Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Temmuz '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
512
 

Bizim oralar

Bilir misin oğul ?

Duvarları taştan ve harcı çamurdan, çatısı söğüt dalları ve üzeri yarım metre toprak olan bir evde dünyaya ağladım ilk bakışımla...

Kışın çok sert geçer bizim oralarda mevsim, coğrafyamın haşinliğine işlemiş buzlar, boyunu aşan bir yükseklite yağan karla birlikte umutlar donar bir altı ay ve raflarda bekler, kışı donarak geçiren yılına ruhunda... Tipi, boran hayatın bir parçasıdır umutların doruğunda semah tutan...

Bir dolunay olur buzlar üşüyen bedenelere, yakamozu yoktur memleketimin, gece karanlığı hain ve sinsi, köye inen kurt ve çakal sürüleri, günün ihanetini ulumaya başlar, kar taneleri ürperir. gündüzleri donuk bir ruh hali sarar memleketimi, insansız köy sanılır, kardan görünmeyen ev yığınları, yolu olmaz zaten, bir başka yere göç ne mümkün, hasreti yarar gibi kar yarmak ve yol almak mümkün mü ? geceleri komşu evlerinde çocuklarını yanlarına alıp masal anlatan bir başka komşuda, çay yudumlamak ve bir yandan da uyuklamak zamanı babaların şefkatşne sığınmak....

Sonrasında geç olur yelkovan akrep arasındaki mesafe son tükenmiş nefese değer, atrık eve dönme zamanı... Ve dışarısı gündüzü kıskandırırcasına ay ışılsı, her yer gelinlik kız edası, çocuk yüreği kadar temiz ve ana sütü kadar berrak ve bayaz... Kar taneleri vuracakmış yüzüne, iğneyi yerden almak kadar aydınlık yarınlardaki umut gibi, yürürsün sokakları arşınlayıp kaymamak adına tutunduğun baba beline.... Gölge takip eder, gündüzün ikindi zamanı boğazına düğümlnmiş hasret misali, dönüp bakmaya korkar insan gölgesine, geleceğin karanlığı, yarınların umutsuzluğu var sanılır takip eden gölgede... İnsanın kendi gölgesine bile güvenini alan karanlık ve loş geceler... Elektriği yoktu bundan 6-7 yıl öncesine kadar köyümün, gaz lambalarının isinde kararan umutlar vardı, gaz lambaları ile ders çalışan bir tabelesi oldum o loş karanlık köyümün... Hem de ilk talebesiydim bir zamanlar, çocuktum ve şimdi büyüdüm... Okulu da yoktu, öğretmeni de, park ve bahçeleri de yoktu yaşanamayan çocukluk yılların hederliğine hapsedilmiş düşlerde kala kalmak vardı bir başına insan....

Her gecesi bir ömür kadar uzun geceleri memleketimin, iş yok güç yok, gündüz güneşi umudun, gece karanlığı hasretin olur memleketimde, gelinlik çağına gelen kızların çeyiz sandıklarında saklı sevdaları, delikanlı olmak çok zor memleketimin, sevdası, yüreğini işlediği ve kuytu bir köşede verdiği segilisinin koynunda saklı beyaz bir mendile sarılı... Hasret yüklü ahlarında geçen uzun bir kış mevsimi var birim oralarda... Mart ayı yüreklere cemre düşer gibi olur sanki, güneş karları ymuşatır soğukkanlılığından öteler ve geceleri katran düşlere katı olur, bu kat bakışı kainatın, bir süre devam eder, kar üstünde at koştursan da kırılmaz ve batmaz, çıkılır tavşan avına, taşan avı bir umut avcılığı aslında, bir bakarsın ki tavşan yerine bir tilkinin bedeninde hapsedilmiş yaşamlar son nefes tükenişi ile sarsılır gün, sessizlik bozulur birden, keklik kaya yüreğinden çıkamaz korkusundan çiğeri bin bir umuda dağılır... Narin ve kınalı parmakları hasrete imge olur kar beyazı düşlerde, ...

Sonrasında erimeye başlar karlar yürekteki yağlara karışır, sel olur kaninata akar, derya düşlere paletsiz dalan sevdaları boğar sinesinde, çoşar fırat, coşar dicle, ararat asiliğine bürünür, başı dik ama vakur bir haykırış yükselir ararattan...

Yolları da yoktu çocukluğumda memleketimin, köyümün... Hasretleri çamurunda yoğurup yaşanmamışlıklardan alırcasına hırsını yürürsün kasabaya 1 saatlik yolu bir günde, yem yeşil bir çimen kokusu sarar dağlarını, menekşeler, papatyalar büyümeye başlar kardelen bedeninden ayrılmış canlarda... kuzular şen çocuk zıplar kırlarında, meleşir koyunlar otlaklarında dağların ve bir gelini andırır her yer... gelinlik giymez memleketimin kızları, uzun fistansı entari rengarenk, başların rengarenk eşarpları, ve duvağı kırmızı bir peçedendir süslemeleri... Yedi renk birden vücut bulur sevdalarında eli kınalı kızların... Bakmaya doyamazsın...

OĞUL;
Bilir misin ?
Kışı çok serttir bizim oraların, acımasız ve şevkatsız
Tıpkı yaşadığım hayata benzer,
Duvarları taştan, harcı çamurdan,
Çatısı söğüt dalı üzerine boyumca topraktan
Aktiftir fayları, altında kalan düşlere mezar evleri var…

Güneş tüm acımasızlığında doğar,
Kor ateş, yürekte yağ damlar…
Geceleri, sessizdir, ölümlere gülümser.
Kış, dondurarak geçer, yılandır yoksulluk,
Alınlara kazınmış yazgıdır. Beter…

Biliyor musun oğul ?

Elektriği yoktu çocukluğumda köyümün.
Gaz lambasından yükselen is’te ısıttım umutlarımı.
Karanlık geceleri, loş ve kahır kusar yüreklere.
Göremediğim/ göremeyeceğim yarınlar gibi oğul…

Hasret doğradım, çamurunda yoğrulduğum yollarına.
Özlemlerimi mey havası türkülerine yükledim,
Kulaklarımda çınlayan sesinde titredi yüreğim,
Sürgün zamanıydı, göçebe düşlerimde
…? Tanımsız kalan ?

Oğul,
Belki de
Kaçamadığım, yüzyılların yazgısıydı,
Alnıma kazınmış olan ?
Ruhların tutuştuğu sonsuzluktu…
Yalnızlık,
Yoksulluk,
Hasret , kahır ve özlem-di….
Gözlerime dolan !


Sürgün yedim sonrasında, gönülden-gönül’e
Bir ben kaldım “ben”sizliğinde acımasız hayatın…
oğul…

Bin-bir çile, bin-bir kahır yüklü geçer oldu günlerim,
Firari sevdalar sakladım, yüreğimin en kuytu köşesinde,
El değip kirlenmesin diye
Bir yandan gurbetti acı, bir yandan sıla hasreti oğul…

Çobanı oldum, oğul…
Sonsuza sakladığım hayallerimin,
Sol yanımdan kurtlar-çakallar,
Sağ yanımdan haydutlar-haramiler

Dadandılar düşlerime, “seher sabah uykularıma, ”
Her bir yanım param-parça, kahır talanında…
Kurtaramadım, körpe umutlarımı, koç sevdalarımı…
bir tek umudum ? avuçlarıma sakladığım , sen kaldın oğul…

Geldi, sonsuzluğa göç zamanı, …
Yobaza !!?
Dilbaz’a !!?
Bir de riya dünya’ya sakın aldanma oğul.
Bir tek umudum, “yarınların ve sen” olsun şimdi artık,
Bana,
Kırık ve ayaksız bir sal kalsın gözlerimde,
Umutlarım,
Sevdalarım,
Özlem ve düşlerimden başka mirasım olmayacak, affet oğul !!!
Yarınların aydınlık, barış ve kardeşlik umudun olsun…
Oğul…..

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 59
Toplam yorum
: 16
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 624
Kayıt tarihi
: 14.06.08
 
 

Okumanın yaşı yok demiş atalarımız. Zamanımın uyku hariç tamamına yakını okumakla geçiyor. Okumakla ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster