Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Ocak '22

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
14
 

Bolkar Güzellemesi ULUKIŞLA

Dursun ÖZDEN (Modern Seyyah)

 

Ulukışla Alternatif Turizm Rotası

 

Orta Anadolu’nun güneye açılan kapısı ve Niğde’nin kendi halindeki, bu şiirin ilçesi Ulukışla; çalışkan, yurtsever, aydın ve çağdaş halkı ile tanıtılmayı çoktan ve fazlasıyla hak ediyor… Kapadokya, Aladağlar, Toros Dağları, Hasan Dağı, Konya Ereğli ve Çukurova gezi rotanızda; alternatif turizm zenginliği ve “Anadolu’nun Aydınlık Yüzü” olma özelliği ile mutlaka gezilip görülmesi, merakla keşfedilmesi ve tanıtılması gereken yerdir Ulukışla… Ulukışla’yı gezi haritanızda işaretlemeyi unutmayınız. Bir gezi yazarı ve araştırmacı belgeselci olarak gittiğim ülkelerde, dünyanın 99 haline tanıklık ettim. Anadolu coğrafyasını adım adım arşınladım. Bir uygarlık harikası olan ve zamanımızdan 13 bin yıl önce yapılan Anadolu Su Medeniyeti-Anadolu Karız Kültürünü belgeledim ve Türkiye’nin gündemine taşıdım. UNESCO-IHP Dünya Su Forumları toplantılarında, ülkemi temsil ettim. TRT Belgesel Kanal ve başka TV kanallarında ve Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü başta olmak üzere; “Anadolu Su Medeniyeti, Kutsal Su Zemzem, Mekke Su Yolları, Uygur Karızları, Uygarlık Burcu Bergama, Han Duvarları ve Kutsal Emanetler Niğde’de” belgesellerimle dünyayı, ülkemi ve 6 bin yıllık medeniyet izleri belgelenen Ulukışla’yı, çok kez ve çok çeşitli yayın organlarında tanıttım ve bundan mutlu oldum…

 

Uzun yıllar, bilerek ya da bilmeyerek; Niğde Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü’nün unuttuğu Ulukışla, aslında Anadolu alternatif doğa, termal, dağcılık, tarım, tarih, arkeoloji, edebiyat, sanat ve kültür zenginliğinin, endemik flora ve fauna dokusunun keşfedilmeyi bekleyen eşsiz mirasıdır… Bu gezi yazısını, bu bağlamda okuyunuz ve değerlendiriniz. 50 yılın deneyim ve bilgisi ışığında, yeniden gezdim Ulukışla ve çevresini… Sıra sizde…

 

Çukurova, Toros Dağları, Kapadokya ya da Konya Ereğli turizm rotanızı taçlandırmak için, Ulaşım  açısından: Adana ve Kayseri Havalimanı yanı sıra; Konya, Aksaray, Kayseri, Niğde ile Adana ve Mersin kara ve demiryolu üzerinde bulunan Ulukışla’ya ulaşım oldukça kolay ve hızlıdır. Seyahat programınızı, mutlaka Ulukışla alternatif turizm gezisiyle zenginleştirin, taçlandırın… Doğa, dağcılık, kültür ve termal turizm haritanıza; mutlaka Ulukışla’yı işaretleyiniz… Anadolu’nun Çukurova’ya açılan kuzey kapısı ve Güney Anadolu coğrafyasının doğal güvenlik kuşağı olan Toros Dağları’nın dört mevsim zengin mirası farkını; merakla ve keşfetme heyecanı ile yeniden belgeleyin… Ulukışla sizi çağırıyor… Ulukışla, Niğde ilimizin 6 ilçesinden biridir. İlçe şehir merkezine yaklaşık 52 km uzaklıktadır. İlçeye gitmek için şehir merkezinden kalkan dolmuşlarla ulaşılabilir. İlçeye ulaşım çok rahattır.

 

Ulukışla ilçesinin ismi, Osmanlı Sadrazamlarından Kasımpaşalı Öküz Mehmet Paşa 16. yüzyılda Ulukışla’da bir kervansaray yaptırır (1610-1622). Bu kervansaraya Ulukışlak ismini verir. Daha sonra Ulu kışla ismini almıştır. İlçenin eski adı da “Şücaeddin” ve “Hamidiye”dir.  İlçe merkezine bağlı 36 köy bulunur. İlçenin 2015 yıllı itibari ile ilçenin merkez nüfusu 6 bin ve köyleriyle birlikteki nüfusu ise: 19 bin 500’dür.

 

Ulukışla ve Köylerinde Gezilip Görülecek Yerler:

 

Fenk Vadisi:

 

İlçemize bağlı Horoz Köyü’nde bulunur. Bu vadi ilçemizde saklı bir cennettir. Doğa harikası bu vadide doğa yürüyüşü yapmak bol bol fotoğraf çekmek için bulunmaz bir yerdir. Asırlık çam ağaçları arasından akan Bolkar Dağı kar sularının uğultulu sesine, keçi çobanların ve ekşi kuzu kulağı toplayan kınalı elli ve kırmızı güllü fistanlı kızların söylediği sevda türküleri eşlik etmektedir… Eğer rehberiniz Horoz Köylü Özcan Demir ise, yabanıl yaşamdan korkmadan, güvenle kamp kurabilirsiniz… Köylülerin ikramını kabul etmez iseniz, çok üzülürler ve saygısızlık olarak alınırlar, bilesiniz…

 

Çatal Kale: 

 

MÖ: 333’den bu yana (gece ateş, gündüz duman ile) haberleşme kulesi olarak kullanılan Çatal Kale’de bulunan gözlemcisi tarafından, Kapadokya’dan sonra Çukurova’ya inmeden ve Tarsus’a geçmeden önce, Gülek Boğazı’nda kurulan tuzak haberine alan Makedonya Kralı Büyük İskender ve ordusu; Beyağıl Köyü’nün 1 km altındaki yol üzerinde bulunan “Bedirge” denen kervanların mola yerinde, 17 gün konakladığı bilinmektedir. Büyük İskender, “Tarihi Kral Yolu” üzerinde bulunan Bedirge’de şunları söylemiştir: “Bu kutsal toprakların tanrıları beni ve askerlerimi, tüm kötülüklerden ve düşmanlardan korumuştur…” 

Kaynak: (Önce Dans Vardı-Filozof ve Keçisi, Hüseyin Yavuz, Derlem Yayınları, Aralık 2015).

 

Ulukışla’nın 5 kilometre yakınında bulunan, Beyağıl Köyü gün doğumundaki Çatal Kaya’nın ortasında bulunan tarihi (Doğu Roma Dönemi) başlarında yapıldığı bilinen “gözetleme ve haberleşme kulesi” kalıntılarını ve eşsiz gün doğumu ve batımı manzarasını izlemek için, mutlaka gidiniz. Çatal Kale’nin 1 kilometre kuzeyinde bulunan asırlık ömürlü Tarihi Zefter-Ardıç Ağacını da ziyaret ediniz. Çünkü bu ağaç, dağın en yüksek noktasında-zirvesinde bir kayanın içinden çıkmakta oluk, çobanların ve çevre köylülerin dilek tutup rengarenk bez bağladığı, Asya kökenli Anadolu insanları için, kutsal bir Şaman Ağacı özelliği taşımaktadır…

 

Porsuk Hitit Höyüğü: 

 

Ulukışla-Adana D100 yolu üzerinden giderken, sağda Darboğaz Köyü yön işaretinden dönünüz. Porsuk-Alan Bahçe Köyü’ne varmadan Beyaz Alçı Ocağının karşısında, yolun sol kıyısında bulunan Hitit-Tyana Höyük kazı alanını da izin alarak ziyaret ediniz. 3 bin 500 yıllık bu antik kalıntı, bölgenin tarihi, kültürel me Anadolu medeniyeti hakkında bilgi edinmenize katkı sağlayacaktır… Bu ziyaretinizde, Porsuk Alan Bahçe Muhtarlığı önündeki, mesire alanında mola verebilir ve köy kadınlarının hazırladığı gözleme, doğal organik kahvaltı ve yağlı yayık ayranı ikramlarını tadabilirsiniz… Öte yandan, kiraz ve elma hasatı zamanı giderseniz; Dorboğaz Köyü Kiraz Festivali şenliklerini de kaçırmayınız…

 

Ulukışla Alpagut Başları: 

 

Ulukışla’dan Ereğli-Aksaray yönünde giderken, 10 kilometre sonra sağda bulunan, Alpağut Bağlarını da görmenizi öneririm. Özellikle Eylül-Ekim zamanı bağ bozumu hasatı sırasında yağılan geleneksel şenliklere tanıklık ediniz… Her ne kadar, üzüm bağlarının karşısında bulunan siyanürlü altın çökertme tesislerinin zehir kusak rüzgarı gelsede, görülmeye değer bir etkinlik… 

 

Altay Köyünde Kımız Zamanı: 

 

Orta Asya’da Çin’in Uygur-Sincan Bölgesi’ndeki Altay Dağları yamaçlarında bulunan yaşam alanlarından, zorun göçe tabi tutulan Kazak Türklerinin, 1953’de gelerek 1955’de burayı yurt edindikleri; Altay Köyü’nü mutlaka görmelisiniz. Altay Köyü’nün güney yönünde Toros Dağları ve batı yönünde ise, başı dumanlı Hasan Dağı bulunmaktadır. Köy burada kurulurken, köyün akil ve ak sakal bilge büyükleri; bu iki dağı, geldikleri yerdeki Altay Dağı ve Tanrı Dağları’na benzettikleri için, buraya köyün kurulmasına karar vermişlerdir… Kooperatifçilik, lonca sistemi, ahilik ve birlikte kolektif yaşama kültürlerini burada da yaşatan Altay Köyü halkı, çevrede örnek yaşamlarıyla dikkat çekmekteler… Buhara pilavı eşliğinde tuzlu çay, at eti yenen, kımız içilen ve dericilikle geçinen köy halkı, geleneksel festivaller düzenlemektedir. 

 

Lulu Kalesi: 

 

Basmakçı - Gedeli Köyü yakınlarında bulunan Lulu Kalesi, Doğu Roma Döneminde gözetleme ve haberleşme kulesi olarak yapılmıştır. Ulaşım biraz zordur. Mısır Kraliçesi Kleopatra'nın Tarsus'ta yaşarken sık sık banyo yapmaya Çiftehan kaplıcalarına geldiği rivayet edilmektedir. Bizans İmparatorları Ulukışla ve Çiftehan arasında askeri üsler kurmuşlardır. Orta Çağ boyunca Lulu diye anılan kalede (Gedeli Köyü), kent ve mağara tabyaları mevcuttur.

 

Kayadibi Lokantası: 

 

Ulukışla-Adana yolu üzerinde, 13 kilometre sonra sağda, Hasangazi Köyü’ne varmadan Tekneçukur Köyü yoluna sapınız. Demiryolunu geçtikten sonra sağdadır.  Yorucu bir gezi sonrası, konaklayıp açlığınızı yatıştırmak; dingin şifalı kuş ve su sesi ile içsel bir yolculuk yapmak için, mutlaka ama mutlaka “Kayadibi”ni seçin… Çevresinde bulunan çokça doğal kaya dibindeki mağaralarda oturma teras alanlarında kilim ve halı yastıklı yer sofrası emrinizdedir. Bölge mutfak kültürü yiyecek ve içeceklerinin yanı sıra; organik ve köy yiyecekleri bir yana, doğal bitki buharı ile güveçte pişirilen alabalık yemenin ve Yörük yayık ayranı ya da rakı içmenin tam zamanı… Kendin çal-kendin söyle türünden, doğaçlama şiir ve müzik akşamlarının keyfine diyecek yok… Konuksever ve dost bir işletme ilişkisi ve anlayışı ile size sunulan her şey, yeniden bu mekana gelmeniz için, güvenli bir gerekçedir… 

 

Yazılı Kaya: 

 

İlk Maden Ruhtası kazılı kaya kabartması da son zamanda terli ve yabancı turistlerin dikkatini çekmektedir. Alihoca ile Maden Köyü arasında bulunan dağın yamacında, bir kaya üzerinde kabartma yazılı olarak bulunan ve “Dünyanın en eski Maden Arama Ruhsatı” olduğu iddia edilen, bu tarihi eserin zamanımızdan 5 bin yıl önce yazıldığı bilinmektedir.

 

Ak Köprü: 

 

Ulukışla’ya bağlı Horoz Köyü’nün Şekerpınarı mevkiinde olan bu köprü “Şekerpınarı Köprüsü” ya da Akköprü olarak da bilinir. Orta Çağda yapıldığı düşünülen bu köprü, ne zaman yapıldığı ile ilgili net bir tarih yoktur. Sarı kesme taşlarla inşa edilen bu köprü, asırlarca zamana meydan okumuştur. Köprünün Uzunluğu 83 metre ve genişliği 5.70 metre olan köprünün kemer açıklığı da 10.35 metredir. Şekerpınarı’ndan çıkan bu bereketli beyaz suyun, Karagöl’deki bir yeraltı kanalından (Bolkar Dağları’nın kar sularından ve derinliklerinden) buraya geldiği rivayet edilmektedir. Bir başka rivayete göre ise; Karagöl’ün bu şifalı soğuk suyu, Akdeniz’in derinliklerindeki bir kanaldan geçerek, Kuzey Kıbrıs’ta Beşparmak Dağları’ndaki br karız su kanalından çıktığı söylenmektedir. Karagöl’e bakır tasını düşüren bir Yörük kızın, gelin olarak gittiği Kuzey Kıbrıs’daki Beşparmak Dağı gözesinden su içerken, Karagöl’de suya düşürdüğü o bakır tası bulduğu da bir başka hoş rivayet olarak, Kıbrıs’ta anlatılmaktadır…  

 

Karagöl ve Çinili Göl: 

 

Ulukışla sınırları içerisinde Darboğaz ve Maden Köyleri mera sahasında bulunan Bolkar Dağı kuzeyinde, en önemli buzul gölüdür.  Karagöl, 2600 metre yükseklikte bulunur. 25.000 metre karelik yüzölçümü ve 100 metreyi bulan derinliği ile ilçemize renk katmaktadır. Karagöl’e Darboğaz, Porsuk, Gümüş ve Maden Köyü’nden gidebilirsiniz. Meydan Yaylası’na dek düzgün yol bulunmaktadır. Meydan Yaylası’ndan sonra, 1 saate yakın zamanda, çakıl taşlı ve rampa patika yoldan yürüyerek, Karagöl’e gidebilirsiniz. Halk arasında bu göller, “Dipsiz” olarak da bilinir. Yaz mevsiminde Meydan Yaylası ve Karagöl çevresinde bulunan soğuk su gözeleri, endemik flora ve fauna çeşitliliği ile, Kamp sporuna olanak sağlamaktadır. Gölün suyu içmeye elverişlidir. Ayrıca gölde bulunan ve sadece dünya üzerinde burada görülen endemik Sessiz Toros Kurbağası’nın (Rana Holtzi) yaşam alanıdır. Göl çevresindeki çayırlık yeşil alanda ve göl içinde yaşayan kurbağalara zarar verecek her şeyden uzak durunuz. Her ne kadar zamanın birinde, geri zekalı adamın biri tarafından köle atılan sazan balığı, kurbağalara çok zarar verse de; siz çevre ve ekolojik duyarlılık ve hassasiyet göstermelisiniz… Mümkünse, göl kıyısından en az 50 metre uzağa kamp kurunuz. Kıyıdaki yeşil çimenlerin arasında yaşayan kurbağa lavralarının ve yavrularının olduğunu unutmayınız… Kara iklimim en sert yaşandığı bu bölgede,  gece-gündüz ısı farkının 20 derece olabileciğini düşünerek; gece üşümemek için; çadır, uyku tulumu, giysi ve yiyeceklerinizi bu koşullara uygun getiriniz… Yabanıl Yılkı atların nal sesine ve vahşi yaşamın çığlığında yapılan; “Bolkar Dağı Şiir İkindileri ve Müzik dinletilerine” eşlik ediniz… Kaçamak zamanlarınızda felekten bir gün çalınız, yaşamı delice ve çılgınca mühürleyiniz… Yalandan, dolandan ve tüm insan özlü kirliliklerden arınmak ve Şifacı Şamanların alevinde, sonsuz ve zamansız bir yolculuğa çıkınız, yeniden… Gök Tanrı sizi çağırıyor…

 

Öküz Mehmet Paşa Külliyesi: 

 

İlçemizde bulunan bu külliye cami, çarşı, hamam ve handan meydana gelmiştir. 1. Ahmet ve Genç Osman zamanında sadrazamlık yapan Öküz Mehmet Paşa tarafından, Tarihi Kral Yolu üzerinde Ulukışla’da inşa edilmiştir. Ulukışla’nın hem güvenliği hem de ticaretini korumak amacı ile yapıldığı söylenilir. Külliye (1610-1622) yılları arasında inşa edilmiştir.  Bu külliye hakkında Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde şöyle diyor. “Karaman Ereğli’sinden yine kıble tarafına giderek, 9 saatte Ulukışlak Kasabası’na menzil aldık. Bu kasaba Karaman Eyaleti’nin Niğde Sancağı’nda, Koca Mehmet Vakfı’dır. En meşhur camii Koca Mehmet Paşa Camii’dir. Kubbeli ve minareli, avlusu mermer döşeli şirin bir camidir. Yanında bir zaviyesi, latif bir hamamı, büyücek bir hanı vardır. Güya bu han bu şehrin kalesidir. 170 Ocaktır. Başka bir harem odalığı, develiği, 300 tavla at alır ahırı, avlusu, ortasında büyük bir havuz, bir kileri ve yemek yedirilen bir imareti var. Her akşam ocak başına birer bakır sini ile beşer tas buğday çorbası beşer ekmek, birer yağ kandili ve her at başına birer torba yem verilir. Nimeti bol, vakfı sağlam bir hayrattır. 300 kadar dükkanları vardır. Bu binaların hepsi kagir ve baştan başa kurşunla örtülü olup, Mehmet Paşa Vakfı’dır…”  

 

Külliye daha sonra savaş yılları nedeni ile ticaret hacmini kaybetmiştir. Han birçok amaç için kullanılmıştır.  Hapishane, tahıl ambar ve atölye gibi kurumlara hizmet etmiştir.  2005 yıllında ise, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafında restore edilmiştir. Yolunuz düşerse mutlaka gelip görmelisiniz. Onarılan yeni haliyle, Tarihi Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı’nda yapılan “Ulukışla Han Duvarları Şiir Akşamları” etkinliği sizi bekliyor…

 

Bir benzeri de Kuşadası’nda bulunan ve yazımızda adı geçen Öküz Mehmet Paşa Hanı, Ulukışla’ya yolu düşen pek çok gezgine ve sanat adamına ev sahipliği yapmıştır. “Ulukışla Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı”; Faruk Nafiz’den Nazım Hikmet’e, Hazım Tepeyran’dan Ahmet Oktay’a, Albert Gabriel’den Ahmet Akif Tütenk’e ve Ali Ercan’dan Dursun Özden’e dek, pek çok şair ve yazara esin kaynağı olmuştur. 1923 yılı Mart ayında, Edebiyat öğretmeni ve Şair Faruk Nafiz Çamlıbel de, bu handa konaklamış ve ünlü “HAN DUVARLARI” ve “ÇOBAN ÇEŞMESİ” Şiirini, burada yazmaya başladığı bilinmektedir… Kaynak: Han Duvarları Belgeseli. Yoleri Yapım-Prodüksiyon, Yönetmen: Dursun Özden. 

 

Çiftehan Kaplıcaları ve Termal Turizm: 

 

Doğal şifalı sıcak su ve termal turizm özelliklerine sahip olan Çiftehan Kaplıcaları, Ulukışla-Pozantı arasındaki Toros Dağlarına bakan Çakıt Irmağı kuzey yamasında bulunan bir vadide yer almaktadır. Tarihi Çiftehan Tren Garı ve Ulukışla-Adana D100 Karayolu üzerinde bulunmaktadır. Halka açık bu tesislere günü birlik ve uzun sağlık kurları kapsamında da gelmek ve konaklamak mümkündür. Her bütçeye uygun tesisler bulunmaktadır.

 

Niğde’ye 75 km uzaklıkta, Ulukışla—Adana yolu üzerinde bulunan Çiftehan Kaplıcası çeşitli kaynaklardan toplanan sulardan meydana gelmiştir. Çiftehan termal alanındaki termal kaynak Çiftehan fayına dik olarak kuzey, kuzeybatı yönlü faydan çıkmaktadır. Önceki yıllarda 3 adet termal su kaynağı bulunan kaplıcanın günümüzde doğal boşalım 2 noktadan oluşmakta ve ancak sondaj kuyusunda üretim olmadığı zamanlarda akis görülmektedir. Toplam debi 3 lt/sn civarındadır. 1969 yılında İstanbul Tıp Fakültesinin incelemelerinde termal kaynak sularının sıcaklarının 52 derece olarak ölçülmüştür. 

 

Kaplıcanın Etkili Olduğu Hastalıklar

 

Romatizma ağrılar, eklem kireçlenmesi, cilt hastalıklarında geçerlidir. Bel fıtıkları ve buna bağlı siyatik ağrılar, ağrılı kadın hastalıkları, kadınların enfeksiyon şekline bağlı olarak süre gelen akıntılar, spast ağrılar, karın içinde spazmla doğan ve lejyona bağlı olmayan sendromlar, böbrek taşlarının düşmesinde üreten üzerinde etkisi vardır.

 

Son Notum: Bir hafta süreli Ulukışla gezimin son durağı Çiftehan Kaplıcaları olup, termal turizmin şifa kaynağı olanakları ile yollardayım, yeniden… BOLKAR ÇIĞLIĞI’nın yankılandığı Kuvayı Milliye Direnişlerine ve tarihi pek çok başka olaya ve de Mübadele Acısı’na tanıklık eden, Çiftehan Tren Garı’nda trene bindim. Adana Havalimanı’na gitmek üzere, Konya’dan gelen Toros Ekspresi treni ile 38 Toros Dağı tünellerini geçerek; Pozantı sonrası, Karaisalı’daki Tarihi Varda Köprüsü’nü geçip; Çukurova’nın sarı sıcağına ve portakal kokulu, bereketli topraklara süzülürken, bir telaşla gezi notlarımı yazmaya başladım… Fotoğraf meraklısı ve hayatı belgeleyen çılgın, sırt çantalı gezginlerin; Ulukışla alternatif turizm gezi rotasında, merakla keşfedeceğiniz yeni ve farklı yerlerle, yeni konuklarını bekliyor, yeniden…

 

 

 

Bolkar Dağı Yaylalarında ve Karagöl’de Endemik Sessiz Toros Kurbağası Çığlığı yankılanıyordu…

Toros-Bolkar Dağları, Akdeniz ile İç Anadolu arasında aşılması güç bir engel ya da doğal güvenlik kuşağı gibi uzanan bir dağ silsilesi olmakta birlikte; Orta Torosların sevdalı bir gözdesidir. “Asya’dan Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan Anadolu”nun  dağlarına kazılı, zamanımızdan 5 bin yıl eskilere uzanan, dünyada ilk  “Maden Arama Ruhsatı” ve altın işletmeciliğinin de merkezidir Bolkar Dağları. Bu gün hala Maden Köyü üzerinde bulunan Medetsiz Tepe ve çevresinde altın ve değişik madenler çıkarılmaktadır…

Kimi zaman yaya ve motosiklet gezisi, kimi zaman yamaç paraşütü, kimi zaman kar sörfü, kimi zaman da yürüyüş yapmak isteyenler için elverişlidir Bolkar Dağları ve yaylaları…

 

Atatürk’ün kendi el yazması olan bir belgede vurduladığı üzere; “Türkler, Anadolu topraklarında 7 bin yıldır var olan pek çok medeniyetin sahibi ve bu bereketli toprakların asli unsurudur…” Zamanımızdan 13 bin yıl eskilere uzanan Göbeklitepe gerçeği, bu savı fazlasıyla doğrulamaktadır. Antik çağdan günümüze; sözlü edebiyat ürünü olan pek çok efsane, mitoloji, destan, ağıt, mani, koçaklama, kına gecesi türküleri, sevda öyküleri ve şiirlere esin kaynağı olan bu zengin kültür coğrafyası, ortak mirasımız olarak yaşıyor…

 

Aslında Karacaoğlan’ın Bulgar Dağları diye şiirinde seslendiği bu dağlara, daha sonraları Bolkar ismi verilmiş. Aslı Bulgar Dağları’mıydı? Bilmiyoruz ama anlamına bakarsak doğrusu, Bolkar (karı bol ve engelsiz olan dağlar) demek doğru olur.

Çukurova’dan; yani sarı sıcağın yakıcı ve nemli havasından kaçıp, bu yayla mekanlara gelen Yörüklerin otağlarını; Aksaray, Karaman, Konya, Kayseri ve Niğde yolundan Çukurova’ya geçenler bilirler. Ulukışla, Çiftehan, Pozantı ve Gülek Boğazı’nı aşarken; Adana yolunun kenarında nefis bir dağ silsilesi uzanır. Özellikle trenle yol alanlar, 38 Toros Dağı tünellerinin gizemine tanıklık ederler… Bolkar Dağları bu silsiledir.

Toros ve Bolkar Dağı silsilesinin, Aladağlar sonrası en yüksek noktası: 3583 m olan Medetsiz Tepesi buradadır.

 

Bolkar Dağı’nın kuzeyi Konya, Karaman ve Niğde, güneyi Adana ve Mersin ili sınırları içinde, yerli halk arasında hava ve su akımı ve kaynağı olarak bilinmektedir. Göksu, Seyhan ve Ceyhan Nehirlerinin kaynağıdır bu dağlar. Özellikle Seyhan Irmağını besleyen Çakıt Deresi kaynağı Beyağıl Köyü’nden başlar. Bolkar Dağları’nın iki tane önemli incisi var: Birisi Karagöl, diğeri Çinili Göl… Bu göller Bolkar Dağları üzerinde bulunan ve tektonik karstik ve glasio karstik göllerdir.

 

Dünyanın eski Maden Arama Ruhsatı’nın olduğu iddia edilen, 5 bin yıllık Kaya yazıtlarını görmek için, Maden Köyü’ne varmadan, Alihoca Köyü’nü geçince kaya üzerinde ki bu tarihi belgeyi görmek mümkündür. Karagöl’e giderken, demiryolu köprüsünü geçinde solda 3 bin 500 yıl eskilere uzanan Porsuk Hitit-Tuvana Höyüğü’nden çıkan yeni bulgular, bölgenin tarihi hakkında yeni arkeolojik mirasları ortaya çıkıyor. MÖ: 30 yılında Makedonya Kralı Büyük İskender, Gülek Boğazı’nı geçmeden önce 17 gün güvenli bekleyiş yaptığı Beyağıl Köyü Bedirge Mevkisi ve zamanın haberleşme kulesi olarak kullanılan Çatal Kaya’yı da görmelisiniz… Kral Yolu olaralk bilinen Burna-Yeniköy yolu üzerindeki tarihi kervansaray kalıntısı ise, bölgenin bir başka tarihi zengin dokusudur. Orta Asya’dan, Altay Dağı yamaçlarında başlayan ve 1953 yılında İstanbul ve 1955’de Ulukışla’da son bulan uzun bir yol hikayesini yaşayan Altay Köyü Kazaklarının Temmuz ayı ilk haftasında düzenledikleri festivali mutlaka izleyiniz. Karagöl’de 2600 metrede yaşam savaşı veren Endemik Sessiz Toros Kurbağasına, flora ve fauna zenginliğinin gözlendiği Bolkar yaylalarına gitmek için; Niğde ili, Ulukışla ilçesine bağlı Maden, Porsuk (Alan Bahçe) ya da Darboğaz Köyü’nden dağ yoluna koyulup, Orta Toroslar’ın doyumsuz Bolkar Dağı manzaraları eşliğinde, çam oluklu Karamuklu Pınarından su içip, yükseklere tırmanmaya başlıyoruz…

 

Yol boyu; kiraz ve elma bahçelerini geçtikten sonra Toros sediri, karaçam, köknar, meşe ve ardıç ağırlıklı ormanlarla kaplı yollardan ilerliyoruz. Uygun yerlerde fotoğraf çekmek için mola veriyoruz. Meydan Yaylası’na kadar araçla tırmanmak mümkün ve köyden sonra yaklaşık 30 dakika sürüyor. Aslında Karagöl’e kadar araçla çıkılıyor ama çevre kirliliği nedeniyle ben buna karşıyım. Karagöl çevresine araç girişi iptal edilmelidir…

Sonrasında Meydan Yaylası’na ulaşıyoruz. Burası doğayla iç içe ve birkaç gün geçirmek isteyenler için ideal. Burada kamp kurulup, kaynak sularının ve endemik bitkilerin içinde ve yabanıl yılkı atların yanında mola vermenin tam zamanı. Yörük kasabın hazırlayıp sunduğu taze et eşliğinde ayran, dağ çayı, verem çayı, kekik, kuzu kulağı ve kenger gibi çeşitli doğal bitkilerle beslenen keçi ve koyun etinden yapılan yiyeceklerle piknik yapmanın huzurunu yaşayın… Yanınıza bedeninizi ısıtacak içki almayı unutmayınız. Unutmadan burada kampçıların gitar, bağlama, kaval eşliğinde, yılkı atları ve keçi koyun sürülerinin de müzik ziyafeti katılımıyla, tam bir yayla şenliğine dönüşür. Akkaya’nın hemen altında kırk göze kaynar su başında, Beyağıl Köyü’nden göçen yaylacıların kurduğu Gıcırgan denen dengeli oyunluk bineklerin gıcırtısı, kaval ve çıngırak sesleri, yüksek dağların yamaçlarında yankılanıyor… 

 

Ayrıca Meydan Yaylası, Nisan ve Mayıs ayında beyaz kar örtünün altından fışkıran kardelen, çiğdem ve mavi nevruzların yanı sıra; Haziran ayında sarı leblebi çiçekleri ağırlıklı, mor yayla çiçekleri mis kokulu ve az da olsa sarı çilli ters lale bulunmaktadır. Bu endemik bitki örtülü eşsiz tabloyu görmek için mutlaka gidilmeli.

Meydan Yaylası’ndan Karagöl’e ulaşmak için, yaklaşık 45 dakikalık tırmanma yürüyüş yolu vardır. Aslında yürüyüş yolunun bir bölümü, alternatif turizm tutkunları ve maceracı gezginler tarafından, tırmanış alanı olarak da karşımıza çıkıyor.

Bu mesafeyi kat etmek oldukça yorucu ama sonrasında endemik sessiz Toros Kurbağalarının yaşam alanı olan Karagöl’e kavuşmak, bütün yorgunluğumuzu unutturuyor.

Burada yamaç paraşütü yapan ve Karagöl’ün kıyısında kamp kuran başka illerden gelen doğa tutkunları ile karşılaştık. Burada doğa ilginç bir görüntü çizmektedir. Göl kenarında birbirinden güzel çiçekler; Toros çiçeği adıyla literatüre geçen onlarca çiçeğin bir çoğu endemik türdendir. Kızıl tilki, kurt, vaşak, kınalı keklik, ak tavşan, şahin, kartal, sincap, dağ keçisi, yılkı atları ve al benekli ceylanları da görmeniz mümkün…  

 

Çevrenizi saran sarı ve mor rengin hakim olduğu bir manzara varken, hemen yamaçlarında kar yığını ve erimekte olan buzullar göze çarpar. Bu zıtlık altı ay beyaz kar örtüsü ile kaplı Bolkar Dağı yamaçlarında ve Karagöl çevresinde; Mayıs-Haziran ayında görülebilecek ender manzaralarından birini oluşturmaktadır. Bu doğa harikası görsel doku, profesyonel fotoğrafçıları da tahrik ediyor…

 

Kar ve buzullar bir tarafta, yakıcı güneş ve türlü çiçeklerin açtığı bir göl manzarası öbür taraftadır. Bu bölgenin akustik özelliği de var. Burada kamp kurup geceleyeceklere bir uyarım var: Rakım yüksekliği ve iklim koşulları gereği, gece-gündüz arasındaki büyük ısı farkı nedeniyle, yaz aylarında bile olsanız; üşüyeceğinizi ve tedbirli olmanızı salık veriririm. Geceleri çevreyi kirletmeden ateş yakmayı ve kalın giyinmeyi unutmayınız. Meydan Yaylası ve Karagöl çevresinde ağaç ve odun olmadığı için, tedbirli olunuz…

 

Orta Torosların temelini oluşturan Bolkar Dağı’nın 2600 metre yüksekliğindeki sırdaş  çukurda, ‘’Saklı Cennet’’ olarak duran Karagöl, yaklaşık 60 Hektar alan büyüklüğünde olup, en derin yeri 12 metre civarındadır. Karagöl’den Şekerpınarı’na bağlanan yeraltı su kanalı olduğu da iddia ediliyor. Karagöl’ün çevresinde yüzlerce kaynak su gözeleri ve pınarlar bulunmaktadır. Karpuz çatlatan soğuklukta ve şifalı içim özelliğinde, temiz ve doğal kaynak suları bulunmaktadır… Darboğaz Köyü’nde yapılan Kiraz Festivali sonrası, Karagöl çevresinde bulunan ve buz gibi fokurdayan gözelerin içine koyulan kara kirazın tadı damağımızda kaldı…

Karagöl’ün en büyük özelliği ise, Dünyada sadece bu gölgede yaşayan sessiz Toros Kurbağalarını (Rana Macrocnemis Holtzi) barındırmasıdır. Ranidae familyasından olan ve ortalama boyu 6-7 cm arasında değişen, Türkiye’de yalnızca burada  yaşayan endemik bir kurbağa türüdür. Meydan Yaylası’nda ve Çinili Göl’de de az da olsa bulunmaktalar fakat, Rana Holtzi’nin evi Karagöl’dür.

Bu endemik kurbağalar, ilk defa 1800’lü yılların sonunda yöreyi gezen bir Alman biyolog tarafından keşfedilmiş. Öterken diğer kurbağalar gibi göğsünde hava kesesi oluşmuyor. Bu sessiz kurbağalar asla ötmemektedir. Üremesi çok ilginç 14-16 erkek kurbağanın bir dişiyi yumurtlatmak üzere kucakladığı tespit edilmiş. Böylece çok sayıda kurbağadan oluşan yumakta bırakılacak yumurtalarının erkekler tarafından döllenmesi sağlanmış olmaktadır.

 

Karagöl ve Çinili Havza sınırları ile karstik çanak ve tek nokta endemiklerimizden olan Rana Holtzi, Uluslararası Bern Sözleşmesi, 2872 sayılı Çevre Kanunu ve Sulak Alanları Korunması Yönetmeliği kapsamında koruma altındadır. Ama ne yazık ki; göle atılan sazan balıkları, daha larva halindeyken kurbağaları yemektedir… Sessiz Toros Kurbağaları can çekişiyor…

 

Torosların Gerdanlığı Çinili Göl ve Karagöl

 

Niğde'nin Ulukışla ilçesi sınırları içerisinde yer alan Çinili Göl, Bolkar Dağları'nda bulunan buzul göllerinden biri, hatta en önemlisi. 2650 metre yükseklikte bulunan Çinili Göl, ülkemizin görülmeye değer doğal güzelliklerinden biri olmasına karşın; daha çok alternatif turizm tutkunları ve doğa sevenler tarafından ziyaret ediliyor. Karagöl ve Çinili Göl; Anadolu’nun doğal güvenlik kuşağı Toros Dağları’nın boynunda parlayan, turkuaz ve lacivert gerdanlık gibi göz kamaştırıyor… Sevdalı sessiz kurbağaların çığlığı da bundandır…

 

Çinili Göl'ün altında, rakım olarak 50 metre aşağısında bulunan ve daha büyük olan Karagöl ise, Ulukışla’ya 19, Beyağıl Köyü’ne 15, Darboğaz Köyü'ne 8 km ve Maden Köyü'ne de 5 km mesafede yer alıyor. Karagöl'e karayolu ile rahatlıkla ulaşım sağlanabiliyor. 2600 metre rakımlı Karagöl'ün çevresinde, yaz aylarında bile sıcaklık geceleri 0-5 derece civarında oluyor. 

 

(Bu bölgede yaygınca anlatılan ve ozanlara esin kaynağı olan, bir efsaneye göre; yaylaya gelen konar-göçer aşiretlerden bir Yörük kızı, Karagöl çevresindeki pınarların birinden su içerken, elindeki gümüş tası göle düşürmüş. Belli zaman sonra Çukurova’ya göç sırasında, kervanın mola verdiği Şekerpınarı’ndan su içerken, Karagöl’de düşürdüğü tası görmüş. Yörük kızı çok şaşırmış ve mutlu olmuş… Ve al kınalı, kömür gözlü Yörük kızı oracıkta bir türkü tutturmuş: 

Karagöl’de gönlüm kaldı, sulandı / Göçün ucu Akköprü’yü dolandı / Benim yarim Şekerpınarı’nda sulandı / Adana’ya bir kız kaçtı, gördün mü?”)

 

Olur da bir gün yolunuz Niğde’nin Ulukışla ilçesine bağlı Maden ve Darboğaz Köyü’ne düşerse eğer, Sessiz kurbağaların çığlığını duyacağınız Karagöl ve Çinili Gölü de mutlaka görün. Şimdiden keyifli bir tatil geçirmenizi dileriz…

 

Sessiz Toros Kurbağası (Rana Holtzi) can çekişiyor

 

Endemik Toros Kurbağası, Dünya’da Niğde ili, Ulukışla ilçesi sınırları içerisindeki Toros Dağları'nda Karagöl ve Çinili Göl'de yaşamaktadır. Karagöl yaklaşık 60 hektar büyüklükte ve en derin yeri 12 metre olan tektonik bir göldür. Bu göller, sessiz kurbağaların yaşam alanıdır…

Öte yandan: Karagöl çevresi ve Toros Kurbağası; sözde yasal koruma altında görüntüsü veriliyor. Göle atılan sazan balıkları bu endemik kurbağaları daha larva halindeyken, yiyip tüketmektedir. Ayrıca göl çevresine kamp kuran ve araçlarla gölün çevresindeki yeşil alanda bulunan kurbağaları çiğneyen insanlar da bu endemik Toros Kurbağasının yok olmasına neden oldukları gözlenmektedir. Karagöl ve çevresine olan araç yolları iptal edilmeli ve özellikle yaz aylarında, resmi bir görevli olmalıdır. Bir de, bölgeye yapılması planlanan otel, kayak tesisleri ve uyduruk turizm alanları sonucu, bir başka tehlike sinyalleri veren endemik flora ve fauna zenginliği de yok olacaktır. Bu konuda çevreci ve duyarlı halkın yanı sıra, Niğde ve Çukurova Üniversitesi’nin hazırladığı çevre ve doğa raporunda, bu konuya da vurgu yapılmaktadır. Ama düzelen hiç bir şey yok…

 

Sessizlik orucundaki bu kurbağalar; doğa kaşifleri, fotoğrafçıların ve turistlerin büyük ilgisini çekiyor. Toros Kurbağası olarak da anılan bu kurbağa cinsi; Rana (güzel, hoş, latif, parlak) kelime anlamına aslına tam uymuş. Rana Holtzi eğer ötebilseydi, kim bilir ne sevda türküleri söylerdi… Ya da söylüyorda, biz işitemiyoruz… Duymuyoruz… Anlamıyoruz…

 

Çinili Göle ulaşmak için, Karagöl’ün güney batı tarafında bir tepeden yine tırmanışa geçiyoruz. Bu parkurun en zor tarafı, bu kez alıştığımız tırmanışlar değil de kar yığınları oluyor. Kayma riski olduğu için zorlanıyoruz. Karagöl’den Çinili Göl’e giden patikadan yarım saat yürümeniz yeterli. Zirvelerin arasında kalan göl yüksekten bakıldığında, zümrüt yeşili gibi parlıyor. Çinili Göl’ün etrafı Karagöl kadar düzenli değil, yürümekte zorlanabilirsiniz.

 

Doğal kaynakların ve varlıkların korunması, kirliliğin ve tahribatın önlenmesi ve kalitesinin iyileştirilmesi için, gerekli her türlü fedakarlığı yapmalıyız. Karagöl ve Çinili Göl, havza sınırları içerisindeki alanı tahrip etmeyelim ve bu alanın bio çeşitliliğine zarar vermeyelim. Göl ve çevresine her türlü araçla inmek dolaşmak yasaklanmalıdır.

Ayrıca yabani bitki ve hayvan bireylerinin, tohumlarının, parçalarının, kan veya dokularının yetkili kurumlarının izni alınmadan yerli ve yabancılar tarafından doğadan toplanarak yurtdışına götürülmesi endemik bio kaçakçılık olarak adlandırılmaktadır. Bir zamanlar (1948-1968); İngiliz ve Amerikalı bio-gen uzmanları (CIA Ajanları), Birleşmiş Milletler Barış Gönüllüsü adı altında; Anadolu insanının beslenme, gen ve davranış biçimi haritasını çıkarmış, Toroslar başta olmak üzere; tüm Anadolu coğrafyasındaki bitki, tohum, tarım ürünleri, endemik flora ve fauna çeşitlerinden örmek toplamıştı. Zamanımızda ise, bu çalışmanın onarılmaz sonuçlarını görmekteyiz…  

Arazide yerli ve yabancıların, canlı örnek topladıklarını görenlerin hiç vakit kaybetmeden gerekli mercilere bildirmeleri bir vatandaşlık ve vatanseverlik görevidir. Kolay vazgeçmeyelim değerlerimizden ve değer verdiklerimizden… Karagöl ve Çinili Göl gibi eşsiz bir doğa mirası olarak, bizden sonraki zamanlara aktarılabilsin…

Bazı çevreci derneklerin başında olan güzel insanların duyarlı girişimleri ve katkılarından dolayı, onları da saygıyla anar ve teşekkürü borç biliriz.

 

Karagöl ve Çinili Göl, kesinlikle gezilmesi ve görülmesi gerekli yerler arasındadır. Ulaşım; Niğde / Ulukışla’ye bağlı Porsuk, Maden ve Darboğaz Köyü’nden sağlanmaktadır. Giderken hangi mevsim olursa olsun, geceleri üşümemek için üzerinize kalın bir şeyler alın, aynı zamanda bölgede elektrik olmadığı için yedeklerinizi, kameranızı ve fotoğraf makinanızı unutmayın…

Bolkarların omzundan gün batımını izlemek bir ayrıcalıktır bu görsel doku… Başı dumanlı, yanık sevdalı türküleri eksik olmayan Bolkar yaylalarına kış hariç, her mevsim gidebilirsiniz. Orada tinsel ve düşsel etkileyici bir atmosfer vardır.

Benim gibi Meydan Yaylası’ndan Karagöl’e çıkarken gözünüzü ve gönlünüzü orada unutabilirsiniz…

‘’Kalbim Bolkarlarda kaldı’’ diye bir şarkı tutturabilirsiniz, yeniden…

 

Bolkarlar keşfedilmeyi, doğa sever ve maceracı dostlarını bekliyor

 

Bolkarların insanı büyüleyen doğasından siz de büyülenmek istemez misiniz?

Karacaoğlan ve Dadaloğlu dizelerinde anlam bulan ve sabah ezanında erken öten horozların, ay ve yıldızı içine doldurup, her daim Tarbaz Tepesi’nde dalgalanan ve yankılanan acıların ve yitik mutlulukların bitmez telaşı; al yanaklı ve kiraz dudaklı güzellerin dilinde ve sevdasında yeşerir durur… Oysa her çığlık bir türkü, ağıt, ninni, koçaklama, bozlak ve sevda öykülerine esin kaynağı olan şiirlerde yeşerir. Toros kardelenleri ve çiğdemi gibi başkaldıran ezgilerin, dışa vurumu ya da kırık aynadaki yansımasıdır bu içsel çığlık…

 

 

Mübadele Acısı, Bolkar Dağı ve Endemik Toros Kurbağası’nın Sessiz Çığlığı

 

         Çukurova’yı İç Anadolu’dan ayıran çizgide yer alan Bolkar Dağları; kış turizmi başta olmak üzere, alternatif turizm cenneti olarak keşfedilmeyi bekliyor. Kış sezonunda(en az 5 ay) ortalama 1 metre kar kalınlığı ve doğal eğimi ile kayak yapmaya elverişli olan ve Ulukışla’ya 20km. uzaklıktaki Beyağıl Yaylası’nda yapılması planlanan kayak tesisleri, yatırımcıların iştahını kabartıyor. Özellikle sıcaktan bunalan Çukurova Bölgesi halkının yıllarca yayla olarak geldikleri Meydan Yaylası ve Karagöl çevresi; çevre köylülerin ve konar-göçer Yörüklerin mevsimlik yaşam alanı olmasının yanı sıra, Ortadoğu, Arap ve Akdeniz ülkelerinden gelen turistlerin de vazgeçemedikleri doğa harikası bir yerdir.

          

Ankara-Adana, Kayseri-Konya-Mersin kara ve demiryollarının kesişim noktasında bulunan Ulukışla’da; Hitit, Bizans ve Selçuklu uygarlığı kalıntılarını geziniz. Ulukışla Han Duvarları, Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı, Tarihi Tren İstasyonu, Zeyve Tyana Antik Kenti, Beyağıl Çatal Kalesi, Lülve Kalesi, Çiftehan Termal Kaplıcaları, Alihoca Alabalık Tesisleri, Tekneçukur Mağara Lokantası, Meydan Mesire Alanı ve kaybolmakta olan 561 endemik canlıdan biri ve dünyada yalnızca Karagöl’de yaşayan sessiz Toros Kurbağaları görmelisiniz. Toros Dağları’nın zirvesi Medetsiz Tepesi( 3524m.)’ne; “Türkiye Dağcılık Federasyonu” yöneticisi Nuri Dokuzoğlu’nun rehberliğinde keşfederek, serüven dolu tırmanışlar yapabilirsiniz.

 

Bölgede Alternatif Eko Turizm

             

Eko Turizminde denge oluşturan ve dünyada sadece Toroslar'daki Niğde Ulukışla'ya bağlı Bolkar Dağı'nda 2500 metre kotundaki Karagöl’de yaşayan ve literatürde "Rana Holtzi" ya da "Türk Kurbağası" olarak adlandırılan Toros Kurbağası, yok olma tehlikesiyle yüz yüze bulunuyor.

          

Ulukışlalılar, volkanik dağda yaşadığı için zamanla evrimleşerek sessizleşen ve bilinen ünlü sesini çıkarmayan kurbağanın neslinin giderek tükenmesi yüzünden, yetkililerin ilgisizliğine isyan ediyor. Her yıl geleneksel olarak Temmuz ayının ilk haftasında yapılan Ulukışla ve Toroslar Kültür Sanat Festivali'nde Rana Holtzi'ye de, dikkat çekiliyor ve onun yaşatılması için Ulukışlalılar seslerini duyurmaya çalışıyor. Festivale bilim adamları, çevreciler, yazarlar, sanatçılar davet ediliyor. Türk kurbağasının sessiz çığlığı, duyarlı insanlara duyurulmak isteniyor. Bu konuda; DARKAY üyeleri, Darboğaz Belediyesi, çevre köyler, gönüllü olarak; Toros Kurbağalarının yaşaması için seferber olmuşlar. Hatta Ulukışla'ya bağlı Maden Köyü’nde, bu amaçla bir “Toros Kurbağaları Koruma Derneği” bile kurulmuş.

           

Ulukışlalı bazı çevreciler, bu endemik Toros (Rana Holtzi) Kurbağası’nın eskiden Çinigöl'de de yaşadığını, ancak şimdi orada kurbağa kalmadığını, şu anda sadece Karagöl’de yaşadıklarını belirterek; "Bu kurbağa bu yörenin dünyada da tanınmasını sağladı. Çünkü bu kurbağa ülkemize özgü endemik bir türdür. Toros Kurbağası, 1984'de doğadaki canlıların ve yaşadıkları ortamların korunması amacı ile düzenlenen Uluslararası BERN Sözleşmesi ile koruma altına alındı. Dünya biliyor ve ilgi gösteriyor ama maalesef bizim yetkililerimiz ve insanlarımız bu konuya yeterli duyarlılık göstermiyor" diye konuştu.

            

Şimdi ise endemik Toros kurbağalarını koruma işini; “Darboğaz Kayak, Dağcılık ve Tenis Kulübü-DARKAY” üyesi sporcu ve çevreci gönüllüler üstlenmişe benziyor. DARKAY üyeleri; bölgede kış sporları başta olmak üzere, alternatif turizmi teşvik eden çalışmaları da yürütüyorlar. Bolkar Dağları yaylalarında bulunan ve yalnızca bu bölgede yaşayan yılkı atları, yaban keçileri, ceylan, kurt, tilki, kınalı keklik, sülün gibi nesli tükenen hayvanları ve kardelen, çiğdem, nergiz, kuzu kulağı, kekik, fıstık çamı, yavşan otu, kısacık mahmut, kenger, geven, sütleğen gibi yok olan endemik bitkileri de korumak için seferber oluyorlar. Festivalde elma yanaklı anneler tarhana yaparken, kiraz dudaklı kızlar “Kiraz Güzeli” seçilmek için yarışıyorlar. Onlar aynı zamanda, Seyhan Irmağı’nın kolu olan Çakıt Deresini besleyen yeraltı su kaynaklarının korunması ve yok olan ormanlar nedeniyle baş gösteren erozyonla da savaşımı, kendilerine iş edinmişler. İnsan ve doğa sevgisini aşılayan, çağdaş ve çevreci bir sivil girişim olan DARKAY; Ulukışla merkez ilçesi, 3 belde ve 36 köyün ilerlemesi, kültürel, sosyal ve ekonomik olarak kalkınması için, bir zamanlar savaşım veriyordu. Ama bu çevreci girişimin öncüsü olan Rehber Öğretmen Mustafa Ulusoy’un bildik nedenler yüzünden, YİBO ve ilçeden ayrılması ardından, bu çalışmalarda durdu. Öte yandan; 1923 Mübadele Acısı yaşamış olan Ulukışla’nın Maden ve Ovacık Köyü halkı, atalarının geleneksel kültürünü yaşatmakta kararlı görünüyor…     

 

Mübadelenin Ulukışla İlçesi ve Köylerine Etkisi 

Ulukışla kazasına bağlı köylere iskân edilen mübadillerin dağılımı da şöyledir: 

Ulukışla’nın köylerine 82 hanedede: 209’u erkek 184’ü kadın, toplam: 394 kişi yerleştirilen mübadillerin Niğde ve Bor’un aksine çok az da olsa erkek nüfusun fazla olduğu görülüyor. Ovacık Köyü’ne 43 hane, 130’u erkek, 115’i kadın olmak üzere toplam 245 kişi olarak yerleştirilen mübadiller, Kozana’nın merkez ile Öküzoba, Adiloba, Işıklar, Ahadoba ve Sofular köylerinden göç etmişlerdir. (Ovacık NKD). 27 hanede 56’sı erkek, 51’i kadın, toplam 107 kişi olarak Maden köyü’ne yerleştirilen mübadillerin ise, tamamı Kozana göçmenidir (Maden NKD). Karacaören Köyüne yerleştirilen 12 hanede, 23 erkek, 19 kadın, toplam 42 mübadil ise, Kozana’nın Okçular köyünden gelmişlerdir (Karacaören NKD). 

Mübadele kapsamında önemli miktarda Rum nüfusun göç ettiği Çamardı ilçesine çok fazla Yunanistan mübadilinin iskân edilmediği görülmektedir. Buraya daha çok, o dönemde Anadolu’da muhacir ve mülteci kapsamında olan evsiz barksızların yerleştirildiği anlaşılıyor. Bununla beraber Çamardı merkez Maden mahallesine 6 hanede, 9’u kadın, 9’u erkek olmak üzere tamamı Kozanalı 18 mübadil iskân edilmiştir (Maden Mahallesi NKD). 

Milli Mücadelede Ulukışla

Kışlak zamanı, Ulukışla’da saat beşte; “Kışlalar doldu, boşaldı bu gün“ yerine

 

“Adana’ya bir kız kaçtı, gördün mü?” ya da “Zahidem kurbanım” bozlağının yankı-

landığı, şu bizim Kışlahan’ın taş duvarları; dile gelsede, konuşsa bir gün... “Şiirin

Yol Öyküsü Han Duvarları”nda hala, Faruk Nafiz’in ayak izi ve Filistin’den dönen

Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış’ın kanlı mendili, Çalkama Halil’in takvimine göre;

“Dört bayrak sonra” yavuklusuna uluşacaktı. Olmadı... 1920’de işgalci Fransız ve İngilizlerle işbirliği yapan Ulukışla Kaymakamı Tayyar Bey ve günümüzde de benzeri olan işbirlikçileri, Ulukışla’da Atatürk Konferansını neden yasakladı? Bu yasağın ispiyoncusu ve uygulayıcısı, bölge kültür turizminin gelişmesini istemeyen ve Cumhuriyetimizin kurucu önderi Mustafa Kemal Atatürk ve devrimlerine karşı olan; bencil, çıkarcı, çağdışı kuru kafalardır…

Çocukların “Bu vatan kimin?” adlı şiiri yarım kaldı. Hayır, hayır!.. Ulukışla halkı, bu geri dönüşüme izin vermedi... Her şeye karşın, Ulukışla’nın aydınları bitmez…

 

25 Mart 1920’de Pozantı Karboğazı baskınında,  Fransız taburunu askerleriyle birlikte teslim alan Ulukışla Kuvayı Milliye Müfreze Komutanın Şevki Alpagut ve 44 Kuvvacı yanı sıra; Kuvayı Milliyeci Ulukışla Müftüsü Bahaeddin Efendi; “İstiklalsiz din olmaz”, “Ya istiklal, ya ölüm!..” diyerek, Mustafa Kemal Paşa’nın saflarına katıldı. O günden sonra; Çukurova’da cirit atan Fransız, İtalyan, İngiliz ve ABD askerleri ve de “Barış Gönüllüsü” kod adlı CIA casusları; bir daha Ulukışla Tren Garı’nı aşıp, Anadolu’nun doğal ve stratejik güvenlik kuşağı olan, Toros Dağları’nı geçemedi... Ve dün olduğu gibi bu gün de, Ulukışla halkı kararını verdi; “ATATÜRKİYE”den yana... Anadolu’nun aydınlık yüzü Ulukışla’ya selam olsun!..

 

Özellikle, Meydan, Porsuk ve Beyağıl Köyü yaylaklarında ve Bolkar Dağı eteklerinde özgürce dolaşan yabanıl yılkı atlarına ve kaybolan tay için söylenen bu ağıt; aslında dolunayı ve güneşi içenlerin sessiz çığlığıdır. Şu sese bir kulak verin:

 

“Gıcıla hey de goca Bulgar gıcıla

Bastırırlar da ardıç ile tuncunan

Beni ayırdılar da çifte kuzumdan

Kişneyi kişneyi de tayları mı yiter

Bolkarların mor otu sana da yeter…”

 

Bolkarların sevdası, bulutu, karı, yarı, yürek alı, dünü, bu günü, odunu, otu, taşı, toprağı, yaşama dokunan ayazı, sevdası, suyu ve havası herkese yeter… Yörük çobanın kavalındaki ezgiye eşlik eden kurt ulumaları, yılkı atların kişnemeleri, çakıl taşlarını toza dumana çeviren nal şakırtılarına karışmaktadır. Aslında tüm bu şamata ve gürültüyü bastıran bir başka çığlık da karşı yamaçlarda yankılanmaktadır. Bu ses ise; Rana Holtzi / Toros Kurbağalarının sessiz çığlığıdır… Kendi neslini, endemik flora ve faunaların oluşturduğu dünyanın ortak zengin mirası olan çevreyi kirleten ve kendi neslini yok eden ey insanoğlu, silkin ve özüne dön!.. Bize doğa tarafından armağan edilen, bir nefeslik konuk olduğumuz şu ömür diliminde, yaşama dokunduğumuz ve sevdalandığımız bu doğal çevreyi korumanın tam zamanı. Yarın geç olabilir… Anadolu’nun bir başka zengin turizm potansiyelinde buluşmak dileğiyle, dostlukla… Yolunuz ve bahtınız açık olsun…

 

Not: Bu gezimde bana katkı sağlayan; Dağcılık Federasyonu üyesi Nuri Dokuzoğlu, Niğde Üniversitesi Öğretim üyesi Cengiz Kınacı, Ulukışla Belediye eski başkanı Mehmet Tevfik Güney, İlçe Tarım Müdürlüğü, Çevreci Mustafa Önen, Horoz Köyünden Özcan Demir, Porsuk Köyü Muhtarı Faruk Ünver, Maden Köyü Muhtarı Erdoğan Özbilen, Tekneçukur Köyü Kayadibi Alabalık Tesisi, Darboğaz Köyü’nden Sosyolog Aysel Yetiş, Kiraz üreticisi Bekir Altınsu ve Yaşar Özen gibi pek çok çevre dostu ve Ulukışla sevdalısı herkese teşekkürler…

KAYNAK: www.dursunozden.com.tr

Cemal Hüseyin Çağlar bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 153
Toplam yorum
: 38
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 349
Kayıt tarihi
: 29.03.11
 
 

ÖZDEN, Dursun; (d: 21.10.1950, Niğde, Türkiye). Gazeteci, Gezi Yazarı, Şair, Belgesel Dursun Özde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster