Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Şubat '09

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
1005
 

Blogda onursuz köleler

Blogda onursuz köleler
 

Yok!


Bir ülkede, yaşamlarını kazanmak için diğer ülkelere giden insanlar için “köle” tabiri kullanılıyorsa, o ülkenin insanlarını ikiye ayırmak gerekir:

Yurt dışına giden köleler…

Ve…

Yaşamlarını kendi ülkelerinde sürdürenler!

Birinciler şanslı… Şu veya bu şekilde kapağı attıkları Avrupa ülkelerinde “özgürlüklerle” tanışıyorlar. Jandarma dipçiği yok. Polis baskısı yok. Hastane ve Adliye kapılarında sürünmek yok! Fikir ve inançlar yüzünden zindanlarda çürümek yok! Türban taktın, kıçını başını açtın diye hesap soran yok. Kurallara uyduğun müddetçe “trafik canavarına” yem olmak yok. İşveren tarafından sömürülmek yok. Mahalle baskısı yok.

Bu ne biçim kölelikse…

Her türlü sağlık sistemi emre amade… İşsizlik ödeneğinin yanı sıra fert başına ödenen aylık 400 Euro sosyal yardım ve çocuk başına ödenen 250 Euro çocuk parası var.

Bu ne biçim kölelikse…

Siyasal örgütlenme hakkı var; milletvekili ve hatta parti genel başkanı olmak hakkı var!

Su akar, elektrik yanar. Ulaşım sorunu yok.

Bu yüzden olsa gerek, kısa zamanda serpilip gelişiveriyordu bu köleler.

Darmstadlı kanalizasyon işçisi Tarkan…Belçikalı Hadise…Rafet El Roman…Yeşiller Partisi Genel Başkanı Cem Özdemir…Yıldıray, Altıntop kardeşler, Alman milli takımını tercih eden Mesut Özil…Yazarlar, çizerler, işadamları…Polisi, doktoru, mühendisi ve mimarı…Hep bu kölelerden çıkıyor.

En önemlisi de, kimse de çıkıp onlara ne “köle” diyor, ne de bunu ima edecek bir tavır sergiliyor.

Lafı fazla uzatmanın anlamı yok!

Uyarı üzerine “Editörler seçkilerinde” yer alan “talihsiz” bir yazı okudum geçenlerde…

Yaşamlarını yurt dışında sürdüren insanlarımızla ilgili utanç verici ifadeler vardı bu yazıda. O yazıya gelen bazı yorumlarda ise yurt dışındaki insanlarımızdan “onursuz köleler” diye bahsediliyordu.

Seyir defterine bir not yazdım ama yayımlanmadı. O yazı apar topar editör seçkilerinden çıkarıldı ama hala yayında.

Kimileri fırsattan istifade kinlerini kustular. Kimileri de yazı ve yorumlar hala orada dururken “Yanlış anlaşılma olmuştur, anlayışlı olmak gerekir” diyerek aracılığa soyundular.

İşte ben de bu anlayışınıza sığınarak yazımın girişinde bir “köle” tanımlaması yaptım! Nereye uyarsa artık!

Başta o yazıyı seçkilere alan editörümüz olmak üzere emeği geçen herkesi kutlarım efendim!

OKAN TINMAZ bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Mesele alın teri ve emeğinin karşılığını almaksa; çalışmanın adı kölelik olamaz! Kaldı ki; gelişmiş ülkelerin literatüründe; "elin ekmeği kanlıdır, silebilen yer" gibi bir atasözü hiç duymadım. Bu atasözü bize aittir ve ancak bizde emeğin karşılığı ödenmeyebilir. Yada bizim gibi gelişememiş ülkelerde. O zaman kölelik kavramını bir kere daha düşünmek gerekir. Kaleminize sağlık.

Emine Supçin 
 09.02.2009 10:12
Cevap :
Editörler öyle demiyor ama Emine Hanım. Bu tür ırkçı ve sefil yazılara seçkilerinde yer veriyorlar. Selamlar, saygılar.  10.02.2009 22:07
 

cogu kez degisik dusuncelerimiz bu kez bir ortak payda buldu.Dusunmeden ve arastirilmadan hatta bilgisizce yazilan yazi bize ayni ortak noktada bulusturdu. Kelimeleri secmeden arastirmadan yazi yazanlar bazen gaflete dusebiliyorlar. Bu yaziyi yazan kiside umit ederim yazdigi yazi ve kullandigi kelimelerden dolayi bahis kimse ve toplumlara bir ozur borclu oldugu bilgisindedir. Saglik ve saygiyla

Newyorker 
 09.02.2009 0:55
Cevap :
Ben buna "çikolata sendromu" diyorum. "Alman çikolatası sendromu".Bizim insanımız yazı yazmayı öğrenmeden "mugalata" yapmayı öğreniyor. Bu arkadaş "seksen kuşağından", kayıp kuşak yani! Ne dediğini bilmiyor, o yüzden özür dilemesi gerekmiyor. Zira özrü kabahatinden büyük olur. Selamlar, saygılar.  10.02.2009 0:56
 

Yazıda öyle bir tablo çizilmiş ki bilmeyen de Avrupaya çalışmaya gidenler kürek mahkumu olarak istihdam edilmiş sanır. İşçi sınıfı her ülkede ezilir ama herhalde en az ezilenler de Avrupa ülkelerindekilerdir. Bizde ortalama 12 saat süreyle, ayda 500 lira ücretle, kayıtdışı, sosyal güvenceden yoksun çalışan işçilerle kıyaslandığında küçük burjuva bile sayılabilirler. Kaldı ki, Avrupadaki çoğu Türk artık işçi değil işveren durumunda. Mustafa Mumcu'nun bloguna yazdığım yorumda da belirtmiştim; burada yorumlar çoğu zaman yazıların içeriğine yazılmıyor. Belli kişiler belli kişilere ne söylemiş olursa olsun destekleyici yorum yazıyor. Aynı kişi aynı konuda birbirine taban taban zıt iki blog yazsın o iki yazıya da destekleyici yorum yazacaklarına bahse girerim. Editör önerileri de hemen hemen öyle. Galiba birkaç kişinin yazıları otomatikman seçiliyor. Bence çok da önemli değil; sonuçta bir kişinin subjektif seçimi o.

Murakami 
 08.02.2009 23:22
Cevap :
Öyle komik şeyler oluyor ki aklın durur:) Pirmete Bey'in Almanca olarak yazdığı yorum bu akşam editörlerce silindi. Adam resmen "sayfa kiraladığını" itiraf ediyordu:) Ayrıca iki gündür editoryadan mailler alıyorum. "O yazıyı sizin isteğiniz üzerine seçkilerden çıkarmadık" diyorlar ısrarla:) Ben de "Tekrar önerin o zaman, haftanın blogu seçin" dedim. Mustafa Mumcu Bey haklı. Bir şeyler dönüyor ama ne? Gelen mailleri ve yanıtlarını sana göndereceğim. Selamlar:)  10.02.2009 21:44
 

"editör seçimleri" cümlesini görünce ben bir teşekkür edeyim dedim:))) kim yazmışsa önyargılarıyla çürüsünler diyorum...

Ruksan İLDAN 
 08.02.2009 23:15
Cevap :
Aman efendim, editörün önerdiği bir yazıya beddua etmeyin sakın. O yazının altında "editörün de" imzası var:)  10.02.2009 22:00
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 312
Toplam yorum
: 4634
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 1614
Kayıt tarihi
: 10.02.07
 
 

Önceleri konuşurdu insanlar, "yazmak", sonraların işi... Duygu ve düşüncelerimizin yanı sıra gözl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster