Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Haziran '07

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
574
 

Blog hastalığı...

Blog hastalığı...
 

- Yine oturdun başına bilgisayarın. Allah aşkına nedir senin bu yaptığın? Varsa yoksa bilgisayar. Aklın fikrin orada. Beş dakikada bizimle ilgilen. Ne yazıyorsun bilmem ki bu kadar? Bu kadar da olmaz ki? Yazar oldun çıktın başımıza. Yoksa birşeyler mi karıştırıyorsun anlamadım ben bu işi. Ayşe Hanımlar, bilmem ne esintiler. Aaa bıktık yani..

Evet bloglar denge iyi kurulamazsa, insan yaşantısında bağımlılık yaparak normal yaşamını etkileyebiliyor insanın. İzlenip izlenememe merakı, gelen yorumların analizi ve cevap yazma isteği, başka blog yazarlarıyla gizli gizli rekabet, çok okunma arzusuyla yakın çevreye okutturma isteği ve buna benzer ruhsal çalkantılar kaplıyabiliyor benliğimizi.

Aslında blog yazma işini bir şekerleme kahvesi havasına ve belirli bir düzene sokabilsek ruhumuzun dinlenmesinde çok büyük bir paya sahip olabilir. Yazmak ve insanlara faydalı olabilmek inanılmaz mutluluk verici bir terapi.

Milliyet Blogla tanıştığım beş ay boyunca, ruh sağlığı yazılarımla ilgili şahsıma başvuran ve alternatif enerji ile ilgili yardım isteyen bir çok kişi ile tanıştım. Hatta intiharı düşünen ve benden yardım isteyen bir kişi için "Depresyon 1" ve "Depresyon 2" isimli blogları yazdım. Bir de intiharla ilgili "Tünelin ucundaki ışık" diye bir blog yazdım. Ve intiharı düşünen kişi bana mesajlarla ulaşıp temiz havayı ve yaşamı içine çekmeyi öğrendiğini yazarak teşekkür etmişti.

Yazılarımızda hit olmak ya da blogların ağır toplarından olmak hiç önemli olmamalı bence. Hiç ummadığınız bir insanın yaşam güzergahında makas değiştirecek bir rol oynamak bile on bin okunmaktan ve en çok okunanlar listesine girmekten çok daha anlamlı bence. Bir hoş sada bırakabilmek gönüllerde.

Tamamen bilgisayara kitlenerek, yazmak için kendini zorunlu kılmak ve hastalık derecesinde hassaslaşarak normal yaşamına sekte vuracak şekilde bağlanmak, bir çok problemi de beraberinde getirebilir. Yazar olabilir miyiz diye sorguluyor bazı arkadaşlar kendilerini, ya da bizden yazar olmaz diyerek çok hoş bloglar ortaya çıkarıyorlar. Bence hepimiz yazarız kendi çapımızda. Nasıl yazarız? Ne denli profesyonel bir yazarız, ya da ne kadar amatörüz bunları tartışabiliriz. Kimleri nasıl etkileyebiliyoruz? Kimler kimleri okuyor? Kimler kimlere yorum yazıyor? Farkında olmadan guruplaşarak başka yazarları dışlıyor muyuz acaba?

Ya da bloglar bizleri rahatlatmak yerine sinir mi ediyor? Başka yazarları kıskanarak "Bak yine en çok okunanlarda aynı yazarlar; bunlar da tapuladılar blogların en çok okunanları bölümlerini. Anında 80 kişi birden okuyuverdi birini" gibi endişeler mi taşıyoruz? Kimi zaman editörlerin insan kayırdığını mı düşünüyoruz? Farkında olmadan rahatlayacağımıza, stres mi satın alıyoruz? Evet bloglar böyle bir mücadeleye girerek takip edildiğinde çok zararlı bence.

Son zamanlarda blogların yayınlanma zamanı ile ilgili problemler yaşadım. Yazımı taslağa almak zorunda kalıyorum. Sabah yayınlıyorum yazımı. Bir bakıyorum yazım taslağa aldığım saate göre hiç bir yerde gösterilmeden arkalarda sıraya konulmuş. Bence yayına verildiği saatten itibaren en yenilerde görünebilmeli. İlk sahnede görülebilmesi insanın hoşuna gidiyor. Sanki bazı yazılar ustaca ortalıktan kaybediliyor hissi uyanıyordu bende. Artık böyle düşünmeden yazılarımı yazmaya çalışıyorum. Bence bir hoş sada bırakabilmek gönüllerde. Nasıl ki herşeyin aşırısı zararlıysa bloglarda dolaşmanın dengesizliğide insanı yorabiliyor. Çok sevdiğimiz bazı arkadaşlarımız bunun sinyallerini vermeye başladılar bile.

MB GERÇEKTEN ÇOK SEÇKİN BİR AİLE YARATTI. Editörlere de Allah kolaylık versin. Herhalde onlar da çoğu zaman strese giriyorlardır. -Off ya yine bu Metin Özkaya çok açılmış yazılarında. Bu adamda bazen çok güzel yazıyor bazen de sapıtıyor" gibi. Ee ne yapalım ruhumuzun çalkantıları. Siz herkesin eline kalemi verip de yaz kardeşim sen yazarsın derseniz olacağı bu. Çekin kahrımızı. Şaka bir yana bizimle iyi başa çıkıyorlar. En kısa zamanda tanışmak isterim bu sabır timsali insanlarla.

Son cümlem - aman bloğa hakim olun, o size hakim olursa yandınız.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Tanışmak için okumam gerek.Çünkü ben aranıza yeni katıldım. Bu sıra okuma zamanı, öncelikle. Sizin yazınızıda okumak tam yeride bir isabet. Tanıştığıma sevindim. Sağlık ve mutluluk dileklerimle.

Nariçi 
 18.07.2007 17:57
Cevap :
Hoşgeldiniz. Dilerim çabuk alışırsınız renkli ortamımıza. Tanıştığımıza sevindim. Sevgiler  18.07.2007 18:20
 

Gerek seçmiş olduğunuz sanat kategorisi gerekse yazmış olduğunuz felsefi, içi boş olmayan yazılarınızı kendi ellerinizle buruşturuyorsunuz farkında olmadan. Bloglarınıza yansıttığınız ve bir çok konuda kültürlü olduğunuzu belli ettiğiniz duruşunuzu, hırsınız ve garip egolarınız yüzünden itici bir hale getirmeye çalışıyorsunuz. Genç bir insan olarak bizlerden çok bilgiye sahip olduğunuza inansanızda, bizlerde buna inansakta, hatta öyle olsanızda ışığınızla gözlerimizi kör ediyorsunuz. Sizin ışığınızı biz keşfetmek istiyoruz. Siz saygı duyduğum babanızdan örnek vermişsiniz. İzin verirseniz bende şu anda Birinci voleybol liginde oynayan oğluma söylediğim bir lafı dile getirmek istiyorum." En büyük bilgelik alçak gönüllülüktür" Sevgilerimle

Metin Özkaya 
 15.06.2007 0:16
 

Yazı dili bazen böyle dönüşler gerektiriyor. Gerçi ben şikayetçi değilim de, sizin zamanınıza da mal olduğunu düşünüp özür diliyorum:) Kısaca söylemem gerekirse, neyin ne kadar hayatımızı işgal etmesine biz karar vermeliyiz demek istemiştim, bloglara ayırdığımız zaman gibi, ya da oynadığımız oyunlara ayırdığımız zaman gibi. Doğru anlaşılmak önemli bana göre iletişimde. Tamam tamam gittim işte:) Sevgiler.

Doğa 
 14.06.2007 15:43
Cevap :
Sonradan anladım fakat yorumu göndermiş oldum. Tamam ipin ucunu yakaladım. Hassasiyetiniz için teşekkür ederim. Tamam tamam gittim diyorsunuz. Şu an çay içiyorum. Keşke kalsaydınız. Sevgilerimle  14.06.2007 16:42
 

Tesadüfen girdim bloğunuza ve gödüm ki içimden geçenleri ifade etmişsiniz. Eskiden briç oynayarakve bazı sitelerde geyik muhabbeti yaparak öldürüyordum zamanı. Elbetteki bu bana hiç bir şey kazandırmıyordu. Şimdi sadece yorumları okumak bile çok şey kazandırıyor insana. Briç oynamayı bıraktım. Geyik muhabbetlerinden vazgeçtim. Şimdi blog hastalığına tutulmak ve orada geçirmek istiyorum boş zamanlarımı. Ne güzel ifade etmişsiniz bu hastalığın iyi kötü taraflarını. Ama ben her iki yönüyle de sevdim bu hastalığı. Daha yolun başındayım. Tutulsam da gam yemem...

Hilmi Polat 
 14.06.2007 13:13
Cevap :
Sayfanıza uğradığımda, geçmiş olduğunuz tozlu taşlı yollardan geriye kalan tecrübelerinizden faydalanacağımızı hissediyorum. Sizin görev yaptığınız Yıldız Üniversitesi yakınlarındaki Yıldız Sarayı'nda iki sene restorasyon yaptım. O yapıların inanılmaz havasını iyi bilirim. Yazılarınızı zevkle takip edeceğimize inanıyorum. Bu güzel yorumunuza teşekkür ederim. Saygılarımla efendim  14.06.2007 13:40
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 116
Toplam yorum
: 641
Toplam mesaj
: 33
Ort. okunma sayısı
: 3134
Kayıt tarihi
: 15.01.07
 
 

İstanbul' da doğdum. Antikacı, saray restoratörü ve eksperim. Antika konusunda 50’ye yakın belgesel ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster