık taraftarı çoğaldı ve bu çoğalma beraberinde bir güç ortaya çıkarır ordu da bile sağlam taraftar bulmuştu. Bundan dolayı imparator Trajan ilk olarak dogu seferi sırasında önemli katliamlarda bulundu ve kilise babalarını tutuklattı ordu içinde ki askerleri Ermenistan sınırların sürdü. 11.000 kişi inancından dolayı katledildi. [6]

            Devletin Hıristiyanlarla barışması 313 yıllında Milano fermanı ile oldu fermanda neler vardı peki ;

Büyük konstantinden önceki zulüm ve baskı dönemlerinde müsadere edilen kilise ye ait tüm mal varlığı iade edildi.

Devletin resmi dinine bahşedilen imtiyazlarnı aynısını Hıristiyanlığa da tanındı

Ruhban sınıfı genel hizmetlerden muaf tutuldu.

Kiliselere ve manastırlara vakıf elde etme hakkı tanındı

Pazar günü resmi tatail olarak kabul edildi

Piskoposlara has özel haklar tanındı

Din adamları din eğitimi yapan öğrenciler ve her sınıftan ruhbanlar askerlikten muaf tutuldu.

Kilise ve din kurumları vergiden muaf tutuldu

Din adamları sınıfına mensup olanlar her türlü devlet memuriyetinden de muaf tutuldu.

Hıristiyanlar putperts şenliklerine katılmaktan muaf tutuldu

Kilise, tahsisat adı altında devletten her yıl külliyatlı miktarda yardım almaya başlayacak[7]

Devlet nezdinde bu kadar ayrıcalık kazanan Hıristiyanlar V. Yüzyıla gelince artık kendi aralarında münakaşa ve bölünmeye başladılar. Gerek pavlos’un fikirlerinden gerekse felsefi akımlardan dolayı teslis inancına bir türlü yerine oturtamıyorlardı. nasıl gerçek insan olabilirdi.[8]

Bu şekilde Hıristiyanlar arasında münakaşalar epeyce bir zaman sürdü. Justinian devri bzans imparatorluğu için bir dönüm noktasıdır. Latin kökenli olan bu büyük hükümdar o muhteşem imparatorluğu eski sınırları içinde tekrar diriltmek yabancı asıllı barbarlarla, dini sapkınlıkların hâkimiyetinden kurtarmayı kendine vazife addediyordu. Bu dönem de uygulanmak istenen politika “Tek devlet, Tek kanun, Tek kilise” hedefi doğrultusunda imparator çalışmalar yapmıştır.

      Justinianos kendisini “Cesaropapizm[9]”diye bilinen devlet adım olmak justinianosun temel din-devlet politikası olmuştur. Zira o kendisinin tanrı tarafından gönderildiğine ve hiçbir hatta yapmaması için melekler tarafından kontrol edildiğini idda ediyordu.[10]

  Justinianos bu politika gereği Roma kilisesinin patriğini çağırır ve roma kilisesi ile bir protokol imzalar resmi kilisenin idari ve teolojik ilkelerine ters düşen tüm uygulamaları kaldırdı. İmparator yeni dini politikasını bir fermenla tüm ülkeye ilan etti.[11] Antakya monofizitlerini ortadan kaldırmak için onlara baskı ve şiddetle bastırılmaya çalışıldı. Antakya da halk ayaklanması çıkar ve binlerce kişi bu isyanda katledilir. [12]

Hıristiyan aleminde kilise ve din adamları devlet politikasının önemli bir ölçüde etkilemiştir. Bazı imparatorlar bu din politikasını hayatıyla ödemişlerdir. Örneğin: imparator mavrikos dönemi Bizans tarihi için önemli bir dönüm noktasıdır. Yıllardan beri İran’la devam eden savaşlar onun döneminde Bizans lehine sonuçlanmış. Ancak takip ettiği dini politika, mali açıdan da orduda baş gösteren huzursuzluk, katline sebep olmuştur. On binlerin önünde karısı ve çocukları ile birlikte öldürülmüştür.[13]

Mavrikostan sonra başa geçen Phokas, Papa Gregorius dini politikasını değiştirdi. Papa Gregorius I. İn tüm ateşli protestolarına karşı mavrikos döneminde de başkent patriği Ökümenliklik sıfatını kullanıyordu. Phokas papa  ya gönderiği fermanla Kadıköy konsilinin XXVIII. Maddesini lağvettiğini ve Roma kilisesinin aziz Petrus un kilisesi olarak tüm Hıristiyan aleminin başı olarak kabul ettiğni,” belirtti.[14]

            III. Leon tahta geçtikten sonra(717) kilise ve ruhaniler arasındaki çekişme gün yüzüne çıkmaya başladı. Tarihe ikonoklazm olarak geçen bu dini-siyasi tabir bir devre adını vermiştir.bir nevi Hıristiyanlık kisvesine bürünmüş putperestlikle savaş diye adlandırılan bu hareket yeterli derece de Bizans tarihiyle uğraşan ilim adamları tarafından sıhhatlice tetkik edilmemiştir. Bunun en büyük nedeni de bu hareketin taraflarınca kaleme alınan eserlerin ve o dönem kosil kararlarının, muzaffa muhaliflerce imha edilmiş olmasıdır.[15]

            İkonoklast[16] hareketi III. Leon döneminde imparatorun amacı olan her yerde ikonoklastığı yayma çabaları nedeniyle kendisine destekçi buldu ve 17 ocak 730 yıllında istanbul da konsil toplayarak bu tasvirlere tapınmayı mahkum ettirdi. Bu konuda bir ferman hazırlayarak kosile de bunu onaylattı ancak kendi patriği Germanius bu kararlara ve fermana imza koymadı. İmparatorun bütün baskılarına rağmen tutumunu değiştirmedi. Bunun üzerine imparator, patriği azlederek. Onun yerine bu karaları ve fermanı destekleyen Anastası 22 ocak günü İstanbul patriği olarak takdis ettirdi. [17]  böylece fermanla ikonolara serbestlik geldi.

            Konsil kararlarına göre başta kiliseler olmak üzere tüm manastırlar ve ibadethaneler bir nevi puthane haline gelmişlerdi. Hıristiyanlığı eski safiyetine kavuşturmak için bunların yok edilmesi gerekiyordu. Zaten konsilin aldığı karar gereği hiçbir resasam ve heykeltıraş artık sanatını bu yönden icra edemeyecekti hiç kimse bu tür şeyleri evine dahi bulundurması yasaktı. Ancak bu seferde ibadethaneler çok cansız ve çok ruhsuz bir hale dönüşmüştü bunu gidermek için tıpkı emevi camilerinde görüldüğü gibi, kilise ve manastırlara manzara resimleriyle süslenmeye başlandı. Ressamlar sanatlarını artık bu yönden icra etmeye başladılar. İbadethaneler kuş, ağaç, Nehir vb tabiat tasvirlerle muhteşem bahçe tablolarıyla tezyin edildi.[18]  Bu tasvir kırıcılık ve tasvircilik[19] uzun yıllar Bizans siyasetin de önemli bir yer aldı.



  • [1]Mehmet çelik, s, 7
  • [2]Barrow, s.7
  • [3]Doğrul, s. 64
  • [4] Anadolu da Yahudiliğin ilk temsilcilerini yunanca konuşan Romaniotlar teşkil eder. Romaniotlar Anadolu’daki en eski Yahudi unsurunu oluştururlar, diğer yandan  da Bizans imparatorluğunun en belirgin uvatandaşlarını temsil ediyorlardı. Anadolu’yu feth eden Türk askerleri, yunanca konuşan bu yerli Yahudilerle karşılaşmışlardır. Romaniot denilen bu yerli Yahudi halkı Anadolu’un batı kesimlerinde İstanbul’da Yunanistan da ve balkanlarda dikkat çekiyordu.  Bernand Lewis, İslam Dünyasında Yahudiler, çev. Bahadır Sina Şener, Ankara 1996, s. 131
  • [5]Mehmet çelik, s.14
  • [6]Atiya s. 174
  • [7] Vasiliyev, Bizans s. 63
  • [8]Arthur john maclean “nastoryanism” enhcylopedia of religion and ethics, ed James hastings and jıhn a. Selbie and luis H.Gray Edinburgh 1917, vol. IX.  S, 323
  • [9][9]cesaropapaizm; batılıların uydurduğu bu sözcüğün Bizans kaynaklarında mevcut olmadığını belirtelim terimin yaygın biçimde kullanılmasının başlıca nedeni, akademisyenlerin, Bizans politik teorisin tanımlamak için sıklıkla batılı bakış açısından hareket etme eğiliminde olmalarıdır. Batı’da en azından 800 yıllından sonra sacerdotium ve regnum iki farklı kişinin, papa ile batılı imparatorun elindeydi XI. Yüzyılın ortasında itibaren politik egemenlik için zaman zaman şiddetli anlaşmazlıklar yaşayan bu ikili, Alplerden dolayı coğrafi olarak birbirlerinden ayrılmış durumdaydılar. Öte yandan Bizans’ta  dinsel ve dünyevi alanlarda çok keskin bir ayrılık mevcut değildi. İmparator ve patrik makamı derühte etmektenyseler de aynı yerde ikamet ederlerdi ve genellikle birlekte çalışırlardı. Ondan dolayı sezarın imparator ve papa olması inanılırdı.  Tarihçi Diyakoz Leo’nun X, yüzyılda imparator John Tzimiskes’e atfettiği şu cümleler pragmatik yaklaşımından daha önemli “ bu dünya da iki güç tanıyorum; ruhban sınıfı  ve imparatorluk; birincisine dünyanın yaratıcısı ruhların korunması görevini, ikincisine vücutların korunmasını görevini vermiştir banlar zarar görmedikçe dünyanın huzuru yerinde olacaktır. Deno j. Geanakoplos, Bizans imparatorluğu’nda kilise ve devlet: Sezaropapizm sorunu yeniden düşünmen, çev. Mustafa Alican, tarih okul dergisi, sayı  IX, 2011, s. 170
  • [10]Mehmet çelik s. 63
  • [11]  Bu fermanda. Hıristiyan ismi altında Heretic düşüncelilere resmi kilisenin hak yoluna dönmeleri için bir aylık bir süre tanınıyordu. Kiliselerin ise Ortodokslara teslimi emrediliyordu. Ayrıca bu sapkınların devlte kademelerindeki tüm görevlerine son verildiği, mahkemelerde şahitlik dahi yapamayacakları miraslarının evlatlarına değil devlete kalacağını bildiriyordu. Bütün bunları haklı göstermek için de “ gerçek tanrıya tapmayanları, dünya malından yoksun bırakmak haktı ve sapkınlar, canlarının kurtuluşu olmalarına şükretmelidirler.” Deniliyordu. Levçenko, s.78
  • [12]çelik, s.64
  • [13]Bailly, s. 112
  • [14]Ostrogorsky, s.77
  • [15]Çelik, s.  97
  • [16]  İkona sever teolojinin en sistemlisi ise Şamlı yuhanna(657-749) ve Stoudion’lu Theodoros(759-826) tarfından geliştirilmiştir. Samlı Yuhanna, “görünür olan sizler nasıl görünmez şeylere tapınabiliyorsunuz” diye yazar. İkona kırıcıların aşırı ruhçuluğu onları, İsa Mesih’in bedeninin fiziksel değil göksel olduğunu ileri süren eski Gnostiklerle ayın kategoriye sokmaktadır. Bedenlenmenin ardından tanrıya benzerlik görünür kılınmış böylece eski ahit’teki tanrısal olanı resmetme yasağı iptal edilmiştir.  Mircea Eliade, Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi, Muhammed’den Reform Çağına, cilt, III, s.9 
  • [17]Bailly. s. 16
  • [18]Ostrogorsky, 161
  • [19] İkonalara yapılan ibadetlerin sebeplerinin açıklanmasında önemli bir yer tutan nutkun da anlattığı vakada “ Hz. İsa’yı görme arzusunda olan ancak rahatsızlığı dolayısıyla yanına gidemeyen Urfa Prensi Abgaros İsa’ya Ananias adında birini gönderir. Bu kişi İsa ile konuşurken, bir yandan da resmini çizmeye çalışır. Bu kişi, Abgaros’a insan elinden çıkma bir resim götürme arzusundadır. Ancak bunu gören İsa yıkadığı yüzün kuruladığı mendile cemali akseder; bu mendili kendini görmeyi çok arzu eden Abgaros’a götürmesi için Ananias’a verir.” 
  • Bir diğer rivayette: İsa çarmıha gerilmek üzere golgota’ya giderken, terler. Şakirtleri tarafından terinin silinmesi için kendisine bir mendil verilir. Terini sildiği bu mendile cemali akseder. İsa bu mendili Toma’ya geri verir.  Toma’da daha sonra bunu Urfa da bulunan yetmiş havari’den Toma ‘da daha sonra Urfa’da bulunan yetmiş havari’den Thadeos’a gönderir. Bu resmi Thadeos’tan Abgaros alır ve bir tahta üzerine yapıştırdıktan sonra, etrafını süsler ve herkesin ibadet etmesine müsaade eder.  Mustafa gören, İkonoklastik konsil ve Yahya Dımeşki, Kafkas üniversitesi sosyal bilimer enstitüsü dergisi sayı 14, s.65

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 9
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 596
Kayıt tarihi
: 19.04.17
 
 

Fırat Üniversitesi Yüksek Lisans, Genel Türk Tarihi Bizans Tarihçisi ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster