Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Mart '17

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
19
 

Bize güçlü bir hikaye gerek

2015 yılında terörden en fazla etkilenen iki Avrupa devleti oldu. Bunlardan birincisi Fransa iken diğeri Avrupa devleti olarak kabul edilirse pek tabii ki diğeri de ülkemiz Türkiye’ydi. Hiç kimse terör konusunda Türkiye ile Fransa’yı birbirine karıştırmaktan özenle kaçınsa da 14 Temmuz’da kamyon saldırısının ardından derhal 15 Temmuz gecesi Türkiye’de bir darbe girişimi yaşandı. Kimse bunların birbiriyle alakası olmadığını düşünse de 2015 yılında en çok sermayenin dünyada yer değiştirdiği iki ülke de Avrupa’da Fransa ile Türkiye olmuş. Türkiye’de geçen yıllara göre değişim % 500 olurken Fransa da 2015 yılında en fazla sermaye çıkışının olduğu ülkelerden biri olmuş. Tüm bunların tesadüf olması mümkün değildir. Türkiye ile Fransa arasında benzerlikler neler tabi onu anlamaya bizim bilgimiz tam olarak yeterli olmasa ortada böyle bir gerçek var. Bir haber sitesi bunu şöyle haber yapmış. “Peki,en fazla milyoner kaybeden ülkeler neresi? İlk sırada terörün derin izler bıraktığı Fransa var. Bu ülkeden giden milyonerlerin sayısı 12 bin. İkinci olan Çin'den 9 bin, üçüncü Brezilya'dan 8 bin, dördüncülüğü paylaşan Türkiye'den ve Hindistan'dan 6'şar bin” (1)http://www.cnnturk.com/ekonomi/turkiye/6-bin-turk-milyoner-turkiyeden-ayrildi

Hafızası çok iyi olanlar gayet iyi hatırlayacaklardır ki; Antalya’da çok önemli bir zirve olurken Paris’te ardı ardına silahlı saldırılar olmuş, Fransa başbakanı mecburen Antalya’ya gelişini iptal etmişti ve yerine Dışişleri bakanını gönderdiğini duyurmuştu. Bu da muhtemelen Fransa’ya güçlü bir mesajdı. Mesajlar 14 ve 15 Temmuzda yukarıda belirttiğim gibi iki ulusa birden yeniden hatırlatılmış ve ondan sonraki olaylar biliyorsunuz. Fransa ise derin bir suskunluğa bürünmüşe benziyor. Çok büyük olaylarda Ortadoğu’da önemli roller üstlenen Fransa bu bölgedeki etkisini tamamen yitirmiş görünüyor. Suriye1947 yılına kadar bölgede askeri güçtü. 1947 yılı dünyada iki devletin kuruluşuna tanık oldu. İngiltere'nin hakimiyet bölgesinden İsrail, Fransa'nın hakimiyet bölgesinden Suriye yeni devletler statüsüne kavuştu. 

80’li yıllarda ortaokula gidenler bilirler. O zamanlar ortaokullarda üç farklı yabancı dilden birisini Türkiye’de ortaokullarda seçmek zorundaydı. O zaman da torpilli olanlar kendilerini İngilizce sınıfına yazdırırken, diğerleri önce Almanca sonra da Fransızca dillerinden birini seçmek zorundaydı. Zamanla ilginç bir şekilde İngilizce diğerlerinin hepsinin tozunu attırıp tek tabanca kalmayı bildi. Almanca ve Fransızca öğretmenleri de ortaokullarda zorunlu İngilizce derslerine girmeye başladılar veya birçoğu da müdür yardımcısı ve müdür olarak görevine devam ederken, o dallarda eğitim gören üniversite öğrencileri de doğal olarak farklı iş alanlarına yönelmek mecburiyetinde kaldılar. Dil emperyalizm araçlarından en önemlilerinden biridir. O tarihten sonra İngilizce, İngiltere ve Amerika Türkiye üzerindeki en önemli hak sahibi oldu. 

Türkiye'den her yıl binlerce uzman devlet bursuyla çeşitli kurumlardan olmak üzere ABD'ye gönderilirken, paralarını Türkiye Cumhuriyeti ödedi. Aynı şekilde okullarımızda uygulanan müfredatla en başarısız olduğumuz alanlardan biri de İngilizce Eğitimi olarak tarihe geçti. Öyle ki, çoğu üniversite mezunu mühendis bile üniveristeden sonra kurslara devam etmediyse yurtdışında kendisine bir somun ekmek aldırabilecek dil becerisinden neredeyse yoksundur.  Yıllardır Amerikalılar, İngiliz sömürgelerinden alınan yabancı dil eğitimine rağmen sonuç pek değişmiş değil. Bizim başka bir yanılgımızın da dil öğrenilince bilim, ilim, irfan herşey tamam kabul edilecek bir ruh hali yaşıyor olmamız gibi bir saçmalığı yaşıyoruz. 

Dünya kamuoyuna açıklananların aksine büyük ihtimalle çok büyük olaylara gebe. Bizim en büyük ticari ortağımız olan Almanya ve Hollanda’nın tutumu ve Trump’a Amerikan kamuoyundan yükselen itirazlar ve köşeye sıkışmış bir başkan görüntüsü. Son görüşmelerde Merkel’le Trump’ın görüntüsü büyük güçler arasında her an bir kıvılcımın ateşinin tutuşacağına dair bazı işaretler veriyor. Fillerin dertlerinin yanında karıncaların dertleri mi olurmuş. Tabi koskocaman ülkelerin birbirlerine sürekli ceza kestiklerini görünce ortada ters giden bir şeylerin olduğu görülüyor ama sorun acaba tam olarak nedir?

                                                                                    ***

Alman asıllı firmalar sürekli olarak sürekli ABD tarafından cezalandırıldılar. 2007 krizi esnasında Alman asıllı Lehman Brothers adlı grup daha önce piyasanın en büyüklerinden biriyken piyasadan silinmiş, diğerlerine ise yaklaşık 1 trilyon dolara kadar para aktarılmış, piyasanın ateşi bankalara yardım yapılmak suretiyle söndürülmüştü!

 

Almanya ne istiyor? Petrol, uzay ve nükleer silahlanma alanlarında dışlanan Avrupa’nın “süper gücü” Almanya yenilebilir enerjiyi devlet politikası olarak belirlemiş durumda. 2010 Yılında ziyaret ettiğimiz Almanya’da fosil yakıtlara olan bağımlılığını en aza indirmek istiyor. Peki, dünya petrol piyasası hangi ülkeler arasında dönüyor. BP, (İngiltere), Lukoil (Rusya), Shell ve Petrol Ofisi (Hollanda)ve pek tabii ki en önemli oyuncu Rockefeller. Şu hani yüz yaşın üstünde olan ve yedinci kez kalp nakli olan ve bugün öldüğü açıklanan “derin Amerika” 

Almanya’da konunu uzmanı Almanlarla konuştuğumda devlet politikası olarak yenilenebilir enerjiye büyük önem verdiklerini hatta 2010 yılında elektrik enerjisi ihtiyacının %17’sini güneş enerjisinden karşıladıklarını açıklamışlardı. Isı pompası, sudan H ve O moleküllerinden deneysel olarak elektrik üretecek durumdaydılar ve hatta meslek lisesinde böyle bir projenin prototipini de bize göstererek zevkle nasıl çalıştığını da anlattılar. O yıllarda bizde hala yenilenebilir enerji ile ilgili en ufak bir yasa dahi yoktu. Yasa yine 2010 yılında ve biz Almanya’dan döndükten sonra çıkmıştı. En önemli sorunlarının enerji olduğunu defalarca yineleyen Almanlar, Rusların her an tehdidiyle karşı karşıya olduklarını ve bu sorunun çözümü için çok hızlı adam atma zorunluluğundan bahsediyorlardı.

2015 yılı seçimlerinde Türkiye’de mevcut hükümet yerli otomobil üretecekleri hususunda adım atacaklarına dair karar alıp iki adet prototipi de İsveç’li bir firmaya yaptırmış hatta Türkiye’ye getirmişlerdi. Ancak bu arada en önemli sorun; Türkiye Avrupalı otomobil üreticilerinin, en değerli pazarıydı. Belediyeler, valilikler, makam sahibi herkes Türkiye’de bindiği otomobile göre sınıf atladığını düşünür. Başkentte lüks bir semtte veya bir işadamları toplantısında yüzlerce porş, mersedes, bmv hatta Ferrari görebilirsiniz. Değerleri yüzlerce milyon doları hatta belki de milyar dolarları bulur ama malum bizim gibiler o değerleri anlayamayabilir. Çünkü oradaki arabaların çoğu bizim gibilerin hayallerinin dahi dışındadır. 15 Temmuz öncesi birçok savcının Almanya’ya kaçması, kaçırılması ile ilgili olarak bu pazarın kaybedilme tehlikesi ile ilgili sorun var mıdır? Bunu bilebilmek bizim gibi sıradan insanlar için mümkün değil. Ancak bir ülke ne kadar güçlüyse firmaları da ancak o kadar güçlü olabiliyor. Ya da ordusunun eli firmalarının eli kadar uzun olabiliyor. Firmaları ne kadar güçlüyse ordusu da o kadar güçlü olabiliyor.15 sonrası Almanya’nın Türkiye’den kaçanların tamamına yakınını ülkesinde ağırlamasının nedeni başka şeyler de olabilir. Ancak Pazar en önemli ve en değerli ifadedir.

Kim dost, kim düşman bilmek, bilebilmek mümkün değil. Bugün dost kabul edilenler yarın sabah erkenden bir de bakıyoruz olmuşlar düşman. Türkler olarak bizler duygusal insanlarız. Kabul etmemiz gereken en önemli husus ise; dostluk hele de başka devletlerle dostluktan bahsetmek budalalıktan başka bir şey değil. Çıkarlar, çıkarlar, çıkarlar var. Bunu korumak için hem birlik hem de beraberlik şart ancak; kimi entelektüel, kimi aydın, kimi Müslüman, kimi dost, kimi yardımsever, kimi İmam, kimi de "doğan görünüşlü şahin"!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 437
Toplam yorum
: 57
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 196
Kayıt tarihi
: 15.10.14
 
 

Adım İlhan AYDIN,   "Kimse anasını, babasını, doğduğu yeri seçemez. Ama iyi insan olmayı seçebili..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster