Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Ocak '18

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
283
 

Bizim Coğrafyada Evlilik

Bizim Coğrafyada Evlilik
 

2018 in ilk yazısını bu konu üzerinde yazacakmışım demek ki.
Hiç de aklımda yoktu oysa. 
Aslında zengin içerikli bir konudur evlilik. 
Üstünde yazılıp, söylenecek çok şey vardır herkesin dağarcığında.
Her kadın ve erkek kendi evli olmasa bile, en azından bir evliliğe, kendi anne babasının evliliğine yakın plan tanıklık etti.
İçine doğduğumuz, içerden bildiğimiz, yaşamımıza etki etmiş, bildiğimiz bir mevzudur yani. 
 
Ben bir dönem Çift ve Aile Danışmanı olarak Aile Mahkemelerinde boşanma davalarına bilirkişi raporu hazırladım. 
Mahkemeye boşanmak için başvurmuş çiftlerin dosyasını okumuş, taraflarla ayrı ayrı ve birlikte görüşmüş, varsa ortak çocukları ve kimi zaman çiftin geniş aile üyelerini de dinlemiş biri olarak bu konuda bir hayli gözlem ve deneyimim var. 
 
Boşanma bir evliliğin bitiş aşaması elbette.
İş o noktaya gelince geri dönüş hikayesi daha az oluyor. 
Bizim ülkede boşanmaların çok medeni ve dostane olmadığı, içinde bol miktarda öfke, hınç, kırgınlık, gözyaşı ve hayal kırıklığı bulundurduğu açıktır.
Gerçek şu ki evlilik kararı ne kadar mutluluk verirse,  boşanma kararı da ne olursa olsun taraflar için hüzün verici, acılı bir durumdur.
Kişi kendi gözünde ve maalesef bizim gibi kültürlerde ayrıca önemi olan elalemin nazarında " başarısız" olmuştur.
Yeterince  güçlü değilse özgüven duygusu zedelenmiş, daha da kötüsü " sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer" misali karşı cinse ve evlilik kurumuna da güven hafif yollu sarsılmıştır. 
Mal bölüşümü sorunlu olur hele de en fenası çocuklar da mal gibi bölüşülmeye kalkışılırsa maddi manevi insanı yıpratan, yoran bir durumdur bir evliliğin bitişi. 
 
Evlilik kurumu iflas mı ediyor? Boşanmalar arttı mı? sorusu çok sık sorulur oldu günümüzde. 
 
Evet özellikle batı toplumlarında evlilik yerine birlikte yaşamanın daha çok tercih edildiği görülüyor. 
Bizim ülkemizde de bu örnekler artıyor.
Ancak yine de evlilik oranının azalmadığı ancak evlilik yaşının yükseldiğini görüyoruz özellikle okuyan genç kesimde.
Boşanmalar da ise bir artış söz konusu...
Çünkü yaşamın her alanında olduğu gibi evlilikte de bilinç ve gelişmişlik gerek.
Zihnen, ruhen, bedenen...
 
Evlilik resmen devam ediyor olsa da mutlu  olmadığı halde ailesinin onayını alamadığı ya da güvencesi olmadığı için boşanamayanlar,
 
Boşanma isteği şiddet yoluyla sindirilen ve hatta yaşamı tehdit altında olanlar, 
 
Dışardan güllük gülistan gözüküp, içerden dağılmış yuvalar, 
 
Yürümediği halde  " aman çocuklar büyüsün de sonra " diyerek boşanmanın ileri tarihe ertelendiği haller, 
 
İki kişinin arasındaki  ruhsal ve duygusal bir bağ olmaktan uzak, şirket ortaklığı tipi birliktelikler, 
Ve yine son olarak " bu saatten sonra ne yapacam"  ve " millet ne der " diye devam eden zoraki evlilikleri de sayarsak, 
 
Aslında bizim coğrafyada çoğu evliliğin taraflara mutluluk, huzur ve doyum sağlamadığı , zorla ayakta tutulan " sallantıda evlilkler " e tanıklık ettiğimiz bir gerçek.
 
Böyle devam eden  evliliklerin toplumda ruh ve akıl sağlığı bozuk insana, değer görmeyen, sahip çıkılmayan çocuklara, sosyal ve ahlaki açıdan çöküntülere de davetiye çıkardığı ortada. 
 
Evliliğin gidişatı, bir evliliğin ne zaman bittiği, evliliğin toplumsal ve ahlaki dayanakları, insan doğasının evliliğe ve özellikle tek eşliliğe uygun olup olmaması, aile kavramı, bizim toplumumuzda kadın olsun erkek olsun bireyin bireyselleşmesi ile ilgili yaşanan sorunlar vb. gibi pek çok alt başlıkta irdelenecek, tartışılıp, konuşulacak çok geniş bir genel başlık " Evlilik " 
 
Onlar üzerinde ne düşündüğümü, ne yorumladığımı belki başka zamanda yazarım.
 
Şimdilik sadece kişisel görüşüm olarak şunu söyleyeyim:
Evlilik, iki insan önce kendini ve sonra da birbirini bulmuşsa bu dünyadaki cennettir.
 
Evlilik için " dünya evine girmek " tabiri kullanılır. 
Dünya evine girmek ve orada da kalmak için önce kadın ve erkeğin kendi dünyalarını tanıması, bilmesi daha sonra birlikte bir dünya yaratması gerekiyor. 
 
Doğan Cüceloğlu Hoca' nın ne güzel, ne doğru bir tespiti var: 
Kendini tanımayan, dengini bulamaz.
 
Yılın bu ilk yazısını evlilik üzerine yazmamın bir sebebi var. 
 
Gittikçe toplum sağlığı bozulan bir ülke resmi çiziyoruz son yıllarda...
 
Bunu trafikte, sokakta, evde her yerde görmek mümkün.
Sözlü ve fiili şiddet sanki çok normalmiş gibi bir hal aldı.
 
Bilhassa da erkeğin kadına uyguladığı şiddet, sönen hayatlar, her gün gazete ve televizyonlarda içler acısı haberlere konu oluyor. 
En ciddi darbeyi alanlar ise sorunlu devam eden ya da dağılan yuvaların altında kalan çocuklar.
 
Evlilik kadar boşanmak da normaldir ve bazen bozuk ve düzelme ümidi olmayan bir evliliğin devam etmesinden çok daha sağlıklıdır. 
Hem kadın hem de erkek için.
Mümkünse çocuk sahibi olmadan...
 
Gençler ve özellikle de genç kızlar ! 
Belki şu an çok sevdiğiniz bir insanla evliliğin arifesinde olabilirsiniz. 
Bir değil, iki değil, defalarca düşünün lütfen. 
Hem kendinizi hem de karşınızdaki kişiyi doğru tanımaya çalışın. 
Evlilik sadece bedensel ve ruhsal anlamda değil, zihinsel ve düşünsel anlamda da bir birliktelik gerektirir, bunu dikkate alın.
İki insanın birbirine aşk duyması güzeldir. 
Duyguların coşkunluğuna kimsenin itirazı yok.
Ancak evlenme kararını duygular tavan yaptığında değil, durulduğunda almak en doğrusu.
Çünkü bir insanı bütün yönleriyle tanımak, sevmek ile sevdiğini zannetmek aynı şey değil. 
Aşk sandığınız şey, hayatınızın kabusuna da dönüşebilir.
 
Evliliğe iki kişi olarak başlanır.
Ancak bizim coğrafyada evlilikler her iki tarafın aile fertlerinin de yer aldığı oldukça büyük bir resimdir. 
Kişinin nasıl bir ortamda yetiştiğini, kimlerle etkileştiğini, hangi değerlere sahip olduğu ya da olmadığını gözlemlemek ve doğru değerlendirebilmek çok önemli.
En büyük yanılgı kişinin karşısındaki insanı değiştirebileceğini düşünmesidir.
İnsanlar değişir, ancak bütün değişimler kişinin sadece kendi isteği ile mümkündür.
Kişi kendini değiştirir, kimse kimseyi değiştiremez. 
Ben onu değiştiririm fikri, daha çok kadınların zihninde olan ama pratikte asla işlemeyen bir yanılgı...
 
İki tarafın ailesi arasında sosyo- kültürel farkın çok olduğu evlilikler baştan risk barındırır.
Hemen olmazsa ilerde mutlaka!
Özellikle de çocuk yetiştirirken...
 
Madde bağımlılığı, öfke nöbetleri, pasif agresif kişilik, şiddete eğilim, aşırı kontrolcü,  aşırı kıskanç tutum,  sorumsuzluk gibi bir ilişkide ciddi  arazlar çıkaracak durumlar varsa sakın bunları değiştirilebilir, düzeltilebilir olduğunu düşünmeyin.
 
Genç erkekler ve genç kızlar, 
Bir yuva kurmaya karar verdiğiniz vakit, aşık olduğunuz,  evlenmeyi düşündüğünüz kişiyi  sadece bir eş olarak seçmediğinizi, 
aynı zamanda doğacak  çocuklarınıza  hayat boyu bir ebeveyn seçtiğinizi unutmayın.
 
Ve  anne babalar!
Lütfen çocuklarımızı kendi hayallerimizin, beklentilerimizin, kendi plan ve alışkanlıklarımızın kurbanı yapmayalım.
Evlenmeden çok önce çocuklarımızın önce kendilerini doğru tanımalarına, kendilerini  bulmalarına fırsat ve emek vermeli. 
Fiziksel, ruhsal ve düşünsel anlamda olgunlaşmalarına çalışılmalı. 
Daha önce de söylediğim gibi iki insan önce kendini sonra birbirini bulmuşsa evlilik bu dünyadaki cennettir.
Ama evliliği cehennem misali yaşayan öyle çok insan var ki bu ülkede...
Bu alevi en başta eğitimle söndürmenin zamanı çoktan geldi de geçiyor! 
 
 
 
Meryem Kadıoğlu, Abbas Oğuz bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Değerli Çiğdem Timur, Gençler için çok değerli yazınızı maalesef şimdi okuma fırsatı bulabildim. işaret ettikleriniz: taraflarının mutlaka bilmesi gereken ve evlilik için olmazsa olmaz şartların başında gelmektedir. Bunlarla birlikte; konu ile uğraşanların bahsetmekten özellikle kaçındıkları hususlarda bulunmaktadır. Örnek: Kadın veya erkeğin ailesinde erken yaşta yaşanan (boşanmalar-üvey anne-baba-şiddet, vb) olumsuzluklar ve bu yaşananların tarafların üzerine bıraktığı izler. İş; Doğru insanı bulmakla, hatta doğru insan olmakla da bitmiyor. Acı olay yaşayanlar, isteseler dahi, evliliklerine olumlu katkı sağlayamamakta, işin ilginci bunun (nedenlerinin) farkına dahi varamamaktadır. Belki bir çözüm olarak: Devletin, evlilik okulu açması ve taraflarına kendilerini (geçmişlerini sorgulayabilmeleri) tanımaları için örtülü de olsa ayna tutabilmesidir. Ki: İleride, birçok mutsuz insan ortaya çıkmasına mani olunabilsin. Elinize Sağlık. Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 18.05.2018 1:36
Cevap :
İlgi ve katkınıza teşekkürler   21.05.2018 8:27
 

Psikolojik ve sosyal nedenlerin zorlaması evlilikler,evlilik değildir bana göre;hele maddiyat duygusu da varsa bir felakettir böylesi evlilikler.Dengini bulan,gerçekten birbirini tanıyan,sevgi ve saygıya dayanan,içinde güven duygusu olan,sadece bedenen değil de ruhsal boyutu da olan keyif ve neşeyle yürüyen evlilikler evliliktir.Ayrıca küçük yaş evlilikleri hem ahlaken,hem dinen hem de kanunen yasaktır.Küçük yaşlarda evliliği öngörenler kendi sapık zihniyetlerini örtmek ve rahatlatmak içindir...Elinize sağlık Çiğdem hanım.Duyarlıcaydı yazınız.Selam ve saygılarımla.

Abbas Oğuz 
 06.01.2018 14:30
Cevap :
Çok güzel ifade etmişsiniz. Evliliklerde maddiyatın öncelikli olarak düşünülmesi ve geri kalan her şeyin önrmsiz hale gelmesi çok yanlış kararlar aldırıyor gençlere. Özellikle bu zamanda her istenilene her istendiği zamanda sahip olmak, lüks yaşama özenmek sadece gençlerde gözlemlenen bir durum değil. Gittikçe maddenin ( para, statü, güzellik) övüldüğü ama esas doyumun kaynağı olan ruhsal ve düşünsel gelişimin yani maneviyatın yerlerde sürüldüğü bir dönem yaşadık, yaşıyoruz. Küçük yaşta evlilikler ile ilgili tespitinize aynen katılıyorum. Bunun karşısında dimdik duracak,izin vermeyecek aklı ve ruh sağlığı yerinde ahlaklı anne babaların çok olduğuna da yürekten inanıyorum. Yerinde ve güzel tespitleriniz için çok teşekkürler...  07.01.2018 13:48
 

Benim de yılın ilk paylaşacağım toplumsal ve bireysel faydası yüksek yazı bu olacak. Çok doğru bir tanımlama yapışmış. Evlilik, yani dünya cennetine girmek ancak kişinin ÖNCE kendisini bilmiş olmasına bağlıdır. Başka türlü kendi hayat ritmiyle dans edecek eşini bulması sadece şansa kalır. Bizde boşanmaların genelde kavgalı olması sanırım nikah ahdine vefa mavalıyla çile çekmeyi bir onur meziyeti saymaktan ileri geliyor. Düşünüp taşınıp birbirlerine uygun olmadıkları gerekçesiyle sade bir boşanma işinde kusurlu taraf net olmadığı için de tatlılıkla boşanmak eşlerin pek işine gelmiyor. Çünkü bizde dediğiniz gibi evlilikler iki kişilik olmuyor. Boşanan eşler sosyal çevrelerindeki merak karşısında kendilerini savunmaya alıyorlar. Özgüven eksikliği... SAnki aklamaları gerekirmiş gibi. Sorunlar boğazımıza kadar yükselmeyince, hani derler ya bıçak kemiğe dayanmayınca boşanma hamlesi evlilik ayıbı sayılıyor.

Muharrem Soyek 
 06.01.2018 14:02
Cevap :
Evet, medeni halin evlilikten boşanmaya dönüşümü çoğu kez medeniyetsiz biçimde oluyor ne yazık ki! Bu da önce ben ve daha sonra da biz olmayı öğrenememekten kaynaklanıyor diye düşünüyorum. Hep kavgalı olmak. Hem kendiyle hem de karşıdakiyle...Ya da hep haklı, hep doğru olduğunu sanmak... Elbette hiçbir evlilik öyle emek vermeden, düzeltmeye çalışılmadan bitmemeli hele de çocuk varsa. Ama kör topal ve zarar vererek de yürümemeli. Mutlaka bütün yollar denenmeli iyileşmek için. Olmuyorsa da güzellikle sonlanmalı. Teşekkürler yorumunuza ve duyarlılığınıza...  07.01.2018 13:39
 

Ülkemizde evlilik öncesi kan tahlili vb tetkikler isteniliyor da evlenecek kişilerin ruh sağlıklarının ne kadar uygun olduğuna bakılmıyor Çiğdem hanım, nikah öncesinde bu durumun belgelenmesi gerekir. Zira ustaca bir süre saklanan psişik bozukluklar evlendikten sonra açığa çıkıp şiddete dönüşüyor, cana kast gibi acı sonla bitebiliyor. Yapılan bir başka hata da, ilk tanışmada fiziki görünüme aşık olduğu (zannettiği) durum. Yazıda belirttiğiniz gibi kişi önce kendini tanımalı ve kendine uygun olanıyla yaşantısını birleştirmeli, evlenecek bekarlar ve sorunlu evlilikleri olanlar için faydalı bir yazı, teşekkürler, selam ve sevgi ile...

Yurdagül Alkan 
 06.01.2018 12:06
Cevap :
Yorumunuza teşekkür ederim Yurdagül hanım. Dikkat çekmek istediğim konu evliliğin ve aile kurmanın sorumluluğu ve ciddiyeti aslında. Bir başka insandan önce kendimizi tanır bilir olmak, kendi arazlarımızın farkında olmak aslında daha zor inanın. Bu başıma nasıl geldi dediğimiz şeyler göstere göstere gelir çoğu zaman. Hepimizde hafif yollu ruhsal duygusal sorunlar vardır yaşamın içinde. Ama yazıda belirttiğim gibi patolojik durumda olan haller aslında bir ilişkide evlenmeden çok önce gözlemlenir. Ama ya görülmek istenmez, ya değiştirilir zannedilir ya da farkında değildir ama hoşuna gider bu arıza. Daha sonra bu konuda da yazmayı düşünüyorum. Sevgi ve selamlarımla...:)  07.01.2018 13:27
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 107
Toplam yorum
: 461
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 661
Kayıt tarihi
: 18.11.12
 
 

1967 yılında İstanbul'da doğdum.Hacettepe Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesinden 1988 yılınd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster