Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Ağustos '14

 
Kategori
Üniversitelinin Sesi
Okunma Sayısı
3011
 

Boğaziçi Ekspresi; Üniversite Öğrencilerinin Servisi.

Üniversite yıllarım. İstanbul dışında okuduğum için haftasonları yada en azından 15 günde bir gidip geliyorum İstanbul'a. Bu gidiş gelişler malum hep masraf. Otobüs yolculuğunun yanında tek alternatifim var o da tren!..

Tren, çünki otobüsden daha ucuz, daha konforlu, daha güvenli, daha sıcak. -sıcak, burada dostluk anlamında ama yine de kışın trenlerin hamam gibi olduğunu da söylemeden geçmeyeyim-  Otobüs ise daha hızlı ve istediğin zaman bilet bulabiliyorsun. Ama öğrenci adam için ekonomi herşeyden önce gelir.

O zamanlar bir Boğaziçi Ekspresi vardı. Haydarpaşa-Ankara arasında hergün -hiç unutmam- 13:30'da Haydarpaşa'dan kalkardı. TCDD sağolsun sanki bu treni öğrenci servisi gibi ayarlamıştı. Yolcularının yarısı öğrenciydi bu ekspresin. Ha bu arada ekspres derken öyle alıp başını giden anlamında değil. Geçtiği her garda duran bir ekspresti bu! Türkiye burası ekspres denilerek işin içinden çıkılmış ama nerdeee!!! Olsun, buna da şükür! Neyse, öğrenciler Anadolu Üniversitesi, Osmangazi Üniversitesi, Sakarya Üniversitesi  yada Ankaradaki üniversitelerin öğrencileriydi. Bir de Dumlupınar Üniversitesi öğrencileri vardı benim gibi.

Aslında bu saydığım üniversitelerin olduğu kentlerden, Haydarpaşa'dan Anadolu'ya kalkan tüm trenler geçerdi. Ama saati, pusetli olması ve yolcularının niteliği nedeniyle öğrencilerin favorisi Boğaziçi Ekspresiydi. Benim için de öyleydi.

Tren ucuz demiştim. Evet otobüse göre yarı fiyattı. Ama biz öğrenciler bunu daha da ucuza getirmenin yollarını bulmuştuk! Nasıl mı? Anlatayım...

İlk yolculuklar normal biletlerle yapıldı. Herşey -aslında sadece biletimiz- normaldi ilk seyahatler. Biletleri muntazam kestiriyorduk. Tam para yani! Gel zaman git zaman trende kondüktörün bilet kontrol uygulamasını iyice analiz etmeye başladık. Her zaman üniformalı ve şapkalı kondüktör abimiz vagonları tek tek gezer ve "Evet, bilet kontrol" diye bağırır ve biletlerin hazırlanması için öteden haber verirdi yolculara. Biletleri çıkarır verirdik. Elindeki delici bir aletle bilete delikler açar ve geri verir, bir daha sormazdı. Sonra elimizde biletlerle istasyonda inerdik ve bileti çöpe atardık. Durumun böyle geliştiğini farkedince ilk önce bileti gideceğimiz istasyondan bir önceki istasyona kestirmeye başladık. Trende mesafe kısaldıkça ücret düşer. Bu yüzden ekstra % 10 bir indirime sahip olmuştuk. Daha sonra bunu yavaş yavaş daha geri istasyonlara çektik. Mesela gideceğimiz istasyon Eskişehir, ama bileti Bilecik'e kestiriyorduk. Daha sonraları Pamukova ve iş Arifiye'ye kadar uzamıştı! Tersi istikamette de durum aynıydı ve Haydarpaşa yerine ortadaki Arifiye istasyonuna kestirmeye başlamıştık biletleri. Burada indirim oranı % 40 ları buluyordu. Zaten birçoğu canından bezmiş, emeklilikleri gelmiş ama çoluk çocuk okuttuğu için emekli olamayan kondüktör abiler, amcalar biletleri delip bize geri verir bir daha da sormazdı. Bazen tekrar bilet delmeye çıkarlardı ve biz o zamanlar tuvaletlere sığınırdık...İzmit'ten sonra ise kimsenin bilet milet sorduğu olmazdı. Bu bilet olayını bazen iyice azıtır, bilet kestirmediğimiz yolculuklar da olurdu. Tabi bu durumda yolculuğun bazı kısımları -ve sık sık- trenlerin o daracık tuvaletlerinde geçerdi! Kondüktörü gördüğümüzde hemen tuvalete sıvışırdık yani...

Sonra bu Boğaziçi Ekspresinin yemekli vagonu da vardı. Bir vagon sadece lokanta olarak kullanılıyordu. Burada çorba ve ızgara yemek mümkündü. Üstelik çay, kahve ve alkol servisi de vardı. Şimdilerde alkol servisi var mıdır bilmem? Alkol sınırlıydı ama. 3 şişe biradan ve 3 duble rakıdan fazla içmek yasaktı. Garson alkol takibini yapmak için boşalan şişeleri masadan almaz ve şişe sayısı 3'ü geçince servisi keserdi!  Böyle bir anım var. Anlatayım mı? Anlatayım hadi...

Hiç unutmam, birgün 4 arkadaş yolculuk ediyoruz yemekli vagona çöreklendik. 3 arkadaş bira içiyoruz bir tanemiz içmiyor. Neyse, yemek falan derken ben 3 şişe kotasını doldurdum. Kota doldu ama ben hala içmenin derdindeyim. Hemen bir fikir geldi aklıma. İçmeyen arkadaşa "garsona bira söyle ama kendine söylüyormuş gibi yap..." Söyledi. Bira geldi, boşaldı, peşine bir daha, o da boşaldı haliyle...Sonra ineceğimiz istasyonda arkadaşlarım beni kollarının arasında götürdüler gideceğimiz yere...Kafayı bulmuştuk yani! Ölçüsüz içmenin tokadını yemiştik! Ama öğrencilik böyle birşeydi; 5 saatlik yolculukta 3-4 günlük harçlığı ezip ondan sonra kuru ekmeğe, makarnaya talim etmekti!

Trenle ilgili yazılacak şey çok aslında. Mesela trene bir istasyondan binip, diğer istasyonda inen ayvacı, pişmaniyeci, erikçi, simitçi abileri, trenin arıza yapmasını, yolcuların koltuk savaşlarını ve yolculukları da yazmak lazım gelirdi aslında ama blog boyutu fazlasını kaldırmaz. Belki bir blog daha yazmalıyım trenle ilgili.

Evet, öğrenci halleri böyleydi. Yine de böyledir şimdi pek farkı yoktur aslında.

 

 

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Benim de bu ekspreslerle ilgili çok anılarım vardır.Hele o yemek vagonu..Ben içki içmezdim ama İzmitte kola, tost, kızarmış patates söyler ta Polatlıya kadar camın dibinden Anadolu'nun en güzel manzaralarını seyreder, dersimi çalışır, kitap- gazete okurdum.Yemek vagonunda oturarak seyahat etmenin keyfine doyamazdım.Hey gidi günler..tarih oldular.Yakında hızlı trenle bir Ankara yolculuğu yapacağım.Bakalım aynı zevki alabilecek miyim? Selamlar..

mustafa semih arıcı 
 02.05.2015 22:08
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 34
Toplam yorum
: 167
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 10652
Kayıt tarihi
: 14.05.14
 
 

Kamu yönetimi ve sosyoloji öğrenimi... Tarih bölümüyle devam eden öğrencilik... Siyasetbilim, top..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster