Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Mart '11

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
491
 

Blog nedir? (3)

Blog nedir?  (3)
 

Google'dan alıntıdır...


Sıra, bloglarda “yazı ve yorumların onayı” konusuna gelmişti.
Burada da çok yönlü ve çok bileşenli bir denklemle karşılaşıyoruz. Çünkü, ilk etapta zaten
a- yazıların onayı konusu var,
b- yorumların onayı konusu var.
Bunun hemen beraberinde de ayrıca;
1- neyin onaylanabilir veya onaylanamaz olduğu konusu var,
2- böyle bir onay yetkisinin olup, olamayacağı konusu var,
3- nasıl bir onay yetkisinin ancak olup olamayacağı konusu var,
4- hangi durumda ancak bu yetkinin kullanılıp kullanılamayacağı konusu var,
5- kimin ancak böyle bir onayı verip veremeyeceği konusu var,
6- kimlerin ancak böyle bir yetkisinin olup, olamayacağı konusu var,
7- bu kişilerin, bu yetkiyi ancak “nasıl” kullanıp, kullanamayacağı konusu var.

Hatta bu birbirine çok benzermiş gibi duran konuların arasında ve ötesinde, ayrıntıda daha başka ve benzer hususlar da var ama, aynen hayatın içinde her an rastladığımız her durumda olduğu gibi, bu blog mevzuu da o kadar birbirine girift ve aynı anda bir çok hususu birden barındıran bir olgu ki yine, şimdilik sadece ana hatları itibariyle bu kadarını maddelemek yeterlidir sanırım, zira aşağıda konunun detayına girdikçe hem bütün bunlara, hem de diğer hususlara da zaten kendiliğinden değinilmiş olacaktır.

Onun için, ben şimdi yine bloğun tanımından yola çıkıyorum, çünkü ne denmişti “bir fikir paylaşım yeri”… bir FİKİR deniyor… fikir nedir zaten? Fikir öyle bir kavramdır ki, şikayet de içerebilir, eleştiri de içerebilir, doğru bir fikir de olabilir, yanlış bir fikir de olabilir, bir tersliği, olmaması gereken bir durumu da içerebilir, olumsuz da olabilir, olumlu da olabilir, bir katılım, onaylayış ve övgü de içerebilir… ve fikir iletmek içinse bu adına blog dediğimiz defter… o zaman hangi fikir erbabıdır ki bu, herhangi bir “fikrin” onaylanıp onaylanmayacağına, dolayısıyla yayınlanıp yayınlanmayacağına da karar verecek… olabilir mi ki böyle bir şey, var mıdır böylesi bir yeti ve yetki sahibi biri? Herhangi bir kişinin, herhangi bir fikrinin, kurallarda da öyle bir hüküm varsa, mesela dini, siyasi, milli, veya ırksal içerikte olmayıp (zira bazı blog sitelerinde bu konularda yazmak da yasaktır), ahlak kuralları, hukuk kuralları ve saygı kuralları çerçevesinde de yazdığı halde yine de onaylanmamasına acaba ne tür bir irade karar verebilir? Ya da böyle bir irade bulunabilir mi?
Bulunamaz, zira böyle bir iradenin, esası zaten fikir iletmek olan bir ortamda var olabilmesi zaten imkansızdır. Yoktur böyle bir irade. Çünkü varlığı amaca aykırıdır, yanlıştır.
Ama böyle bir irade gerçekte olmamasına rağmen, böyle bir yetkiyle görevlendirilmiş bir takım denetçiler de vardır işte maalesef bu tip bloglarda.

Aslında burada önemli olan, yetkilendirilmiş bu yazı denetleyicilerinin olup olmamasında da değildir. Zira yazı denetlemek başka birşeydir, fikir denetlemek başka birşeydir. Mesela Milliyet Blog ve benzeri çok az blogta “editör” vardır. Kaldı ki, tüm yayınevlerinde dahi zaten “editör” vardır ve olmak zorundadır da zaten. Ama işte editörlük başka bir şeydir, yazının içeriğini denetlemek bambaşka bir şey. Editör yazıyı şeklen inceler, aslen değil; bloglarda da belki ancak, çok çok elzem olduğunda o da, yine bazı çok çok yerleşik toplum kurallarına ve mer’i kanun hükümlerine uygunluğunu da inceler, o kadar. Çok çok yerleşik dedim çünkü, hani ahlak kurallarına uygun olması ya da hakaret içermemesi gibi falan ama, ne gerçekten ahlaklıdır, ve de yine ne acaba gerçekten hakarettir, o dahi müphemdir, tartışılır ve kişi algısına göre değişir aslında. Mesela bir kişi gerçekten salaklık yapmışsa ve biz de ona salak demişsek, bu hakaret değildir, gerçeğin ta kendisidir. Bir şeyin hakaret olması için, adı üstünde hak-a-red, yani gerçeği red; bir kişide zaten var olmayan, yani zaten haketmediği bir şeyi ya da vasfı ona mal edersek ancak o zaman hakaret etmiş oluruz. Ama pek tabiidir ki, yazı ve yorumların çok genel geçer ve sabit ahlak kurallarına ve karşılıklı saygı esasına uygun olması, keza küfür içermemesi zaten şarttır.

Onun için esas itibariyle, bir yazının yazı niteliği taşıyıp taşımadığına, hatta çoğu blog kullanıcısının imla kurallarını dahi bilmediği ve uyamadığı göz önüne alınırsa en azından bir yazının “anlaşılır, okunabilir olup olmadığına” ve bunun dışında da belki “bir telif hakkı ya da kanunen ve ahlaken bir sorun doğurup doğurmadığına” bakılabilir ancak. Dolayısıyla işlevi ve amacı zaten yazı yoluyla, bir fikir iletimi ve paylaşımı olan bir yerde bu tip denetleyiciler yetkilendirilmesi zaten gereklidir de.
Ama işin ruhu şurada işte: Yetkisinin aslında ne yetkisi olduğunun gerçekten bilincinde olan yetkililer olması gerekmektedir o kişilerin de. Yani bir blogta ancak editör olabilir, editörlüğün çok daha üstünde yetkilerle donatılmış birtakım yetkililer değil. Ve en önemlisi de herkes editör olamaz. Editörlük hayli önemli bir iştir. Çünkü ne doğrudur ya da değildir, ne gerçektir ya da değildir, ne haktır ya da değildir, ne faydadır ya da zarardır, bayağı bir bilmesi, kendini de, haddi de, dili de, imla kurallarını da, grameri de, edebiyatı da, hukuğu da bilmesi, kişilik özelliklerinin de keza, son derece insandan yana ve insancıl, insana saygılı, aynı zamanda da hem görev ve sorumluluk bilincinin, hem de adalet duygusunun ve haliyle sabrının da, hoşgörüsünün de son derece gelişkin, iyi niyetli, dürüst, zeki, kendinden de, yaptığı işin öneminden de son derece emin olması gereklidir.
Çünkü bu da demektir ki, görevi, bir yazının bloglarında yayınlanabilecek bir “yazı” niteliği taşıyıp taşımadığına bakmak ve sadece bunu denetlemektir ama, bunun zaten ne denli önemli ve ciddi bir iş olduğunun bilinciyle yazının içeriğindeki, yazı konusunun, fikrin, uslubun, bir suçlama veya eleştiri içerip içermediğinin, bunun da yapıcı mı yıkıcı mı yapıldığının ya da iyi niyetle mi kötü niyetle mi yazıldığının, veya yazanın kimliğinin, kişiliğinin kendisini ilgilendirmediğinin o hassas dengesini sağlayabilsin, o çok esnek sınırı doğru çizebilsin. Bu hususları denetleyemez çünkü denetleyici. Denetleyemez, çünkü bunlar yazan kişinin kendisinden başka kimse tarafından zaten denetlenemez. Bunlar denetlenemeyeceği için de, bunların denetlenemeyeceğini gerçekten “bilen” birileri olması gereklidir o denetleyicilerin de. Bunlar denetlenemez çünkü bunların özellikle de sonunda geçen durumları mesela, zaten denetleyicinin kendisi de bilemez, zira yazanın dışında bunu o anda başka hiçkimse bilemez. Bir blog ortamında buna doğru kararı verebilecek zaten yeterli veriye sahip olunamayacağı için, buna denetleyici karar vermeye kalktığında, “kesin” bir bilgiyle değil, tam aksine sadece kendince kendi kendine bir yorum yapmış olarak ancak kendi kişisel “tahminini”, yani “peşin hükmünü - önyargısını” kullanmış olur ki, bu zaten yeterince yanlıştır. Çünkü, sadece bir varsayımdır; gerçek, onun zannettiği gibi olabilir de, olmayabilir de… Dolayısıyla, kesin bilgiyle değil de sadece tahminle ve sadece kendi kişisel yorumuyla hareket ediyor olur ki, bunun da zaten istenen ve makbul ve de uygun, demokratik ve hakça bir durum olmayacağı aşikardır. Zaten böyle olduğunda, yargı yanlı ve taraflı da verilmiş olup, ayrıca bir düşünce, fikir iletiminde “bir yazı”, yargılamaya dayanak alınamaz ve yargı konusu edilemez. Çünkü yargıda ve hukukta “esas”, bir düşünce yada fikrin hayata geçirilmiş olması, yani bir “eylem”, bir “fiil”, bir “edim” haline dönüşmüş olmasını ya da çok net, belirgin, kesin bir şekilde o potansiyeli taşıyor olmasını gerektirir. Yani bir fikrin, söylemin, yazının veya düşüncenin, plan veya programın, kendisi değil, sonucu önemlidir. Sonucun “kesin” bilinebilmesi için de o fikir, söylem, yazı, düşünce, plan ya da programın, ya fiiliyata geçirilmiş olması, ya da daha önce kesinlikle “aynı koşullarda”ve yine mutlaka “aynı benzer” durumun sonuçlarının görülmüş ve kesin bilinir olması, veya en azından bunların olası zararlarının görülür olmaya başlamış olması, ve de "etkinlik derecesinin önemi" koşulu vardır. Zaten en başta asıl, bir zarar söz konusu olabilecek bir durum varsa ancak her hangi bir şey yargılamaya da konu edilebilir. Bunların dışında hiçbir şey yargılama kapsamına girmez, alınamaz. Zaten yargılanacak tarafın katılımı olmadan, yani adil bir yargılama yapılmaksızın da hiç bir hüküm tesis edilemez ve herhangi bir hak sınırlandırması veya cezai müeyyide de uygulanamaz. Böylece, sırf içerik nedeniyle, denetleyici, yayınlanamaz kararı veremez demektir bu da. Ama buna rağmen sırf herhangi bir fikir ve o fikrin paylaşım yolu, içeriği, usulu, uslubu, niyeti, amacı nedeniyle yayınlanıp yayınlanmayacağına denetçiler veya yönetici kararı kendi kendilerine verip blogda bir takım yazıları yayınlamaz ise, işte benim anlatmaya çalıştığım bu arızalar ve çelişkiler, yanlışlar, zararlar, hak ihlalleri ortaya çıkmış olur böylece de… ki çoğu bazı bloglarda da sıkça rastlanır buna.

Esasen, bu yazı onaylayıp onaylamamakla yetkilendirilmiş denetleyicilere zaman zaman hak vermiyor da değilim.
Çünkü, eleştiri de bir tür şikayettir zaten ama, özellikle de bir bloğa yapılan yorumlarındaki eleştirilerinde mesela, insanlar çoğu kez insafsızdır, evet.
Çoğu eleştiri, hatta ortada eleştirilecek hiçbir şey yokken bile, sırf o kişinin işine o an öyle geldiği için dahi yapılmış olabilir.
Yersiz, çok saçma, kelalaka bir eleştiri de yapılmış olabilir, hiç yapıcı bir uslupta olmaya da bilir, öyle ki, bazan oldukça çirkin bir tarzda dahi yapılmış olabilir.
Ama işte belki de sadece çirkin bir tarzda yapılmış ise belki bir müdahale gerekebilir mi, onda dahi emin olmamak gerekir, zira o çirkinliğin cevabını, çirkinliğe hedef alınan kişi veya kişiler zaten verecektir belki ama, yine de genele açık bir blog ortamında bir çirkinliğe zemin ve ortam olmak tabi ki blog kalitesini ve bloğu da ilgilendireceği için, sadece buna, yani “çirkinliğe” bir müdahale belki uygun olabilir, ancak burada da işte neyin ne zaman ancak “çirkin” diye nitelenebileceği de önemlidir işte. Buna kim nasıl karar verecek? Çok soyut bir kavramdır yani… Ona göre çirkin olan, bir başkasına göre de acaba çirkin midir? Veya çirkinliğin genel ortak paydası nedir? Hatta belki de bundan önce bizzat kendisine yapılmış bir çirkinliğin doğal olarak hakedilmiş bir cevabî çirkinliği midir bu da acaba?? Bilinebilir mi, çoğunlukla bu da bilinemez. Onun için, bunun çok netleştirilmesi gerekir, çirkin midir acaba gerçekten..? İşte bunu belirlemenin ve önüne geçmenin de yolu farklıdır zaten; başka yollarla, demokratik yollarla, mesela o yazı sahibi ile irtibat kurularak yapılmalıdır bu, sormadan soruşturmadan direk o yazıyı yayınlamayarak değil. Ya da yazanı fişleyerek, mimleyerek değil… – ki bu da yapılıyor bazı bloglarda.

Dolayısıyla, ayrıca çok zordur da yani, bir blogda neyin uygun görülüp, yayınlanıp yayınlanmayacağına da karar vermek… ve tabii ki o denetleyicilerin de işi, çok zordur. İmkansıza gidecek kadar zordur… Böyle diyorum; çünkü bir blogda, hele de kalabalık bir ortamda bir yazının ve/veya yorumun “içerik itibariyle” yayınlanabilir olup olmadığına, hatta asıl yayınlanamaz olduğuna ve yayınlamamaya hakça ve doğru kararı verebilmek bence hatta imkansızdır yani. Bu da demektir ki, yayınlanması zaten gereklidir, yayınlanmazsa yanlış olur. Bir uygunsuzluk gerçekten varsa da eğer, bu da ancak yazarla müştereken halledilebilir, kendi başına değil. Böylece o denetleyiciler de ancak editörlük yapabilirler, yani yazının şeklini denetleyebilirler ancak, içeriğini, hele de fikri denetleyemezler, çünkü mümkün değildir bu. Zira hakça olmaz, olamaz, ayıca madem fikir paylaşım yeriyse bu, zaten amaca ters, dolayısıyla da yanlış olur. Hele de bir blog yazısına yapılmış “yorumu” denetlemek hepten imkansızdır ve yetki dışıdır zaten. Çünkü ilk kaynak, asıl kaynak, yayınlanmış olan ve o yorumu yapılan blog yazısının kendidir. Dolayısıyla da öncelikle o bloğun yazarını ilgilendirir ilk olarak. Zaten milliyet blog ve çok az benzerinde de bu husus, yani yorumların yayınlanıp yayınlanmayacağının kararı, asıl blog yazısının sahibine bırakılmıştır mesela, ancak çoğu diğer bloglarda ne yazık ki bir yorumun dahi yayınlanıp yayınlanmayacağının kararı direk blog denetçileri gibi 3. şahıslara da bırakılıp hepten bir blog amacınının dışına çıkılabilmektedir. Ne büyük bir yanlış… ne büyük bir yanılgı… ne büyük bir kendini herşeyin üstünde görme gaflet ve delaleti… ve fayda da değil, yine aslında zarar tabii.. hatta akıllara zarar.

Ve evet, bu denetçilerin işi gerçekten zordur, çünkü bazı durumlarda neyin gerçek, neyin doğru olduğunu belirlemek, neyin gerçekten de onların o anda düşündükleri gibi mi olduğunu bilebilmek zaten imkansızdır dedim. Zira bir takım yazılar, ya da yorumlar veya eleştiriler, hatta sırf kötü niyetle bile yazılmış olabilir.
İşte onun için, konunun sadece eleştiri boyutunu ele alıyorum ben şimdi.
Çünkü bloglarda genellikle işi zorlayan, olayın “eleştiri” boyutudur. Eleştiri içermeyen yazı ve yorumlarda zaten genellikle bir sorun çıkmaz; yazıların içeriğinde hep sadece bir suçlama, yargılama, itiraz, şikayet, yani bir eleştiri, bir olumsuzluk varsa ancak ortaya çıkar bu zorluk ve imkansızlık.

Böylece blog konusunun da eleştiriler kısmına gelmiş oluyoruz.
Bir eleştiri yapıldığında veya yapacağımızda asıl ne önemlidir mesela, ya da nelere bakılmalıdır..?
Ve demiştik ki,
Bir eleştiri pek ala kötü niyetle bile yapılmış olabilir.
Ama eleştiri ille de kötü niyetle mi olabilir?
İşte blog denetleyicilerinin de, yöneticilerinin de, yazı sahiplerinin de, okuyucuların da, yorumcuların da, bir eleştiri gördüklerinde önce bu soruyu kendilerine sorması gerekir. Çünkü insan doğası ne yazık ki çoğunlukla olumsuza odaklıdır, genellikle olumlu ihtimali hiç getirmez aklına. Bu nedenle de eleştiri söz konusu olduğunda neredeyse istisnasız bir şekilde hemen rahatsız olunulan ve tepkili bir ortam doğar bloglarda.
Oysa, bir yazıdaki veya yazıya konu olan herhangi bir fikir veya eylem, pek ala uygun ve doğru bir fikir veya eylem olmayabilip, bunun aslını veya asıl gerçeği görenlerce bunun tam da aksi bir fikir de bir yorum ya da yazı olarak sunulabilecektir mutlaka. Bunda amaç ne olabilir peki? O yazı sahibinin veya o eylem ya da fikrin sahibinin esasen bir yanılgısını veya işin aslını, doğrusunu söyleyip böylece farkında olunmadığını “farkettiği” bir şey hakkında bir farkındalık yaratmak olamaz mı? Yani sadece bir “gerçeğin” ifadesi olamaz mı? Veya gelen ya da yapacağımız o eleştiri sadece yine bir fikrin ifadesi değil mi? Kaldı ki blogda “amaç” zaten gerçeğin ifadesiyle, gerçeğin arayışıyla insanlara daha yararlı olmak ve böylelikle de gerçeklerin ve fikirlerin paylaşımıyla insana bir fayda değil mi? Aynı şekilde, insana faydanın tek yolu yine zaten sadece “doğrular ve gerçek” değil mi? İnsanlar sadece yanıldıkları için, yanlış bildikleri ve yanlış düşünüp, yanlış yaptıkları, yanlış anladıkları için zaten zararda-zararlı ve mutsuz değil mi? Ama hal böyleyken, yazıyı/eylemi/fikri eleştiren veya yazıdaki her hangi bir ayrıntının aksini, yani doğrusunu, yani gerçeği söylemeyi dahi bir nevi kişisel saldırı olarak alıp, öyle imiş gibi değerlendirmek hangi amaca ya da hangi faydaya hizmet edebilir? Ve hangi özgürlüğe ve hangi adalet duygusuna da tabii?

Onun için, bir olumsuzluk, bir itiraz, suçlama, eleştiri gibi bir durum söz konusu olduğunda, bloglarda, hem denetleyicilerin/yöneticilerin, hem yazarların, hem okuyucuların, hem de yorumcuların topluca asıl bakacakları en öncelikli husus ve en öncelikli kıstas “gerçek”tir. Bir gerçek söz konusu mudur? Herhangi bir yazıyı hele de olumsuzluk içeren bir yazı ya da eleştiriyi değerlendirmede ilk kural budur. Dolayısıyla, o varolan gerçek vesilesiyle de bir “yanlışla savaş” mı söz konusudur, yoksa tam aksine, doğruya, doğru olana mı saldırılmaktadır. Bloglarda, blogların amacıyla da örtüşen, hatta hayatın zaten her alanında, özellikle de insan ilişkilerinde tek bakılacak şey sadece budur aslında ve bu tek kural bile yeterlidir doğru cevabı, doğru tepkiyi vermeye, doğruyu yapmaya. “gerçek mi söz konusudur, gerçek mi dile getirilerek doğru yapılıp yanlışla mı savaşılıyordur, yoksa tam aksine gerçeğe, doğruya ve doğruyu yapana mı saldırılıyordur” Kural budur ve bir yazı ya da eleştirinin içeriği açısından diğer tüm kural ve yaptırımlar zaten hele de “bloğun” ruhuna, özüne, amacına aykırıdır, o yüzden de anlamsızdır, geçersizdir, çünkü gerçekçi değildir, uygulanabilir değildir, hakça değildir, dolayısıyla da gereksizdir … Hatta gereksizden de öte, fayda değil, zarardır, zararlıdır zaten. Ve bloğun amacı da fayda idi zaten.

********** devamı sonraki bloğumda

Filiz Alev 

Matilla bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sayın yazarım, Mükemmel bir şekilde kaleme alınmış bir yazı dizisi.Bence tez olacabilecek bir kalitede.Elinize sağlık. Saygılarımla.

yılmaz çetingöz 
 17.03.2011 13:17
Cevap :
Değerli yorumunuza çok teşekkür ediyorum, saygılar benden..Evet sonuçta gazetede köşe yazısı yazmıyoruz, blog burası.Köşe yazarlarından çok daha şanslıyız, hazır satır sınırsız bir yer bulmuşken yazıyı sınırlara,saplantılara mahkum etmenin amacıma göre bir anlamı yoktu.Çünkü topluma zaten uzun ve derin yazıları okuyup anlayabilenler lazım asıl, yoksa kısa yazıları zaten herkes,hepimiz okuyoruz.O kolay iş, zoru başarmak önemli. Ayrıca konu da zaten öyle bir okuyucuyu gerektiren bir özellikteydi.Her ne kadar kitap formatında ve bilimsel yazılar yazmaya alışkın olsam da, o denli karmaşık bir konuyu bile olması gerekenden çok daha basitleştirerek, düzgün ve sıralı da yazdım üstelik ama farkındayım evet,bazılarına yine de ağır geldi maalesef.Tek hata, henüz yeni olduğum için,notpade aktarmadan önce wordde bana gayet sorunsuz görünen yazı metni,bloğa oturtulunca minzanpajda falso verdi.Bunu da yayına girince görebildim tabi ancak.Kusura bakmayın sizinle dertleştim biraz..  17.03.2011 15:50
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 146
Toplam yorum
: 1665
Toplam mesaj
: 185
Ort. okunma sayısı
: 3086
Kayıt tarihi
: 03.03.11
 
 

Ekonomistim, emekliyim. İki evlat annesiyim. Müzikle ilgilenirim, bestelerim vardır. Düşünürüm, a..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster