Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Şubat '20

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
37
 

Bizler, "Homo Economicus"lar

En kısa tabiriyle, biz insanları tanımlamakta kullanılan latince kökenli bu terimi, hayatınızda en az bir kere de olsa duymuş olmanız çok muhtemel. Yıllardan beri herkesin yaptığı gibi biz insanları tanımlarken kullanılan ilk terim olmayı başardı bu kelime. Peki daha önce duyduğunuz ya da şimdi ilk defa bu yazı ile duyacağınız bu terimin arkasında aslında ne gibi anlamlar saklı? Bu iki ihtimali de hesaba katarak ( daha önce duymuş ya da ilk defa duyuyor olabileciğiniz ihtimali) sizi molaları olmayan, ancak ikramı bol bir düşünce yolculuğuna çıkarmak istiyorum.

 

 

Terimsel anlamı itibariyle Homo Economicus insanların sürekli olarak rasyonel, dar bir ilgi alanına sahip olan ve öznel olarak tanımlanmış amaçlarını en iyi şekilde takip eden varlıklar olarak tasvir edilmesidir. İğneleyici tabirle ise, tek başına, her şeyi hesaplayan, rekabetçi ve doyumsuz kişiler. İktisat bilimine ilgisi olsun olmasın herkes, bu tasvirin doğurduğu ekonomik yapılanmanın himayesi altında yaşamlarını sürdürüyor. Yani ekonomi de karar alıcı mekanizmalar bizleri bencil, her şeyi kendi çıkarımıza kullanarak, edindiğimiz faydaları maksimize eden birer hesap makineleri gibi görüyor. Gerçekten öyle miyiz gibi bu tasviri yerle bir edecek bir soruyu yöneltmeye gerek bile yok. Asıl soru, bu kadar kolay bir soruyla yerle bir olacak bu tasvirin neden hala kabul gördüğü. Kabul eden biz, Homo Economicus'lar mı, yoksa öyle olmamızı isteyen karar mekanizmaları mı? 

 

ABD'de yapılan deneylerden birinde şirket yöneticilerinden "kâr" "maliyet" ve "büyüme" gibi sözcüklerin geçtiği basit bulmacaları çözmeleri istendiğinde, meslektaşlarının ihtiyaçlarına daha az empati ile tepki vererek iş yerinde başkaları için duydukları kaygıları ifade etmenin profesyonel olmadığını düşünme eğiliminde olmuşlar.

 

Bir başka deneysel araştırmada da, bir grup üniversite öğrencisini ikiye bölmüşler ve birinci gruba "Tüketici tepki araştırması" yaptıklarını, diğer gruba ise "Yurttaş tepki araştırması" yaptıklarını söylemişler. (Yapılan deneylerin içeriği birebir aynı, sadece isimleri farklı) Tüketici tepki araştırmasına katılan üniversite öğrencileri, yurttaş tepki araştırmasına katılan akranlarına kıyasla "zenginlik" "statü" ve "başarı" kavramları ile kendilerini daha çok özdeşleştirilmişler.

 

Bir sözcüğü değiştirirseniz insanlığı değiştirirsiniz. 20. Yüzyıldan biri "yurttaş" kelimesinin anlamını unutturacak kadar "tüketici" olduk. Medya araçları sürekli, bize bizlerin birer tüketici olduğunu vurgulamaktan çekinmediler. Yüzyıllar boyunca karşılıklı etkileşim halinde bulunan biz insanoğlu birbirimizden soyutlanarak yukarıda bahsettiğim gibi tek başına, çıkarcı, her şeyi kendi yararına düşünen bir hesap makinesi gibi olmaya itildik. Hatta o kadar itildik ki bizi birleştirici terimler kullanan herhangi birinin bunu yapmasının asıl sebebinin yine kendi çıkarı olduğunu düşündük. Böylelikle asla sonu gelmeyen bir kısır döngüye girdik. Çok da fazla uzak tarihlere gitmeden, ülkemizin henüz daha başından geçen Elazığ depremini hatırlatmak istiyorum. Bir günde toplanan milyonlarca liralardan tutun da, kamyonlarca gıda malzemeleri battaniyeler yorganlar... Bunların hepsini hiçbir kişisel çıkar gütmeden hiçbir kâr sağlama amacı düşünmeden yaptık. (Bağışta bulunanlardan bahsediyorum) Kendi özümüze döndüğümüzde aslında hiç de homo economicus olmadığımızı görmek için size birkaç tane daha örnek sunmak istiyorum.

 

Bavul taşıyan bir yabancıya yardım ederiz, birbirimiz için kapıları tutarız, yemeğimizi paylaşırız, hiç tanımadığımız insanlar için kan bağışında bulunuruz. Şaşırtıcıdır ki yeni yeni yürüyen 14 aylık çocukların diğer çocuklara erişemedikleri nesneleri uzatarak yardımcı olduğu ve 3 aylık bebeklerin bile kendilerine verilenleri başkalarıyla paylaştıkları gözlemlenmiştir. İktisatçı Sam Bowles ve Herb Gintis'e göre biz insanlar, çoğunlukla güçlü bir "karşılıklılık" olarak bilinen davranışlar sergileriz koşullara bağlı olarak işbirliğine gireriz ama aynı zamanda fedakar cezalandırıcılarızdır. ( Kendimizin zarar göreceğini bilsek de çıkarcı olanları cezalandırmaya hazırızdır) 

 

"Birbirinin ismini bilmeyen bir teklif sahibi ile bu teklife cevap veren kişiye paylaşmaları için belli bir para verilir ve bu para 2 günlük kazanca tekabül etmektedir teklif sunan kişi bu paranın bölünmesi ile ilgili bir öneride bulunur yanıt veren kişi bu bölüşümü onaylıyorsa herkes anlaştıkları payı almış olur fakat diğeri öneriyi reddederse ikisi de elleri boş bir şekilde oradan ayrılır ayrıca oyunu sadece bir kez oynama şansları vardır eğer anaakım teorilerin farz ettiği gibi insanlar tamamen kendi çıkarlarını düşünen varlıklarsa teklife yanıt veren kişi önerilen her miktarı kabul edecektir bunu reddetmek havadan gelen bir parayı reddetmek ile aynı şeydir peki pratikte ne yaşanmaktadır insanlar hiç para almadan oradan gidecek olsalar bile çoğunlukla adaletsiz buldukları önerileri reddetmektedirler biz insanlar bize maliyeti olsa bile başkalarını bencilliklerinden ötürü cezalandırmaya hazır varlıklarızdır"*

 

İlginç örneklere biraz daha devam etmek istiyorum. gençlerin müzik beğenileri ile ilgili açıklayıcı bir deney yapılmış ve bu deney toplumsal normların ne kadar etkili olabileceğini tekrar gözler önüne sermiş. Deneyin katılımcıları, gençlere özel bir web sitesi aracılığıyla toplanıp hepsi bilinmeyen gruplara ait isimsiz bestelerden oluşan 48 şarkılık bir listeyi dinlemeye davet edilmişler. Ardından bu şarkılara puan vermeleri ve isterlerse favorilerini indirmeleri istenmiş. Topluluk 9 gruba ayrılmış ve bir grup kontrol grubu olarak seçilmiş. Bu kontrol grubuna diğer gruplardan ayrı olarak, puan vermeden önce sadece grupların isimleri şarkının adı ve müziğin ses kaydı verilmiştir. fakat diğer 8 ayrı grupta katılımcılara her şarkının diğer gruplardaki insanlar tarafından kaç kez indirildiğini görebilme imkanı tanınmış. Sonuç ise şu olmuş 8 deney grubunun tamamında şarkıların popülerliğini belirleyen esas etmen kaliteleri olmuş. en iyi şarkılar nadiren kötü puan almış en kötü olanlarsa nadiren yüksek puanlar almış fakat şarkıların popülerliğini belirleyen önemli bir etmen de toplumsal etkileşimden gelmiş. Bu deney grubundaki katılımcılar başkalarınca sevildiğini bildikleri şarkıları tercih etmişler. 

 

Siyaset kuramcısı Hannah Arendt, bir sokak köpeğine isim verildiğinde sağ kalma ihtimalinin daha yüksek olduğunu söylemiş. Ancak seçtiğimiz isimler önemlidir. Sokak köpeğine 'karabaş' değil de 'şampiyon' ismini verdiğimizde belki sadece birkaç harf değiştirmiş oluruz fakat dünyanın o köpeği nasıl göreceğini de değiştiririz.

 

Texas Dallas ta başarı oranı düşük ilkokullarda 6 yaşındaki çocuklara okudukları kitap başına 2 dolar ödeyen öğrenerek Kazan adlı uygulama yapılmış. araştırmacılar çocukların okuma yazma becerilerinin zamanda geliştiğini tespit etmişler fakat bu ödemeler uzun vade de çocukların kitap okumayı para kazanmanın bir yolu olarak düşünmesine neden olduklarını görmüş. Böylece uygulamanın asıl amacı olan okuma sevgisinin arttırılması tam tersine yok edilmiş ve yozlaştırılmıştır. 

 

1990'larda İsrail haifa da yapılan deneysel bir çalışmada kentteki 10 kreşin tümü günün sonunda çocuklarını almaya 10 dakikadan daha geç gelen aileleri küçük bir para cezası getirmiş. Peki sizce sonuç ne olmuş? Vaktinde gelmek yerine iki kat daha fazla gecikir olmuşlar. parasal bir ceza'nın getirilmesi suçluluk hissini tamamen ortadan kaldırmış bu cezanın fazladan bakım için ödenen bir fiyat olarak yorumlanmasına neden olmuş. 

 

Çevrimiçi bir ankette, katılımcılardan kendilerini kuraklık sebebiyle ortak kullandıkları kuyuda yeterince suları kalmamış 4 haneden biri olarak düşünmeleri istenmiş. Ankette senaryonun tümü katılımcıların yarısına "tüketici" cinsinden tarif edilirken diğer yarısına "birey" cinsiyle aktarılmış. Bu tek sözcüğün değişimi nasıl bir fark yaratmış dersiniz? "Tüketici" olarak adlandırılan kişiler harekete geçmek için daha az kişisel sorumluluk hissettiklerini ve "birey" olarak tanımlanmış kişilere kıyasla, diğerlerine daha az güven beslediklerini söylemişler. görünüşe göre tüketici gibi düşünmek insanlarda bencil davranışları tetiklemekte ve ortak bir kıtlıkta karşılan grupları birleştirmek yerine bölmektedir.

 

Nijerya'da yapılan bir araştırmadaysa, köy halkından köylerinde yapılacak okulun inşaatında ücretsiz bir şekilde çalışmaları istenmiş. Tüm köy halkı büyük bir özveriyle bu inşaatlarda çalışmışlar. Aradan zaman geçmiş, bu sefer köy halkından çok düşük bir ücret karşılığında bu okulların inşaatında çalışmaları istenmiş. Sonuç şaşırtıcı, bu sefer köy halkı emeklerinin karşılıklarının, söylenen miktarının çok üstünde olduklarını düşündüklerinden katılım epey az olmuş. 

 

Bu örnekler uzar gider. Ancak verdiğim tüm bu örneklerde esas olan bir şey var. "Fiyatlandırma". Şarkıların indirme ve beğenilme oranlarına bakarak, sokak köpeklerine isim vererek, çocukların daha çok kitap okumaları için onlara kitap başına ödül vererek, çocuklarını almaya geç kalan ailelere ceza vererek, bir senaryoda bir gruba "tüketici" diğer gruba "birey" diyerek, köy okullarının inşaatında çalışmaları karşılığında insanlara ücret vererek veya vermeyerek, fiyatlandırma yaparız. Bu fiyatlandırmaların kimi olumlu kimi olumsuz olur. Biyomimikri uzmanı (doğadaki modelleri inceleyip bu örgüleri taklit ederek insanların sorunlarına çözüm bulmaya çalışan araştırma sahası) Janine Benyus bu yeryüzü için "bizim olan fakat sadece bize ait olmayan ev" olarak bahsetmiş. Yani tüm bu fiyatlandırmaları yaparken oldukça dikkatli olmamız, 'bizim olan fakat sadece bize ait olmayan ev'de başkalarının da olduğunu bilmemiz gerekiyor.

 

Sürekli bize olduğumuz söylenen Homo Economicus, yani çıkarcı bir hesap makinesi olmadığımızı, önceki yazılarımda da elimden ve dilimden geldiğince anlatmaya çalıştım. Beni çok üzen, bir o kadar da acı gerçeği yüzümüze vuran şu soruyla yazımı sonlandırmak istiyorum;

Bizi kim fiyatlandırdı?

 

 

*Rewoth, K., ''Doughnut Economics'', Tellekt, 2019

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 15
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 53
Kayıt tarihi
: 02.01.19
 
 

Dokuz Eylül Üniversitesi İngilizce İktisat 3.sınıf öğrencisiyim. Düşünce yazıları ve edebi yazıla..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster