Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Şubat '07

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
700
 

Blog yorumları üzerine

Blog yorumları üzerine
 

Önce bir hikaye: Çok despot bir kral varmış. Hiçbir zaman hiçbir konuda taviz vermezmiş bu kral. Bir gece, rüyasında 32 dişinin birden döküldüğünü görerek çok etkilenmiş ve hemen sarayın rüya tabircisini çağırtarak rüyasını anlatmış. Tabirci şöyle bir yorumda bulunmuş:

-Majesteleri, malesef bütün sevdiklerinizin ölümlerine teker teker şahit olacaksınız ve çok üzüleceksiniz.

Kral çok sinirlenmiş ve bu tabirciyi, 3 gün sonra başı vurulmak üzere zindana göndermiş. Ama rüyanın hala etkisindeymiş ve içi içini yiyormuş. Bu yüzden adamlarına hemen yeni bir rüya tabircisi bulmalarını söylemiş. Yeni rüya tabircisi geldiğinde kral rüyasını anlatmış ve kulaklarını dört açarak tabircinin yorumlarını merakla dinlemiş:

-Majesteleri, bu rüya binde bir görülen cinstendir. Bu rüyayı gören kişinin ömrü çok uzun olur. Siz de, bu ülkeyi neredeyse bir asır yönetecek kadar uzun yaşayacaksınız, hatta sevdiklerinizden bile uzun sürecek hayatınız.

Ve kral o kadar sevinmiş ki, bu adamı 100 altınla ödüllendirmiş.

Soru 1: Gördünüz mü? Her iki tabirci de aslında aynı şeyden bahsettikleri halde, birinin yorumlayış tarzı ölüme sebebiyet verirken, diğerininki onu zengin ediyor.

Soru 2: Peki ben neden bloğa böyle bir giriş yapmış olabilirim? Çünkü bu hikayenin anafikriyle birazdan yazacaklarımın anafikri birbiriyle örtüşüyor.

Bu ortamda şu an itibarıyla 1134 kişiyiz. Bu da, 1134 adet farklı kişilik, bakış açısı, fikir, hayat tarzı, dünya görüşü, vs demek. Ve hepimiz kendi bakış açımızı, fikrimizi, vs. bu özgür ortamda beyan ediyoruz. Milliyet'in yayıncılık anlayışına ters bir şeyler yazmadığımız sürece de, yazdıklarımızı başkalarıyla paylaşıyoruz. Soru 3: Hepimiz aynı fikirde olmak zorunda mıyız? Elbette hayır. Aynı aile tarafından yetiştirilen iki kardeş bile birbirleri arasında fikir çatışması yaşarken, birbirini hiç tanımayan bu 1134 kişinin bazı konularda aynı fikirde olmaması kadar doğal bir şey olamaz.

Bloglar yazıyoruz, birbirimizin bloglarını okuyoruz, yorumlar yapıyoruz, bize yapılan yorumlara cevaplar yazıyoruz, hatta birbirimize mesajlar gönderiyoruz; yani hep etkileşim halindeyiz. Soru 4: Peki bu etkileşim esnasında nasıl bir üslubumuzun olduğunun önemi var mı? Bence var. Blog yazarlarını okurken, yapılan yorumlara da mutlaka göz atıyorum, ve bazen şaşkınlık içinde kalıyorum. Sanki ezeli bir düşman gibi, fırsatı olsa bir kaşık suda boğacakmış gibi, eşinden boşanmasına veya iflas etmesine sebep olan o yazarmış gibi yerin dibine sokmaya çalışmalar, haddini bildireceğini sanmalar falan. . . Soru 5: Ne demek oluyor bütün bunlar? Dikkat çekmenin en saçma sapan yolu. Sansasyonel haberleri ve skandalımsı magazin programlarını izleye izleye ne hale gelmişiz!

Yorum yazarken kimilerimiz gayet resmi bir şekilde, sevgi(? ) saygı çerçevesi içinde, son derece nazik bir dille, olması gerektiği gibi karşısındakini incitmeden karşı görüşlerini ifade edebilme yetisine sahipken; kimilerimiz son derece aşağılayıcı bir tavırla, net bir şekilde hakaret etmeye çekinmeden, belki de sırf muhalefet olsun diye, ya da sırf blog yazarının sabrını deneme amaçlı olarak kaba bir şekilde ve saygısız ifadelerle karşı çıkabiliyor. Soru 6: Peki blog yazarı, yorum yapanları zindana gönderiyor mu veya 100 altın ödül veriyor mu? Tabiki hayır. Soru 7: Sizce nezaketsizce yapılan yorumlar, blog yazarını aşağılamalar, küçümsemeler, daha da abartıp hakaret etmeler kimin kalitesini düşürüyor? Blog yazarının mı, o tarz yorumları yazanların mı? Şu ana kadar sorduğum her sorunun cevabını kendim verdim, bu kez ucunu açık bırakıyorum.

Bir bloğu okurken, içeriğini beğenmeyebiliriz, yazarın tarzını da öyle. Hatta bizim inandığımızın tam tersini savunduğu için yadırgayabiliriz de. Ama bu bize, o yazara hakaret etme hakkını vermez. Burada iki seçeneğimiz vardır: Ya "yorum yapmaya değmez" deyip başka bir blogda tıklarız, ya da "yorum yaz"da tıklayarak aynı fikirde olmadığımızı açıklarız. Bir üçüncü seçenek, yani tıklayıp da aşağılamak, hakaret etmek vs. görgü kurallarına aykırı bir şey. Soru 8: Zaten blogda yazmamamız gereken bir şey yazdıysak Milliyet Blog editörleri gerekli müdahaleyi yapıyorlar, değil mi?

Sadede gelelim: İnsanlar birbirinden hoşlanmasa da, hatta birbirlerine katlanamasalar da, saygı olduğu sürece sorunlar uç noktalarda olmayacaktır; bu gerçek dünya için de geçerli, sanal dünya için de. Soru 9: Bir insanı kırmaya ne gerek var? ("Bir insanı yermek, kendini yüceltmenin en alçakça yoludur" *) Ki o insanın günün birinde karşınıza çıkma olasılığı da var; çocuğunuzun öğretmeni, patronunuz, doktorunuz, anneannenizin yardımsever komşusu olarak, banka memuru olarak, her şekilde hayatınız çakışabilir. Soru 10: Çakışmasa ne değişir, insan insandır; biraz da empati gerek değil mi?

Siz siz olun, karşınızdaki insanların size nasıl davranmasını istiyorsanız onlara öyle davranın. Yoksa dışlanma, yalnız kalma, yadırganma, hatta alay edilme gibi felaketlerle karşı karşıya kalabilirsiniz. Umrumda değil diyorsanız, o başka.

(*Tongue Fu, Sam Horn [Kung Fu bir dövüş sanatıysa, Tongue Fu da bir sözlü dövüş sanatıdır] ).

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Vatandaşın biri "idam geri dönsün" yazıma yorum gönderirken "il... yaratık" ibaresini kullanarak kendisinin gelişmişliğini bana kanıtlamıştı. Ardından "bu adamın yazılarını yayınlamayın" temalı kocaman blog yazmıştı. Böyleleri oluyor, ne yazık ki. bir de doğru yoldan sapmış olduklarına inandığım bazı arkadaşlara "dalalet içindesiniz" diye yorum yazmıştım. sanırım, biraz kırıldılar, sonra kırıldıklarını görünce lafımı "yanlış yoldasınız" kelimesi ile değiştirdim. Yani bazen de istemeden kırabiliyorsunuz.

Serkan Dilek 
 09.03.2007 9:02
Cevap :
Sanırım konuşurken de, yazarken de en az iki kez düşünmemiz gerekiyor. Ben en çok ironi şeklinde kalp kırıyorum ama laf artık ağızdan çıkmış oluyor. Bu huyumu yenmenin bir yolunu bulacağım...  09.03.2007 13:20
 

Farkettin mi bilmiyorum, çoğu kişi fikrine katıldığı bloğa yorum yapıyor takdir amaçlı ya da destek.Ben isterimki düşünceme muhalif olan birisi bana fikrimin yanlış olduğunu göstersin, hatta bu uğurda beni hafiften kırmasına bile razıyım, tabi ben yapmam.Yani kimseyi kırmam, en azından kırmamaya çalışırım.

Sinefilozof 
 05.02.2007 22:34
Cevap :
Senin başına hiç gelmemiş demek ki. Hafiften kırmasına bile razıyım demişsin, olabilir tabi de, gerçekten yukarıda yazdığım gibi hakaret unsurları taşıyan eleştiriler oluyor. Umarım başına gelmez, şimdilik şanslısın :)  06.02.2007 11:06
 

1- " Zaten blogda yazmamamız gereken bir şey yazdıysak MB editörleri gereken müdahaleyi yapıyorlar"... Bu sizin cümleniz. Burada, yorumların da MB editörlerinin denetiminden geçtiğini düşünürsek, "hakaret" içeren bir yorum size nasıl ulaştırılmış olabilir? 2- Kendinize hakaret edildiğini düşünüyorsanız, bu yorumu yargıya intikal ettirin. Muhatabı telefon numarasından mutlaka bulunacaktır dert etmeyiniz. Mahkum ettirirseniz hakaret gördüğünüzü ilan edersiniz. Ettiremezseniz, hakaret değil, eleştiri almışsınızdır. Zira hakaret etmek suçtur. Dışlanma, yalnız kalma, yadırganma ve alay edilme durumuna düşme gibi felaket ithamlarınız soyut birer açıklama mı, yoksa bu durumlara düşürme çabası anlamında bir provakasyon mu? Yorumcu hakkında diyorsunuz yani... Bence bu tür konuları umursamayacak insan evladı yoktur. Belki de "hepimiz Adem ile Havvanın çocukları ve kardeşiz" demek istiyorlardır da siz buna karşı çıkıyorsunuzdur. Yine de teşekkürler...

Lale Beşe 
 05.02.2007 16:14
Cevap :
Yorumunuza teşekkür ediyor ve saygı duyuyorum ama hafiften bir önyargı sezdim. 1-Yapılan yorumların, MB editörlerinin elinden geçtiğini ben de yeni öğrendim, bana gelen bir e-posta vasıtasıyla. Günde 100'lerce yorum içinde gözden kaçırdıkları bazı şeyler de olması normaldir, e-postada bana dendiği gibi. 2-Dışlanma, yalnız kalma, vs durumlar sadece aklıma o an gelen olasılıklar. Provokasyon bana göre bir şey değil, beni az çok tanıyan biliyor zaten. Son cümlenizdeki lafa karşı çıkacak kadar delirmedim henüz. Bana ne dendiğinin ve neye karşı çıktığımın farkındayım. Teşekkürler ve iyi günler  06.02.2007 11:14
 

Peki bunlari gunluk hayatimizda ne kadar uygulayabiliyoruz?

Lycaena 
 02.02.2007 10:17
Cevap :
Her şey bizim elimizde. İnsanları kırmak çok kolay ama kalplerini kazanmak gerçekten zor.  02.02.2007 11:15
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 152
Toplam yorum
: 964
Toplam mesaj
: 60
Ort. okunma sayısı
: 1845
Kayıt tarihi
: 19.08.06
 
 

Ortada bir problem görüyorsak bu bizim de problemimizdir. Ve eğer 'birisi'nin bu konuda bir şeyle..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster