Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Haziran '10

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
683
 

Blog ve Günce

Girizgah

Edebiyat tarihçisi ve edebiyat öğretmeni Tahir Alangu; 1967’de Galatasaray Lisesi’nin 11. sınıfında (bugün hepsi yazar olan) Ferhan Şensoy’a, İzzet Yasar’a, Engin Ardıç’a, Nedim Gürsel’e, Selim İleri’ye hitaben şöyle demiş: “Sen, sen, sen, sen, sen, yazar olacaksınız. Mollalar, günce tutun.” Demek ki günce tutmak, yazarlığa hazırlık açısından önemli bir eylem.

‘Blog’ sözcüğü, ‘weblog’dan geldiği için, blogu e-günlük olarak kabul eden çok. Ancak, ‘log’ edebi anlamda günce değil, gemi kaptanlarının tuttuğu seyir güncesi olan şeydir. ‘Log’, İngilizce dilinde, kurmaca-dışı edebiyat alanında, derlemelere giren yazınsal bir altalandır.

Ara açıklama: Ardışık 2 tümcede, edebiyatı 2 farklı anlamında kullandım. 3.’sü de olacak. O da ‘güzelyazın’ denilen ve genelde kurmaca düzyazıyı ve şiiri içeren bir tanımdır.

Tuhaftır ama blog yazarları, blogu günce (veya e-günce) kabul etseler de, daha önce ve blog yazımı sırasında günce tutmayan kişiler. Bir de, Türk olmanın getirdiği birçok yanlış anlamadan biri olarak, günce (ve mektup) ülkemizde mahrem konu sayılır, yani yazsalar da yayınlamazlardı.

Bu, bana dürüst ve içten olmayan bir tutum gibi geldi ki insanların en sıkça sözünü ettiği şeylerdir bunlar. O nedenle, ‘iğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır’ hesabında, yarım yüzyılı devirmeme günler kala, tuttuğum bir günceyi aşağıya naklediyorum, içtenlik örneği olsun diye. (Tabii bunu teşhircilik sayan da çok çıkacaktır.)

Artbilgi: Ben yazmayı günce ile öğrendim. Yukarıdaki alıntıyı okumadan çook yıllar önce. Aslında ‘günce ve mektup ile’ demeliyim. 2.500 sayfa günce ve 2.500 sayfa mektup yazmayı tamamladığımda, artık yazdığım bir tek satırı silmem gerekmeyen metinler yazar duruma gelmiştim. (Bu yılın sonunda 25.000 sayfa yazmış ve 27 yıldır sürekli yazıyor ve yayınlanıyor olmuş olacağım.)

Günce

20.06.10, 21:10.

50 YIL ve YOLUN NERESİ?

Bunu gerçekten merak ediyorum.

Bilseydim ne yapardım, onu da bilmiyorum.

50 yıl, 5.000 yıllık Dünya Sistemi’nin % 1’i ediyor, Türkiye de Dünya yüzeyinin % 1’i ediyor, nüfusumuz da global nüfusun % 1’i ediyor. Genelde % 1’lik örnekleme genel istatistik eğilimi belirler.

Tulumbalı bir evde doğdum ki bu kültürel olarak M.Ö. 1000’e karşılık gelir herhalde.

50 yılda, o 3.000 yılı kapatıp, üstüne bir de 1.000 yıl daha geleceğe yol aldım.

Tüm bunları ancak, biyografimin içine çakılı olduğu, o nefret ettiğim tarihsel koşullar sayesinde yapabildim.

3 darbe olmasaydı, 3 liberalizm olmazdı. 3 liberalizm olmasaydı, feodalizm çökmezdi. (Babamın babası bir köy ağasıydı ve babam at sırtında büyümüş.) Feodalizm çökmeseydi, bir entellektüel olamazdım. Yalnızca; bir rönesans aydını olacağıma, bir faşizm-engizisyon aydını oldum, çünkü ülkemiz özelinde 3 darbe ve 3 liberalizm bunları birarada yaratmış oldu.

İstanbul dışında hiçbir yerde, bu kadar marjinal olup, sağ kalıp, üstüne bir de entellektüel olamazdım.

35 yaşımda, en çok 3. 35 yılı hayal edebileceğimi yazmıştım. Şimdi bu 50-55 yıl daha demek. Açıkçası, bunu pek hayal edemiyorum. (Şansım tutarsa, ayrı konu.)

Şu an ölsem, benim için hiçbirşey farketmezdi. Kalan süreyi de, ne yapacağımı şu anda hiç mi hiç bilmiyorum.

Yaşamımı olduğu gibi kabul ettim. Durumumdan hiçbir yakınmam yok ama 50 yaşında bir ihtiyar için olarak Türkiye 2010, kaldıramadığım koşullara sahip. Gerçekten mümkün olsaydı, en az 1 milyon kişiyi öldürürdüm ve öfke-refretim yine de soğumazdı. (4 yıllık tedavi, bu öfke-nefreti yalnızca kordan ılık aşamaya soğuttu, gerisi baki kaldı.)

Daha önce ‘survival’ (sağ kalma) içgüdüm sayesinde, sağ kalmam imkansız durumları çok atlattım. Şimdi ise, düz yolda devrilip düşmekten korkuyorum.

Yorgunum, yılgınım. Umutsuz değilim, çünkü umuda gereksinimim yok. Ayakta öleceğim kanısındayım. Yenilmiş olsam da, mücadele içinde ölüyor olacağım kanısındayım.

Bugün vecd-sevinci, hem de melankoli-hüznü epeyi saat aralıklarla aynı günde yaşadım.

Yolumun neresinde olduğumu bilmiyorum, yalnızca yolda olduğumu biliyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Reha Bey... Tutulan günlükler, günümüzde artık unutulmaya yüz tutmuş mektuplar, yazmayı iş edinmiş olanlar için engin bir kaynaktır. Biliyoruz ki, çoğu yapıtların kaynağı günlükler, mektuplardır. Ne mutlu günlük tutanlara. Saygılar, selamlar.

TURGUT ÇELİK 
 30.06.2010 22:56
 

Yazılarınızı okumak keyifli, kalem yolunuz hep açık olsun. Saygılarımla...

Aysel Yilmaz 
 24.06.2010 19:24
 

Cahit Sıtkı, yaş otuzbeş, yolun yarısı eder, Dante gibi ortasındayız ömrün...derken o zamanki koşullara göre, tam yaşı 70 olarak kabulleniyor. Blogunuzda nedir o melankoli? nedir o hüzün? Yolun kalan kısmına biraz aydınlık, biraz ümitli bakamaz mıyız? Kandırmaca değil ama yaşamdan keyif alırken hayat hala çok güzel...Selamlarımla...

Yurdagül Alkan 
 22.06.2010 23:39
 

Yazına lafım yok ama Hz. Kanpak efendi iğne deliğinden bile çıkar. Bilsin bilmesin mübarek efendimiz her şeyi karıştırır... Yazdığı yoruma gülsuyu sür... Yoksa hazret kızabilir. Maazallah ..

mamut 
 22.06.2010 23:21
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 2216
Toplam yorum
: 1121
Toplam mesaj
: 127
Ort. okunma sayısı
: 500
Kayıt tarihi
: 16.08.06
 
 

Serbest yazarım. 1960 doğumluyum. BÜ İşletme mezunuyum. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster