Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Haziran '09

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
472
 

Blog yorumları (1)

Blog yorumları (1)
 

Yorumlarımızdan yani.


Kaygılanmayın, klasik yorum toplama yazılarından, birini daha okumayacaksınız.
Eskiler bilirler: MB’de hevesle yazmaya başlayan taze blogcu, birkaç yazı yazıp, “artık bendeniz de ailedenim” tarzı birkaç da blog yorumu attıktan sonra, hiç yorum almadığını fark edince; “yorum yapmanın faziletleri” hakkında döşendiği sitem yazısına, yüreği yufka MB ahalisinden çuvalla yorum alıp, muradına erer.
Epeyce blogcu denemiştir bu yolu ama ben, denemeyenlerdenim.
Öyle şeylere tenezzül etmem.
Daha doğrusu, ettiğimi sanmıyorum.
Etmemişimdir inşallah ya.
O kapsama girecek bir blogum yoktur canım.
Yani umarım yoktur.
Aman, varsa da; yorumlarınızla bildirirsiniz artık.
Doğrusu yazılarımı bir kez daha gözden geçirmeye üşeniyorum.
Yazarken de üşenmiştim zaten.
O yüzden bir şeye benzemiyorlar galiba.
“Gönülsüz aşktan doğan çocuk; ya kör olur, ya topal.” özlü(!) sözü misali.
Ama yorumlarım öyle değildir bakın.
Yiyenler, bilirler tadını.
Çok özenirim onları yazarken.
Kelimeleri titizlikle seçer, cümleleri dikkatle kurgularım.
Her ne kadar yorumlarımızda, yazılarımıza göre çoğunlukla daha özel, daha samimi bir dili tercih ediyor olsak da bu, kaliteyi önemsememek anlamına gelmemeli.
Blogcunun, blog yorumlarına baktığınız oluyor mu hiç?
Ben bakarım.
Ha, diyeceksiniz ki; “Yazılarla birlikte, altlarındaki yorumları da okuyoruz zaten.”
Aynı şey değil.
Orada yazıya odaklandığı için beyin, yorumun kalitesi pek kalmıyor akılda.
Yorumcunun değişik konulardaki yorumlarını alt alta dizip, bakmalı.
O zaman onun, yazarlığı hakkında da, adamlığı hakkında da yazılarından bile daha çok ve doğru bilgi aldığınızı hayretle göreceksiniz.
Hiç hayret etmeyin.
Yazılarımız biraz yapay, kasıyoruz kendimiz yazarken.
Farklı olmayı deneyip risk almaktansa, herkes gibi yazmayı yani sıradanlığı tercih ediyoruz.
Alıntılar falan da oluyor içlerinde yani tüm sözler bizim de değil zaten.
Hatta zahmet edip kendinden tek söz bile etmeden, edilmişleri devşirenler bile oluyor.
Hiç mi çok içten, çok kendine özgü yazan yok?
Tabii var.
Kendilerini tenzih ederim.
Bir de şeyleri tenzih ederim: Samimi yazacam derken işin b.kunu çıkaranları.
Onlar için yazıymış, yorummuş fark etmiyor.
Onlara, bütün “v” ler “w”.
Yorum öncelikli olarak yazıya ve yazara odaklı olmalı elbette.
Ama yazıya, yazara ve o ana tabi cümlelerle değil, kendimize özgü, zamana meydan okuyan cümlelerle.
Çünkü yazılarımız kadar yorumlarımız da duruyor biz durdukça.
Bazen tekrar göz gezdirdiğim blog yorumlarımda, böylesi slogan tadında cümlelerimi yakalarsam, mutlu oluyorum.
Beğendiğim blog yorumlarımdan, blog yazısı yapmayı ne zamandır planlıyordum, bugüneymiş kısmet.
Yorumun yanı sıra, yazının adı, yazarın adı ve yorum tarihi bilgilerinin de yer aldığı bir düzende, kronolojik olarak 10 tanesini sunuyorum ve ara, ara sürdürmeyi planlıyorum.
Yoruma aldığım cevabı görmek için yazıya gireceksiniz bir zahmet.
Yazara da o kadar katkımız olsun artık.
Aynı zamanda MB deki ilk yorumum olan 1.sıradaki yorumu yalnızca, bugün sayfalarımızın vazgeçilmez parametresi olan Ortalama Okunma Sayısının ilk kez telaffuz ediliyor olması nedeniyle seçtim.

1) KİMLER BLOG YAZMALI? / Beşir TAYFUR
En çok okunan ve En çok yazan kategorilerinin kaldırılıp, yerine bu 2 sinin oranlanması ile elde edilecek; Ortalama Okunma Sayısı'nın konulmasını öneriyorum.
Böylelikle her yazdığınız sıralamanızı yükseltmeyeceği için biraz daha düşünerek yazmak zorunda kalırsınız.
15.11.2006

2) ÖLÜMDEN SONRASI / otomatik greyfurt
Sevgili Greyfurt. Çok merak ettiğin ve bir o kadar da güzelliğinden emin olduğun ölümden sonrasını yanlış yerlerde aramışsın be güzel kardeşim. Ben sana çok kolay ulaşabileceğin bir kaynak önereyim. Kuran'ı Kerim. Her ne kadar yazında bilinmeyeni anlamaya çalışanları, ölümden sonrasını yok sayanlarla, cennet cehennem olgusunu yaratanlardan ibaret olarak değerlendiriyorsan da, hani senin de mükemmelliğini vurguladığın bu komplike düzenin, gerçekten bir yaratıcısı vardır belki. Hem belki de o yaratıcı, senin gibi meraklı kulları için bilgi de göndermiştir. Sonra, ölüm gerçekten son değilse, hayat niye böyle 2 parçalı dizayn edilmiş ola ki? Sakın işin içinde bir imtihan durumu falan olmasın? Klasik müfredat yeterli olur mu acaba? Ne yapsak dershaneye falan mı kaydolsak? Tüm bu sorular bir yana, gençliğinde bu işlere epey kafa yormuş bir abin olarak, sende biraz da kendimi gördüğümü söyleyebilirim. Tez zamanda merakını gideresin inşallah. Yaşayarak, öğrenerek tabii. Sevgiler.
15.12.2006

3) SAĞCISI, SOLCUSU OKU BU YAZIYI / Özge DİNÇ
Kelimelere bu denli hakim olmanın bir yan tesiri oluyor bazen. Ardındaki gerçeklere de çok hakim olduğunu düşündürüyor insana. Ya da onların aslında o kadar da önemli olmadıklarını. Asırlardır tartışılıyor olsalar bile. "Fikir aidiyetinin koşullara göre değişebileceği" şeklinde özetleyebileceğimiz tespitinize katılıyorum. Ama bu tespit fikirleri anlamsızlaştırmaz. Bu tespite dayanarak rahatça iddia edebilirim ki; siz de ideallerin her şeyin üzerinde tutulduğu dönemlerin genci olsaydınız, yorulmak yerine, sıkı sıkıya sarılacaktınız kendinizinkilere. Hayatlarını ortaya koyan diğerlerinin yaptığı gibi. Onların bir kısmı kaybettiler de hayatlarını. İçlerinde arkadaşlarım da vardı, ölesiye nefret ettiklerim de. Ama hepsi de sizin kadar iyiydiler söz sanatında. Meselelere bazen daha uzaktan bakmak, resmin tamamını görmek bakımından yararlıdır. Ama onların küçülmediğini, yalnızca sizin uzaklaştığınızı unutmadan. Sevgilerimle.
28.12.2006

4) ÜSTAT, NE OLUR SADECE ROMAN YAZ / Aydın SEVİNÇ
Etnik ayrımcı, ne de çok, iyi yazarımız varmış meğerse. Ortam müsait olunca, iyice döküldüler. Ama bu benim nazarımda bir şeyi değiştirmez. Ben yine de eseri, yazardan bağımsız değerlendirmekten yanayım. Eser iyiyse; iyidir. Görüşüne hiç katılmadığım bir kalemden, çıkmış olsa da. Zaten değil mi ki, yazmak için sevgili Türkçemizi kullanıyorlar ve onunla harman olmuş kültürümüzden yeşermişler, onlar Türk yazarlarıdır. Kendileri aksini iddia etseler bile. Saygılar.
16.01.2007

5) İZMİR’LİNİN SÜRGÜNÜ / Özlem ERTAN
İstanbul da doğmuş, İzmir den daha çok İstanbul da yaşamış, halende İstanbul da yaşayan, bir İzmirli olarak duygularınıza katılmakla birlikte, şunu da söylemeden geçemeyeceğim ki; İstanbul a biraz haksızlık ediyorsunuz. Evet İzmir bizim gönlümüzün güzeli ama İstanbul da dünya güzeli. İzmir için saydığınız somut güzelliklerin, alası var İstanbul da. Objektif olarak değerlendirecek olursak; güzellikte İstanbul değil İzmir ile dünyada başka hiçbir şehirle kıyas kabul etmez. Ancak nasıl ki insan sevgilisini dünya güzeline değişmezse, biz de İzmir’i, İstanbul’a değişmiyoruz. Gerekçemiz her ne olursa olsun, sevmişiz bir kere. Mesele bundan ibaret. Saygılar.
17.01.2007

6) 90-60-NOKSAN / Şebnem AYBAR
Bahsettiğiniz açmazları, daha ayrıntılı ölçülendirme yaparak(cepheden, profilden vs.), boy, kilo gibi parametreleri katarak, çözümlemek mümkün olabilir belki ama, hiç bir ölçülendirme, insan beğenisinin kriterleri kadar ayrıntılı olamayacaktır. Ve ne kadar şanslıyız ki; o kriterler sübjektiftir. Aksi takdirde hep aynı tip kadınlara aşık olacağımız için, biz erkeklerin işi çok zor olurdu. "Kadınların işi çok zor olurdu." mu, demeliydim yoksa? Bu arada ölçülerinizle moralinizi bozmanıza hiç gerek yok. En azından boynunuz uzun. Bilirsiniz, estetik bakımdan pek makbuldur, boyun uzunluğu. Saygılar sunuyorum.
18.01.2007

7)TÜRKÜM, TÜRKSÜN, TÜRK… / OynamıYorum
Bildiğiniz gibi, M. Kemal'in bu sözü, "Ne mutlu Türk olana" şeklinde söylememiş olmasından hareketle, ırk olgusunu reddettiği ve Türkiye’de yaşayan ve Türküm diyen herkesi, Türk olarak kabul ettiği iddia edilir. Bana göre burada ince bir ayrım var. ATATÜRK; "Türküm" diyenlerin, Türk kültürünü, örfünü, değerlerini benimsediğini varsayarak, "Ne mutlu" demiş olsa gerek. Aksi halde "Ne mutlu Türkiyeliyim diyene" demesi gerekmez miydi? Kabul etmeyenlere, Gençliğe Hitabedeki şu cümleyi hatırlatırım. "Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur."
26.01.2007

8) SAPIKLAR VE CEZA / Özlem DEMİRCİ
"Biraz daldan dala oldu." cümlesiyle başlayan paragrafa hiç katılmıyorum. Tüm dinlerin dayandığı inanç sistemlerinden hikaye diye bahsederek inançları küçümsemeyi, inanç özgürlüğü kapsamında değerlendirmek mümkün. Ama insanlara, "ola ki ders çıkartırlar diye" kardeş cinayetini anlatan ilahi kitapları sanki bu kavramları savunuyorlarmış gibi göstermeyi, bu kapsamda değerlendiremeyeceğim. Bu mantıkla, yazınızda bahsettiğiniz için sizi, "Bebek tecavüzlerini savunmakla" mı suçlamalıyız? Kardeş evlenmesine eleştiri getirmeniz ise ilginç. Başka seçenek mi vardı da, beğenmediler. Adı üstünde; ilk insan bunlar. Ayrıca, dindar aileden gelmek ya da gelmemek, birey için tanımlayıcı kavramlar olamazlar. Saygılar.
29.01.2007

9) GİTME / Kerem OĞUZ
Sevgili Kerem! Öncelikle yazını atladığım için özür dileyeyim de, sonra övgüye geçeyim.(Gerçi bu da övgü oldu ya.) Çok iyi yazmışsın, hatta döktürmüşsün diyebilirim. Gelecek vaad eden genç yazar kategorisinde ödüle aday gösteriyorum seni. Ben gösterdim mi olur merak etme. Jüri yabancı değil. Yalnız takıldığım bir şey var. Yazıyla birlikte aldığın tüm yorumları da okudum da, niye büyük çoğunluk bu ilişkiyi bire bir yaşadığın varsayımıyla, teselli edici yorumlar yapmış işte onu anlayamadım. Ben yaşamadığını iddia etmiyorum. Sadece eşit 2 ihtimal varken ortada, niye çoğunluk ihtimallerden birini tamamen göz ardı ediyor. Yazar yaşadığını da yazabilir, hayal ettiğini de. Olayı kendi ağzından anlatıyor diye, illa yaşamış olması gerekmez. İyi yazar hayal ettiğini de, yaşadığı kadar iyi yazabilendir ki, zaten sen de öyle görünüyorsun. Hayır, olayı bizzat yaşadığına dair, yazının bir tarafında saklı, bir şifre var da, ben mi fark edemedim? Tekrar övgüler ve de sevgiler.
31.01.2007

10) MATEMATİĞİ SEVİYORUM, SAYILARA AŞIĞIM / Hezar YOKUŞ
"Seni, Türkçeden sevgiyle söz eden bir gencin yazısını okumaktan daha mutlu eden şey nedir?" diye sorulursa, "Matematikten sevgiyle bahseden bir gencin yazısını okumak" derim. Bu ikisi gençliğe yeter. Bunlara hakim bir gençliğe sahip olmaksa, bir ülkenin geleceğe güvenle bakmasına yeter. Aslında yalnızca Matematik bile yeter. Çünkü Matematiği bilir ve severseniz, Edebiyatı sevmemeniz mümkün değildir. Hele Matematik gibi bir dil olan Türkçenin Edebiyatını. Matematik, asla yalnızca Matematik değildir, çok daha fazlasıdır. Onu layıkıyla sevmiş ve anlamışsanız, o size mutlaka Felsefeyi sevdirecektir. Felsefeyi seven insan, insanlığı seven insandır."Meslek edinmek için öğrenilmesi zorunlu, soğuk, sevimsiz silah" olarak tanımlamıyorsanız onu; size Müziği ve diğer güzel sanatları da sevdirecektir. Matematiğin muhteşem uyumu, estetik duygunuzu geliştirecektir zira. Bir ülkeye yapılabilecek büyük kötülüklerden, biridir gençliğini Matematikten soğutmak. Güzel yazın için seni kutluyorum, sevgiler.
27.02.2007

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 30
Toplam yorum
: 130
Toplam mesaj
: 43
Ort. okunma sayısı
: 2122
Kayıt tarihi
: 03.11.06
 
 

İzmirliyim ama, İstanbulda yaşıyorum. Elektronik Mühendisiyim ama, ilaveten yazıyorum. Evliyim ama..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster