Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Mart '16

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
392
 

Blog'daki keskin sirke baldan tatlıdır...

Blog'daki keskin sirke baldan tatlıdır...
 

hatayistari.net


Herkes kendini bu Blog sütunlarına atmaya çalışıyor… Blogçular arasında gizli değil.. Açık açık rekabet var. En son üstadımız Muzaffer Cellek de onun üstadı Cündüz’e temennah çakarak bir giriş girdi ki… Artık siz ne derseniz deyiniz. Kitap tanıtma mı… Bartın güzellemesi mi ; gazetecilik maharetleri mi… Siz bilirsiniz. 
 
Sayın Muzaffer Cellek ne yaparsa güzel güzel satıyor… Baksanıza “Nereye gitsem benim kitap benim önümde gidiyor, “diyor. Helal olsun… İş becerenin, kılıç kuşananındır. ..
 
Cellek Blog’da özür mözür dileyerek yer alıyor ama, “İki Numara”nın o olduğunu da herkese hissetiriyor. Yani zaten “Bir Numara”nın kim olduğunu herkes biliyor…
 
Zaten onu tahtından indirecek hiç kimse de ortada gözükmüyor… Yani bazılarını da öylesine korkutmuş ki, adamlar bin fersah öteye kaçıyorlar da bir daha , “Müstear Ad”larından hiç birini artık kullanamıyorlar.
 
Zaten, ne kullansalar “Bir Numara” herkesi anında faş edip, adamın nevrini allak bullak edip, sepete koyuyor.
 
Ondan sonra başı kesilmiş horoz gibi ortada dön Allah dön… Kim ne diyebilir..!
 
Yani baştaki ata sözü de hiç olmadı ama olduralım diye uğraşıyoruz…
 
Ne derler : “Keskin sirke küpüne zarar..” Öyle derler ya… burada keskin sirke başkalarına zararlı oluyor. Herkesi eritip, kandil yağı gibi yakıp, gidiyor…
 
İkincisi : Hani bilgeler söyleseler söyleseler :  “Öfke baldan tatlıdır…”  derler. O da anlaşıldı. 
Ama “Keskin sirke, baldan tatlıdır…” Ne alaka? 
 
Neyse, aslında mesele bu değil… Bugünlerde mesele, BLOG’da en ön sıraları kapmak…
 
Maşallah ne kıymetli yermiş…
 
Tıpkı  ilkokulda en ön sıralarda oturma isteği gibi…
 
Sınıfımızda bir çok kısa boylu arkadaşımız vardı ama en ön sıralarda nedense kentin en zengin eşrafının, savcının, yüksek memurların çocukları otururdu ve sık sık  öğretmenin “Aferin!” lerine sahip olurlardı. Biz orta yerde filan idare ederdik. Zaten boğuşmaktan ders filan dinlediğimiz de yoktu.
 
Bir öğretmen gelmişti, o torpillilerin en ön sırada oturmalarına itiraz etmiş ve işi “dönmeli” olarak sıraya bindirmişti.  
 
Fakat onun bu demokrat anlayışını Müdür bey çok çabuk kırmış, yine bilinen kişilerin maruf çocukları en ön sıraları kapmışlardı..
 
Bazen hakkını arayan bir anne, baba veli çıkar kendi çocuğunun da en ön sırada oturması için posta koyardı ama onun çocuğunun en ön sırada oturması ancak bir iki gün sürerdi… Sonra yine büyük kent çocukları, memur çocukları en ön sıraları paylaşırlardı.
 
Öğretmen tarafından en kolay sorular da nedense hep bu en ön sıra çocuklarına sorulurdu. Aslında pek de çalışkan değildiler ama nedense parmakları hep havadaydı.. Sorarsın, ık mık yaparlar, sonra öğretmen bu zor soruya en arka sırada oturan, sessiz sakin Mahmut’a sorar o hemen sakince cevaplardı. Herkes şaşardı. Nerden bilirdi bütün o soruların yanıtlarını. Belli ki öğretmen de çok şaşardı. Çünkü öyle şaşkoloz hali vardı ki…
 
Bugünlerde de Milliyet Blog’da, BLOG sıralarında yer almak için, hep yer almak için, en önde oturmak için… gereksiz bir tepişme görülüyor… Bazen ağızdan çıkmaması gereken sözlerin de , “hop dedik…” diyerek birden kesildiği görülüyor…
 
Tabii kavgaya karga tulumba atılanlar var. Ne dersiniz … Seviyorlar bu işi… Adamların hayatı kavgayla neşeleniyor, böyle kendilerini buluyorlar.
 
Ve kavgayı varetmek, sürdürmek için de yangına körükle gidiyorlar… “Ha Hafize hanım, ha Erkan Bey derken…”  Nerdeyse millet  “Peşrev” çekip meydana fırlayacak.
 
“Var mı bana yan bakan..!” diyerek…
 
Bu kadar ileri gitmeye gerek yok. Kavgaya gerek yok…
 
Zaten memlekette yeteri kadar kavga dövüş var… Bir de sizi Gazi olarak görmek istemiyoruz.
 
Bakın baştaki söze. Bir şey çıkaramadıysanız. Kendiniz uydurun :
 
“Keskin öfke , kediyi yuvasından çıkarır..”
 
“Babaların tutarsa, keskin sirke iç..” Falan filan…
 
Aman aman… Sirkeden falan uzak duralım…  Tatlı yiyip, tatlı konuşalım…
 
Bunlar hiç de akıllıca hareketler değil. 
 
Savaş dediğin şeyler, böyle ufacık şeylerden çıkar…
 
Bir de bakmışsınız, biz de “hararetten” değil ama “hakaretten” mahkeme kapılarındayız.
 
Hadi bazıları yapıyorlar, kendilerine yakıştırıyorlar… Ama bize yakışır mı?
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Can Kardeşim,Blok yazarlarını da belli bir çizgiye çekerek yazıların düzeyini yükseltmeye çalışıyorsun.Sağ ol.Selam ve sevgilerimle.

Hüseyin Başdoğan 
 15.03.2016 11:42
Cevap :
Ne haddimize.. Sadece kavga sevmiyorum. Bunu arkadaşlarıma hatırlatmaya çalışıyorum. Gerisi hikaye... Teşekkürler. Acılarını anlıyorum ama artık o değerli yazılarına başla.. Bekliyoruz.   15.03.2016 17:08
 

Sessiz sedasız etliye sütlüye karışmadığım halde, tanımadığım bir blok yazarı bir arkadaştan az bir sitem gördüm. şimdi gözüm faltaşı gibi açık okuyorum yorumları.

Şahin ÖZŞAHİN 
 13.03.2016 14:48
Cevap :
Ben de nedense böyle bir yazı yazıyorum. Sonra kendim de rahatsız oluyorum. Halbuki sana ne..! Saygılar.  13.03.2016 18:38
 

Allah Allah nedir bu büyük çocukların birbirinden alıp veremedikleri? Çok şaşırdım vallahi hiçbir şeyden haberi olmayan dünyadan uzaya geçmiş biri gibiyim. Zaten karşı olduğum, hiç sevmediğim şeyler, ne olacak TIK alınca başlar göğe mi erecek. Selamlar ile Sevgiyle kalalım

SAHAFÇA 
 12.03.2016 21:28
Cevap :
Bence de hiç gereği yok.. Dünyada ve özellikle Türkiye'de uğraşılacak o kadar çok şey var ki, insanların birbiriyle uğraşması bir bakıma komik, diğer yandan "ego"dan başka bir şey değil. Bu benim yorumum. Gerisi de umurumda değil. Teşekkür ederim Sayın SAHAFÇA. Mutluluklar.  13.03.2016 0:00
 

İnsanlara numara vermişsiniz. 1 numaralı batarya, 2 numaralı batarya gibi gibi. "Temenna çaktırıp," Muhteşem Süleymanvari sahneler yaratmışsınız. kabzımal gibi rekabetler sergilemişsiniz.Üstadlar resmigeçidi yaptırıp, haksız rekabetlerde bulunmuşsunuz. Bunlar benimle ilgili yazılarınızın ögeleri.Durup dururken niye bu sevdalanma acep? Boş verin. Kısacası, her taş kıymetlidir. Her taşın ayrı ağırlığı vardır. Taş, yerinde ağırdır. Siz esas, arkadaşımızın yazdığı son aşk şiiri şahaserine bakın.Esas gözler orada şimdi. İşin sonu merak ediliyor hani. Verilen cevapları irdele. Bulacaksınız.Hiç mi diplomatik olmadınız hayatta be yau. Esas konuşulacak olan mevzu bu. İsim vermiyorum. Geçen gün yakınıyordu "HEP BLOGLARDA İSMİMİ GEÇİRİYORSUN" diye. Al işte, sonunda patladı: " Deli etmeyin adamı" diye.O aşk şiirinin tohumlarını attı Blog kategorisinde. Bir bildiği olmalı neme lazım.Onu bu sıralar hiç elleme. Bartın ve kitap güzellemeleri derken, arada ben de malı götürdüm. Ya ! Olacağa bak sen !

Muzaffer Cellek 
 10.03.2016 16:57
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 2579
Toplam yorum
: 10204
Toplam mesaj
: 237
Ort. okunma sayısı
: 805
Kayıt tarihi
: 24.10.10
 
 

Mesleğim eğitimcilik… Şimdi artık emekli bir vatandaşım… biraz şairlik, biraz hayalcilik, biraz s..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster