Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Temmuz '12

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
129
 

Böcek

Böcek
 

Zonguldak rutubetlidir. Çocukluğumdaki evimiz de öyleydi. Hoştepe sokakta, liman manzarasına hakim, Franszlar zamanından kalma mimari ile inşa edilmiş, yan yana dairelerin giriş kapılarının bir koridorda peş peşe sıralandığı, 4 katlı bir apartmandı. Annem titiz bir kadındı, temizliğini hiç aksatmazdı ama evdeki kara böceklerin varlığını bir türlü bitiremiyordu. Sözünü ettiğim karaböcek, sanırım Zonguldak' a özgü bir kakalak türü. Son 20 yıldır İzmir' de yaşıyorum, o böceklerden hiç görmedim! Zonguldak' ın rutubetli dokusuna uygun olarak evrimleşmiş bir tür olsa gerek. Sevimsiz, parlaklığı itici, kapkara, kamburca bir tür. En sinir bozucu yanlarından biri de, insanın tüylerini diken diken edici bir orta hızla gezinmesiydi. Diğer böcekler gibi çok hızlı hareket etmeyen, pek acelesi yokmuş gibi davranan bir böcek! Öyle ki; adeta yürüdüğünü duyardınız! Annemin onu her gördüğünde attığı, öfkeli ve çaresiz çığlıklar hala aklımdadır! " Hay lanet olası, mendebur hayvan, bitmediniz gitti!" der demez, aeresol kutusuna davranır, kıstırdığı yerde yere sererdi onları. Bense görmeye bile dayanamazdım kara böcekleri. Yatağımdan, dolabımın içinden çıkacaklar, üzerimde yürüyecekler, hatta uyurken ağzımdan içeri girecekler diye ödüm kopardı. Gördüğüm an, çığlık çığlığa anneme seslenir, olduğum yerde çakılı, annemin yetişmesine kadar kıpırtısız beklerdim.
O gün evde yalnızdım. Ders çalışmam gerekti. Çok soğuk bir kış günü. Soba son hızıyla yanmakta. Tam kitabıma dalmışken, sanki malum olmuş gibi, bir an irkildim ve halının üstünde, dalgın dalgın gezinen o kara böceği gördüm! Aksilik işte, her çığlık attığımda koşup yetişen annem, o gün evde yoktu! Kısa bir an donup kaldım. Karaböcek benim bakışlarımdan hiç de rahatsız görünmüyordu. Onun aldırışsız, pervasız, telaşsız hali ve onunla yalnız başa çıkma zorunluluğum beni nasıl öfkelendirdiyse, hışımla yerimden kalktım, o an elime geçirdiğim bir terlikle üstüne vurdum. Halı üzerinde olmasının etkisiyle olacak, ölmedi, sadece sersemledi. Acele etmeliydim, ayılana kadar, bir şey yapmalı, onu ortadan kaldırmalıydım! Sobanın yanında duran kömür kovasındaki küreği kaptım ve terlikle korka korka ittirerek küreğin içine aldım böceği. Sokak kapısı üç adım ilerimdeydi, zemheri soğukta onu dışarı atsam, hemencecik kendiliğinden ölürdü. Ama öyle yapmadım. Beni bugüne kadar varlığıyla hep tedirgin eden, mutsuzluk veren bu yaratığı elime geçirmiş olmanın yarattığı vahşi tatmini biraz daha yaşamak istiyordum! Döndüm, sobanın kapağını açıp, kor ateşin içine atıverdim onu. Öylesine canavarca bir zevk içinde idim ki, kapağı hemen kapatmak yerine, böceğin yanışını izlemeye koyuldum! Nar olmuş ateşin içinde, ağır ağır eğilip bükülerek yok oluşunu izlerken bir anda derin ve büyük bir pişmanlığın içine düştüm. Ben ne yapmıştım? Ateşin içinde hemen o an değil, büzüşerek ve kasılarak, belli bir sürede ölen bir canlıyı seyrederek tatmin olmak istemiştim.
Gerçekte, bedenimin milyonda biri büyüklüğündeki o yaratıktan deli gibi korkar ve temasına bile katlanamazken, yakaladığım bir anlık üstünlüğün hazzıyla onu en korkunç biçimde cezalandırmıştım. Sonrasında geceler boyu rüyalarımda onu gördüm. Her seferinde sobanın kapağını açıyor, tam küreği eğecekken vazgeçiyor ve kapıdan dışarı atıyordum onu. İçim huzurla doluyor ama uyandığımda gerçeğin değişmediğini görüp, yine kendimle yüzleşiyordum. Altı üstü bir böcekti, tamam, ama bir böceğin yaşam hakkını elinden almış olmak değildi ki beni dehşete düşüren. Ne kadar canavarlaşabilecek olduğuma kendi gözlerimle şahit olmaktı. Tercih şansım varken, elime düşmüş bir canlıya işkence etmeyi yeğlemiştim. Bu canlının bir böcek olması, gerçeği değiştirmiyordu. Yaptığımdan haz duymuştum ben, korkunç olan buydu. Hala bazı geceler, o böcek aklıma gelir. Kendime kızarım. Sanırım son nefesimi verirken bile bana görünecek görüntülerden biri olacak! O böcek beni benimle yüzleştiren bir ayna olarak ben yaşadıkça var olacak.
2 Temmuz 1993! O gün, Sivas Madımak oteldeki yangınla birlikte koca ülke bir alev topuna dönmüştü. O günden bugüne, binlerce fotoğraf, anı, yazı, yorum birikti. Davalar sürdü, savunmalar yapıldı, sonuçlar alındı. Ciğerlerimizi parçalayan, öfkemizi taze tutan, binlerce birikim. Aradan 19 koca yıl geçti. Artık bir çok ayrıntıyı anımsamak için belgeleri karıştırmaya muhtaç haldeyiz. Ama ben o binlerce ayrıntı içinden, oteli yakan vahşi güruha, kenardan birilerinin sürekli olarak şöyle bağırdığını hiç unutmadım, unutmayacağım!
"Dağılmayın kardeşlerim, korkmayın, çekinmeyin, onlar insan değil, onlar böcek, yakın!"

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ümit hanımcım, unuttunuz Milliyetblog'u. Yazınızı burada görmek ne güzel! Sizin nüktedan kaleminizden mahrum kalmayalım istiyorum. Bu kez, ulusça büyük acımıza bağlamışsınız yazının sonunu ustaca. Keşke bu vahşilikler hiç olmasa, dünya barış içinde olsa diyeceğim saf bir ümitvarlıkla... SEvgilerimle.

NURTEN DEMİREL 
 07.07.2012 16:29
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 22
Toplam yorum
: 17
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 258
Kayıt tarihi
: 19.07.11
 
 

Sessiz , sakin, kendi halinde, ağzı var dili yok, güler yüzlü, tatlı dilli, sevecen, kendisiyel b..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster