Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Mayıs '16

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
195
 

Blogname...

Blogname...
 

Name nedir? Belli ki bir çeşit mektup… Daha çok sevgililere yazılan cinsten… E biz burada kime name yazacağız, bu yaştan sonra… Sevgili falan, filan… Olur mu yav..!
 
Olmaz olmaz da, insan hiç mi yakınmaz… İnsanın yazı var kışı var… Kış geldi mi, açta açıkta kaldın mı ne yapacaksın? Ya avaz atacaksın, ya name yazacaksın…
 
Bizim sesimiz pek öyle büyük adamlara gitmediğinden naşi, ancak düşük profilli birisini bulabilirsek , belki derdimizi anlatabiliriz Çaresi… O kadar kolay değil… Hele bir kez anlatacak makamı bulalım da ondan sonrası belki gelir.. 
 
İnsan derdini nasıl anlatır? 
 
Belli ki  iki yolu vardır: Ya bağırır çağırır; olmazsa daha sakince, sözlü olarak karşındakine ifade etmeye çalışırsın… Eğer bir dinleyen bulabilirsen; eğer gerekli  makama erişebilirsen… O kadar zor ki. Ben artık istediğim makamlara telefonla bile ulaşamıyorum. Bir telefon açıyorsun, derdini anlatacaksın , sonra karşı taraftan güzel bir bayan sesi, “Efendim falan yere ulaşmak istiyorsanız 1’i , filan yeri istiyorsanız 2’yi… istiyorsanız 8’tuşlayınız diye gidiyor.. “ Ondan sonra o robot ses , bir kez daha , bir kez daha tekrarlıyor… Ama biliyorsun ki, o ipin ucunda hiç kimse yok… İnsanları kandırıyorlar… Seni, beni , herkesi… Kimse yok..!
 
İkincisi name yazmak; yani Dilekçeyle başvurmak. Kolay mı, bir kere ilk merhalede dilekçeni beğenmezler; yirmi tane hata bulurlar… Beğendikleri zaman da bu iş böyle olmaz, lütfen Avukatınızla gelin derler… Bütün çabanız yarım kalır…
 
Ben burada , örneğin Editörlere bir dilekçe yazsam, ne olur? Nasıl olur? Nasıl gönderebilirim? Bu arada, vazgeç diyenler çok fazladır biliyorum.. En iyisi telefonu açıp, ağzına geleni söylemektir ama… Öyle de işler bir yere var mıyor? 
 
En iyisi “empati” , karşılıklı anlayış;  ve etkili iletişim… Yoksa kimse sizi dinlemez. 
 
Evet, doğru bırakalım şu Editörlerle uğraşmayı… Hem onlar Birinci kademe çağrı merkezleri değil mi; bir üst merkezi, yöneticileri filan bulabiliyor musun; görebiliyor musun..? Olanaksız… Onun için vazgeç bu işlerden; tehditle, kibirlenmeyle, yüksekten konuşmayla, efendim ben kimim, demeyle bu işler olmuyor… Adamların karşısında On bin kişi var.. Seninle mi uğraşacaklar. Vazgeç bu sevdadan da sen kuralları bir kez daha oku.. Ev sahibinin isteklerini, dilekerini kendine göre değiştirmeye çalışma… Yaparsan sonu ne  olur? Elbette düş kırıklığı…
 
Blog-name..
 
Galiba biraz kendi kendimize, biraz da bizi anlamaya çalışanlara yazılmış bir betik…Ama kolay mı? “Kim anlar, kim dinler varak-ı mihri vefayı,”  derler eskiler…
 
Neyse, bereket versin hala memlekette bir Yakınma Kurumu var… Canın sıkıldı mı, otur bir dilekçe yaz… Olmadı mı, bir daha, olmadı mı bir daha… Daha sonra… Daha sonra…
 
Godot’yu bekler gibi gelecek yanıtları bekle…
 
O yanıtlar ya hiç gelmeyecektir. Gelse bile öylesine hayal kırıcı olacaktır ki…Belki de kalem elinizden düşecektir…
 
Blog-name , belki de kendi kendime yazdığım, saçma sapan bir rapordur… Eee kimse dinlemeyince, ne yapacaksın… Anna Frank gibi kendi kendine günceni tutacaksın. Ama ona da kimse aldırış etmeyecekmiş!! Ederler, bir gün o günceyi bulurlar ve ederler. İşe yarar mı? Ne işe yarar..? Bilmiyorum ama belki de orada, insaniyet adına bir ders vardır.
 
Küçük bir insan bile bir an gelir, bir gün gelir, insaniyete dersini verir…
 
Diyeceksiniz ki, Bombaların fırıl fırıl göklerimizde uçuştuğu çağımızda, senin Allaha yazdığın dilekçenin bir kıymeti farikası var mıdır? Kim dinler, kim yanıt verir? 
 
İnanmalısın… İşte inanç burada başlıyor… Hiç umut olmadığı bir zamanda; hiç umut yokmuş gibi yaşadığımızda… Hala bir ışık yakan olabilir! Kim mi, o kadar da meraklı olmayın… sadece bekleyin…
 
Blog-name …
 
Koskoca Milliyet Blog’dan yazılıyor be.. Hiç kimse işitmezse, biraz ayıp olmaz mı?
 
Ben kendi adıma konuşmuyorum. O koskoca ülkede yaşayan garibanlar adına… Fazla mı ileri gittim. 
 
İşte name bu! Bazen isimsiz bir kişiye de yazılabilir! O gider sahibini bulur?
 
İster : “İMDAT”  deyin; isterseniz, gizlice sevgilinizi annesinden isteyin… Ama sesinizi çıkarın…
 
Ağlamayan  bebeye mama yok! Tamam mı? Tamam mı??
 
Siz yeter ki isteyin : Vermezse Mabud; neylesin sultan Mahmut..!
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İlahi hocam. Ne kadar güldüm ne kadar güldüm. gÖZÜMDEN YAŞLAR AKTI VALLA. "EŞEKNAME YAZISI HA?! HALA GÜLÜYORUM, ÖNÜMDEKİ TUŞLARI GÖREMİYORUM. bU KADAR VECİZ BİR İRONİ, BULUNMAZ Kİ BULUNMAZ. İnsanlar ne kadar da , ironiden, hicivden güldürüüden anlamaz oldular. Yaradılış diyelim. Adam, bir laylay'lomu teleffuz edemedi bre."Nasıl deniyor?" diye sana bana, ona soruyor. Hiciv , ironi kim, bunlar kim. Evet eşek fıkralarını, bir araya gelince devam ettiririz. İyi fikir. İzmire geldiğinizde haberim oılsun lütfen. Selam ve sevgilerimi yollarım.

Muzaffer Cellek 
 16.05.2016 15:19
Cevap :
Selam ve saygı bizden Sayın Muzaffer Cellek.  16.05.2016 15:24
 

Yazıp yolladıktan sonra, ben de sizin gibi düşünmüştüm."Bu yAZI EŞEKNAME"

Muzaffer Cellek 
 16.05.2016 15:07
 

Ses çıkartmak mutlaka gerekir, ama ses çıkartmanın şöyle de bir riski vardır. Yok hayır, sesin duyulmaması dert değildir esas sorun ses çıkartıldığında asıl ses çıkartması gerekenlerin ama bir şekilde ses çıkartmayanların verdiği tepkidir. Herkesten önce onlar çıkarılan sesi bastırmaya çalışırlar ve zırlama be, kes sesini otur oturduğun yerde derler ve işte insana asıl koyan da budur. Haklıyken haksız kılıverirler insanı. Sevgi ve selamlarımla

Matilla 
 15.05.2016 13:29
Cevap :
Yine hızlı bir şekilde felsefe yapmışsın.. Ama alıştık. Vede yapılması gereken şeyi yapıyorsunuz. Biliyorsunuz toplumda teknoloji daha hızlı gelişir; oysa Toplumsal Gelişme her zaman geç kalır. Dünya alır başını gider. Bir de bakarsınız bizimkiler.. "Aaa.. Adamlar aya gitmişler yahu.." Derler. Derler, doğrudur.. Bu böyledir. Ama bazıları, sizin gibi, benim gibi bazıları türkülerini söyleyip gezmeye zorunluyuz. Belki arkamızdaki bir iki kişi bu adam ne söylüyor diye kulak verir. O kulak kıymetlidir. Tutup çekmemek lazım. Belki de okşamak lazım.. Dünya bu, belki de dinleyeceği tutar.. Saygılar, selamlar.  16.05.2016 15:31
 

( PC, arızalandı, Erdal Bey. Yorum yarım kaldıydı, sabahı devam ediyorum) Nerde kalmıştık, eşeklerde. Atasözü müdür, bilmiyorum. “Sahipsiz eşek, sahibine yakışır” Her halde burada vurgulanmak istenen liyakatli olmak veya olmamak olsa gerek. Eşek deyip geçmeyelim. Kindardır da. İş görüşmesi yapan sahibinin yanında, işi bozmak için uzun uzun osurdukları da görülmüştür. Neyse, Dayımın eşekleri meşhurdu. Onları andık bu vesile ise. “Rahat bırakalım editörleri” diyorsunuz.Haklısınız. Onlar da ücretle çalışıyorlar. Didiniyorlar. Bizlere faydalı oluyorlar. Hepimiz nemalandık bloglardan. Kimimiz yarışmalara katıldı, kimimiz kitaplar çıkardı. Dostlar edindi di mi? Biz, onca editör yazısı yazdık. Tebessümle okunan, hoşca vakit geçirilen olarak görüldü, ifade edildi herkesce. Yoksa şimdiye kadar yazılarım çoktan kalkardı. Ama gel gör ki, okuduklarını anlayamayan osuruktan tayyarelere karşı ne yapabilirim ki, değil mi? En iyiisi ben size geleyim. Laflarız. Selamlar, sevgiler.

Muzaffer Cellek 
 15.05.2016 12:31
Cevap :
Bu Blog , şöyle böyle, "Blogname" değil "Eşekname" oldu çıktı.. Daha fazla bu hayvanlarla kafayı bozmadan, bu kapıdan çıkalım Sayın Cellek. Ne dersin?  15.05.2016 13:36
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 2579
Toplam yorum
: 10204
Toplam mesaj
: 237
Ort. okunma sayısı
: 764
Kayıt tarihi
: 24.10.10
 
 

Mesleğim eğitimcilik… Şimdi artık emekli bir vatandaşım… biraz şairlik, biraz hayalcilik, biraz s..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster