Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Ocak '09

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
822
 

Blog Yazarları “Yitik Yetenekler” mi?

Blog Yazarları “Yitik Yetenekler” mi?
 

"Blog Yazarlığı" tanımlamamız gereken yeni bir oluşum


Birkaç gün önce bu sayfalarda okuduğum bir blog, bana bu satırlar için ilham oldu.

<ı>Blog yazmak birçoğumuz için vazgeçilmez bir uğraş haline geldi.

Eskiden günlük yazardık, kendimizden başka kimseye göstermediğimiz.

Şimdiyse yazıyor ve yazdıklarımızı mümkün olduğu kadar çok kişi görsün, okusun istiyoruz.

İnternet bunu mümkün kılıyor.

Eskiden, hergün gazetelerden okuduklarımızı, televizyondan, radyodan veya başkalarından duyduklarımızı, en yakın çevremizdekilerle konuşur, bu konular üzerinde tartışır, böylece düşünce ve duygularımızı ifade ederdik.

Şimdi bütün bunları bloglarımıza yazıyoruz.

Peki, blog yazarları “yitik yetenekler” mi?

İçinde yazma hevesi ve dürtüsü olan birinin en büyük arzusu ne olabilir? <ı>Herşeyden önce yazmak, düşündüklerini yazıya dökmek. Sonraki arzusu da, yazdıklarının birileri tarafından okunup değerlendirilmesi.

Bloglarımızda bu olmuyor mu? Fazlasıyla oluyor. Eğer başkalarına da ilginç gelen şeyler yazabilmişsek, bu yazıların okunduğunu görüyoruz. Daha da fazlası, birçok okuyan, yazdıklarımız hakkında fikirlerini ifade ediyor. Böylece değerlendirmeden de haberimiz oluyor.

Yazdıklarını bir kitapta toplayıp, beyaz kağıt üzerinde, siyah puntolarla bastıran birinden ne kadar farklı bu yaptığımız?

Bir: En başta yazdıklarımızın maddi bir amacı yok. Ne bizler, ne de bizlere blog sayfalarında görünme imkanını sağlayanlar, bundan maddi bir kazanç hedeflemiyoruz. Bu bizim artımız. Yazdıkları, kitapçı raflarında bekleyip tozlanan ne kadar çok yazar var. Herkes “Bestseller” yazarı olamıyor veya “Nobel” kazanamıyor.

İki: Yazdıklarımızın yankısını derhal alabiliyoruz. Okuyanlarla doğrudan ilintiliyiz. Bu açıdan gazetelerin köşe yazarlarıyla kıyaslanabilir yaptığımız şey. Belki onlar kadar geniş bir okuyucu kitlesine hitap edemiyoruz ama buradaki artımız da, istediğimiz herşeyi- ahlak ve nezaket kaidelerine, kanunlara ve etiğe uygun olmak kaydiyle- yazdığımız halde, herhangi bir yazımız yüzünden işten atılmak veya topa tutulmak gibi tehlikelerden uzak oluşumuz.

Üç: Birçoklarımız birden fazla blog tutuyorlar. Kişisel ve ayrıca toplu bir çatı altında. Bu da blogculara, her türlü yazıyı yayımlama fırsatı veriyor. Herhangi bir kalıba veya görüşe uymak zorunluluğu yok. Bu da başka bir artımız.

Dört: Hepimizin farkettiği gibi çağ değişmekte. İletişim büyük çapta elektronik biçimde gerçekleşiyor. İnsanlar mektup veya telgrafı çoktan bıraktı. SMS ler, MMS ler, mailler uçuşuyor ortalıkta. 1995 senesinde, çevremde daha kimsede yokken, ilk cep telefonumu aldığım zaman, bir tramvay durağında onu çantamdan çıkarıp telefon ettiğimde, ilk defa hissetmiştim bu müthiş değişikliği. İnsanlar artık diz üstü ile telefon ediyor, gazeteleri de İnternet’ten takibediyorlar. Internet, Ansiklopedileri de çoktan rafa kaldırdı. “İnternet” yeni iletişim vasıtası. Ve bizler buradayız. Bu da başka bir artımız.

Beş: Her ülkenin İnternet ve Blog şöhretleri oluştu. Haberleri İnternet’ten takibedenler için bu isimler, ülkelerin neredeyse tanınmış gazeteci ve yazarları kadar bildik. Eğer bir okuyucu, bir solukta bu isimleri yanyana söyleyebilirse, blog yazarının yitik bir yetenek olduğunu söyleyebilmek de, biraz fazla kötümserlik olmaz mı?

Ben burada, bu durumdaki Blog yazarlarının isimlerini vermiyorum. Bu satırları okuyanlar, o isimleri de biliyorlar. Onlardan birini unutup, kimseye haksızlık etmek , ya da olayı kişiselleştirmek istemediğimdem.

Altı: Günümüzde, eli kalem tutan her kişi için, yazdıklarını bir kitapta toplamak mümkün. Bütün mesele, para kesesinin büyüklüğünde. Bu açıdan, adını bir kitap kapağına yazdırmak veya yazdırmamak, yazan kişinin tercihine kalmış bir şey. Eğer isim bir kitap kapağında göründüğünde, “yitiklik”ten kurtuluyorsa insan, bu yol her zaman için açık.

Yedi: Kitap yazmak; çok çalışmak, çok disiplin, devamlılık ve bazı durumlarda çok araştırma ve yorulmak isteyen bir iş. Blog yazarlarının birçoğunun aslında böyle bir şey yapmayı isteyip istemedikleri şüpheye açık. Böyle bir uğraşa girişmemek arzusu, ille de “yitiklik” işareti olmayabilir.

Sekiz: Gazete sahipleri veya genel yönetmenleri, hergün blogları tarayarak, yeni yetenek keşfetmek zarureti duymuyor, ellerindeki yetenekler onlara yetiyorsa veya böyle bir zahmete katlanmak istemiyorlarsa veya bunu yapabilmek için, haddinden fazla meşgullerse, elbet ki bu da onların bileceği bir şey. Blogdan, bir gazete köşesine transfer olabilmek, her ne kadar cazip görünen bir şey ise de, böyle bir durumun getireceği sorumluluk ve iş yükü de, “yitiklik”ten “bulunmuşluk”a geçmenin bedeli olarak bir hayli ağır.

Dokuz: Yerli veya yabancı, hemen her alanda ünlü olmuş kişiler, sanatçılar, sporcular, politikacılar, İnternet’te bir sayfa ya da blog açıyorlar. Yani “<ı>Blog Yazarları”nın çoktan bulunduğu ortama giriyorlar, “yitik” olmadıkları halde.

On: İnternet’te yazıyor olmak, aslında “yitiklik” ortamından, “bulunmuşluk” ortamına geçmiş olmak demektir zaten.

Sonuçta blog yazarlarının yitik yetenekler olup olmadığı sorunsalı, bir hayli tartışmaya açık olabilecek bir konu.

Ben düşündüklerimi ana hatlarıyla döktüm bu satırlara.

Gerisi okuyanlara kalmış.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Blog yazarlığı oluşumu, çağın yeni trendi olarak, konuşan bir toplumun içinden yazan ve okurunu bulan bir blog yazarlığı sivil oluşum olarak çıktı. Siz bu yazınızda çok iyi kurgulamışsınız konuyu. 23 yılımı basın dünyasına adamış sarı basın kartı sahibi bir gazeteci olarak, bu oluşumda sizin gibi değerli blog yazarlarıyla bir arada olmayı yitiklik değil, harika bir paylaşım olarak değerlendiriyorum. Sevgilerimle

Bülent Göncü 
 07.01.2009 15:03
Cevap :
Bülent bey çok teşekkürler ederim. Böyle yorumlar almak da benim gururum oluyor. Sağolun efendim. Sevgi ve selamlarımla.  07.01.2009 22:20
 

Mesele anlaşılmıştır. Siz değil, ben özür dilerim. Yazılar, münasebetler, tavır alışlar, duruşlar, tebessümler, kırılgan yüzeyler daima hassas olduğum konular. Beni ben yapan bunlar. Biraz fevriyim. Ama saygınlığa şapka çıkarırım. Size çıkardığım gibi. Saygılarımı teyiden selamlar,sevgiler.

Muzaffer Cellek 
 05.01.2009 0:36
Cevap :
Sevindim efendim. Size, aceleciğimden dolayı böylesine yanlış bir intiba vermeyi becerdiğim için kendi kendimi tebrik etmiştim dün gece(!).(Uykum bile kaçtı:) Kimseyi bilerek kırmak, incitmek, küstahlık, saygıda kusur gibi şeyler benim işim değildir. Olmaması için hep kendi üzerimde çalışmaktayım. Hele sizin gibi bir basın ve yazı savaşçısını incitmeyi aklımın ucundan bile geçiremem. Fevri olmayı anlarım, ben de biraz öyleyim:) Unutalım bu yanlış anlaşmayı. Sizi her zaman sayfalarıma beklerim. Sevgi ve saygılarımla.  05.01.2009 13:39
 

Sizi anlayamadım. Anlayamıyorum. Dört etaplı yorumumun sonuncusunu ele alıp cevaplamışsınız. Diğerleri için yürüttüğüm faraziyelerden birini tutturmuş oluyorum: ' Meseleyi özetlemek' kaygusu ile hareket etmişsiniz. Yorumumum üç etabını da aldığınız belli oluyor. Birinde ' Basın mesleği kıskançlıktır' demiştim. Verdiğiniz cevapta da bu konuya değiniyorsunuz. Demek ki, yollara takılıp kalmadı yazılarım. Bir sualim vardı bu konuda. Demiştiniz ki, yorumları muhakkak cevaplarım. Atmam demiştiniz. Bu son durumda bir çelişki yaşanmıyor mu? Ben, iyi niyetlerle size içimi döktüm. Böylelikle 'Kısa kes Aydın havası olsun' mu demek istediniz de diğerlerini gazetecilik tabiriyle makasladınız?! Ama ben bunu yapacak biri olarak tanımak istemem sizi. Olsa olsa 'Vaktiniz yoktu' o bakımdan, şimdilik sonuncuyıu ele alıp cevapladım' diyebilirsiniz. İnşallah öyledir. Kalemime saygı beklemek de isterim. Saygı ile.

Muzaffer Cellek 
 04.01.2009 23:12
Cevap :
Eyvah, hiç istemeden sizi kızdırmışım galiba. Şimdi tam nasıl olduğunu hatırlamaya çalışarak size cevap vereyim: Ben tez reaksiyon veren bir insanım. 1,2 ve 3 ü okuduktan sonra, cevap yazmak istedim. Tüm söylediklerinizi okuduktan sonra cevaplamak istediğim için 3 üncüden sonra, bitti sanarak cevap yazdım. Ama sonra 4.yorumla devam ettiğinizi ve benim ona cevap yazmış olduğumu farkettim ve 3üncüye dönerek devam ettim. Yani karışıklığı istemeden ben yarattım. "Özetlemek" kaygısı ile değil, belki bütün yazdıklarınızı anlamış olmak kaygısı ile hareket ederken. Ben de şimdi size samimiyetle olanı anlattım. Belki her yorumunuz altına detaylı bir cevap yazmam gerekirdi. Özür dilerim. Yorumunuzun tamamını dikkatle ve zevkle okumuştum. Böyle bir intiba edinmenize gerçekten üzüldüm. "Saygısızlık" sözlüğümde olan bir söz değildir. Üzgünüm. Saygılarımla.  05.01.2009 0:15
 

Bu ne kadersizlik. Yine bir arıza çıktı ortaya. 1, 2, 3 ncü yazdığım yorum notları şimdi de kayıp mı? Ulaşmadı mı?Yoldalar mı? Yoksa siz işi özetlemek mi istediniz de sonuncusundan başladınız? Yahut da diğerlerini sıraya koyup, sonuncu daha cazip onun için mi böyle davrandınız. Gördünüz mü? Ne kadar zor bir insanım. Meslek adına zorum. Her meseleye nane olmak istediğim için zorum. Bunları sormamı mazur görün. Biliyorum. Bun saydıklarımın hiç biri değil belki de. Keşke biz bu işe bulaşmasay mıdık ki diye de düşünüyorum şimdi. Selam ve saygı ile

Muzaffer Cellek 
 04.01.2009 23:00
Cevap :
Sevgili Muzaffer bey, yorumlarınızın hepsi çıktı. Sırası karıştı belki biraz. Ben aceleci davrandım, özür dilerim. Cevap vermeye ortadan başlamışım. Ne demek keşke bulaşmasaydık? İyi ki yazdınız. Yazdıklarınızın hepsi doğru. Benim yazımı açıklayıp genişlettiniz. Çok teşekkür ediyorum tekrar. Çok selam ve saygılar.  04.01.2009 23:14
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 165
Toplam yorum
: 554
Toplam mesaj
: 96
Ort. okunma sayısı
: 1353
Kayıt tarihi
: 03.08.07
 
 

Uzun yıllardır yurt dışında yaşıyor. İsviçre'de Adalet Bakanlığı'ndaki mesleği yanında tiyatro ya..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster