Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Temmuz '06

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
2810
 

Bizim Nazım Hikmet

Bizim Nazım Hikmet
 

Seni düşünürüm
Anamın kokusu gelir burnuma
Dünya güzeli anamın

Binmişsin atlıkarıncasına içimdeki bayramın
Fırdönersin eteklerinle saçların uçuşur
Bir yitirip bir bulurum al al olmuş yüzünü

Sebebi ne
Seni bir bıçak yarası gibi hatırlamamın
Sen böyle uzakken senin sesini duyup
Yerimden fırlamamın sebebi ne?

Diz çöküp bakarım ellerine
Ellerine dokunmak isterim
Dokunamam
Arkasından camın
Ben bir şaşkın seyircisiyim gülüm
Alaca karanlığımda oynadığım dramın

Bizim Nazım yazdı bu dizeleri, memleketinden, Memet'inden uzakta, içinde kopan fırtınaları bu satırlarla dizginledi. "Bir vapur geçer Varna önünden/Nazım usulca okşar vapuru" derken boğazdan geçecek vapurla, memleket hasretini harmanladı. Karlı kayın ormanında yürürken efkarlandı, bir el aradı bulamadı. Kuvayi Milliye'yi yazarken vatanseverliğin ne olduğunu gösterdi bizlere.

Meclis Başkanımız, Moskova 'da mezarını ziyaret ederken pek hoşnuttu. Sanırım onunda mezarını görmenin "mutluluğunu" taşıyordu. Amacım Nazım Hikmet'in mezarı Türkiye'ye gelsin ya da vatandaşlık hakkı iade edilsin demek değil. Şiirleri kadar hayatı da çok sıradışı olan bir şair olan Nazım'a yeni kuşağın bakış açısı nasıldır? Öğrenciler, gençler O'nu nasıl tanıyorlar? Vatan haini mi yoksa vatansever mi? Komünist mi yoksa bağımsızlık yanlısı bir edebiyatçı mı? Şiirleri mi daha ön planda olmalı yoksa siyasi görüşleri mi? Bunların cevabını hep beraber vermeliyiz.

20'li yaşlarda iyi bir eğitim almak için Paris veya Moskova arasındaki yaptığı tercihin sonuçlarını tahmin edebilseydi acaba Moskova'yı seçer miydi?

"Şeyh Bedrettin Destanı","Memleketimden İnsan Manzaraları","Kuvayi Milliye Destanı" gibi eserleri bize kazandıran insanımıza haketttiği değeri yeni kuşak vermelidir. Öğretmenlerimize, gençlerimize, bizlere değerlerimize sahip çıkmak adına önemli görevler düşüyor.

Berlin'de gezerken bir meydanda Marx, Engels ve Geothe'nin yanyana heykellerini gördüm. Hiçbiri kaide üzerine oturtulmamış ancak iki insan boyu kadar yükseklikteydiler. Aklıma o zaman bizdeki durum gelmişti. Mevlana, Karacaoğlan, Mehmet Akif, Nazım Hikmet gibi "bizim" değerlerimizin bir arada heykelleri ne zaman meydanlarda yer alacaktı? Aynı anda İstanbul'daki heykeller geldi gözümün önüne. Bakımsız, grafitilerle kirletilmiş, martılardan nasibini(!) fazlası ile almış, yanlış yer seçimi nedeni ile farkedilmeden önünden geçilen heykellerimiz...

Son söz yine bizim Nazım'dan:

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür/ve bir orman gibi kardeşcesine/bu hasret bizim...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

dilim dilim... bir özel adam türkçe yazmış. türkçe üretmiş. türkçe düşünmüş. yazdıkları insanı sarıp sarmalayan özel dokunuşlar. nazım yüreğimize dokunuyor. evrensel olandan yola çıkarak bizi tutuyor.

Süleyman Yüzübenli 
 10.02.2007 16:20
Cevap :
Sayın öğretmenim,değerli yorum ve katkınız için teşekkür ederim,saygılarımla.  10.02.2007 16:34
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 242
Toplam yorum
: 879
Toplam mesaj
: 196
Ort. okunma sayısı
: 1746
Kayıt tarihi
: 24.06.06
 
 

1970 doğumluyum.Karadenizin bir sahil şehrinden, hayatın güler yüzlü tarafına tutunmak için İstan..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster