Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Eylül '20

 
Kategori
Hayvan Psikolojisi
Okunma Sayısı
18
 

BONCUĞUN RÜYASI

O, mahallede eski bir evin bahçesinde yavrulayan sokak köpeğinin beş yavrusundan biriydi. Annesi varken huzurla emiyor, yiyecek bulmaya gittiğindeyse kardeşlerine sokulup, titrerken şikayet sesleri çıkarıyordu. Anne ne kadar dikkat etse de bebeklerinin çıkardığı bu sesler çevredekiler tarafından dikkat çekiyordu. Koşarak yavrularının yanına dönen köpek birini yakınlarda görürse dişlerini gösteriyor, sinirli sesler çıkarıyordu. Onun bu hali korkutucu olduğundan yaklaşmak cesaret işiydi.Ama insanoğlu bu, kısa zamanda işin kolayını bulurdu. Öyle de oldu, mahallenin meraklı çocukları anne köpeği gözetlemeğe yavrularından ayrılınca sokak başına gözcü bırakıp, yaklaşmaya başladılar. Yavruların beceriksizce dolaşmaları hoşlarına gidiyor, birbirleriyle boğuşmalarını merakla izliyorlardı.

Derken çocuklardan biri bizim şirin Bocuğu kucakladığı gibi koşmaya başladı. Arkasından birkaç arkadaşı daha hareketlendi ve onu takip ettiler. Yavrunun tatlı ama çaresiz hali hoşlarına gidiyor, hayranlıkla izliyorlardı. Akşam karanlığı basana kadar vaktin nasıl geçtiğini anlayamadılar. Ortalık kararınca izin vaktinin bittiğini hatırlayıp evlere dağıldılar. En son birisi evinin bodrumuna koyup acele ile evine koştu. Boncuk alıştığı annesini bulamadı, kardeşlerinden de ayrı düştüğünü anlayınca yaygaraya başladı. Önce düşük perdeden çıkan sesler gittikçe yükseldi. Çünkü karnı acıkmış, kardeşlerinin sıcaklığından mahrum kalmıştı. Yuvasına dönen anne de yavrusunu bulamayınca telaşa kapıldı, memesine yapışan çocuklarını umursamadan aramaya çıktı. Elleri boş döndüğünde yorgunluktan bitkin halde olduğu yere serilip kalmıştı.

Boncuk içi kan ağlamasına rağmen çok uzun gelen birkaç günden sonra eve terfi etmişti. Annesinden emmeye alışmış olmasına karşılık sütü tabaktan içmeyi de öğrenmişti. Plastik bir çamaşır sepetinde gün geçiriyor, kardeşleriyle tatlı oyunlar oynadığı zamanları can sıkıntısı içinde hatırlıyordu. Tek başına vakit bir türlü geçmiyor, oyun oynanmıyordu. Biraz ağlasa hoş görülmüyor, sevincinden bağırsa susturuluyor, zıplasa koştursa çok görülüyordu. Günler bir ipe sarılıp çekildiğinden Boncuk büyüyor, boylanıyordu.Artık çamaşır sepetinde durmayıp, sıçrayıp çıkmaya başladığında evin balkonuna hapis edildiyse de halinden memnundu, çünkü dışarıyı seyredebiliyor, eviniçine göre daha rahat hareket ediyordu. Âmâ bu defa da komşularşikayete gelmeye başladılar. Gürültü yapıyor, gelene geçene bağırıyor, çevredekileri uykusundan uyandırıyordu. Evin kapısı çokça çalınır olunca ev içi konuşmaların baş gündem maddesi oluvermişti. Ev halkı kalsın ve gitsin diyenler diye ikiye ayrılmıştı. Kalsın diyenler gün geçtikçe azalıyor, güç kaybediyorlardı. İnsanların sahip olma arzusu yine sevenleri ayırmaya devam ediyordu. Yerinde duramayan Boncuk bir araca konularak zorunlu sürgüne gönderildi. İlk birkaç gün sürgüncük rüyada gibiydi, istediği gibi geziyor, gücü yettiğince bağırıyordu. Sonraki günler dünya acılaşmaya başladı, önce tüyleri sonra davranışları kirlendi. Karnını doyurmak için ya hırsızlık yapıyor ya da çöp kutularını karıştırıyordu. Artık bir parça yiyecek için kavga ediyor, bazen insanlara dişlerini göstermek zorunda kalıyordu. Geceler ise bitmek bilmiyor, aç karna dolaşmak hiç de güzel olmuyordu. Böyle zamanların en acısı eski günleri hatırlamaktı. Sıcacık evde, yemek tabağı doluyken insanlarla oynadığını anımsadığında burnunun direği sızlıyordu. Böyle zamanlarda unutmak için elinde olmadan hırçınlaşıyor, kavgacı oluyordu. Diğer arkadaşları insanlardan korkup kaçarken Boncuk dikleşiyor, üzerlerine gidiyordu.

 

 

 

 

Etraftakilerin şikayetinden midir, bilinmez ama renkli elbiseli insanlar gelip sokak köpeklerini kovalamaya, yakaladıklarını arabalarına koymaya başladılar. Boncuk önce direndi, her zamanki gibi ağırlığını ön ayaklarına verip, dişlerini gösterdi, ama sonunda oda yakalanıp, diğerlerinin yanına kondu.

Gittikleri yerde kendine ait küçük bir alanı, etrafta işlere yetişmeye çalışan iyi yürekli insanları vardı. Her taraf dertli köpeklerle doluydu ama buna rağmen yapılan küçük iyilikler Boncuğa iyi gelmeye başladı. Saldırganlığı azaldı, sakinleşmeye başladı. Artık vaktinin çoğunu bir köşede yatarak geçiriyor yakınına gelen insanları dikkatle gözlüyordu. Gönül yaraları kabuk bağlamaya başlamış, tekrar sıcak duygular yaşamaya başlamıştı.

Sizin yolunuz da bir gün hayvan barınağına düşerse insanlara güvenmiş, hayatını onlara emanet etmiş ama sokağa atılarak hayata küsmüş Boncuğu da görebilirsiniz. Yeniden güvenmeye hazır, kalpten sevecek dostunun yolunu beklemektedir.

Nurcan Koşan bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 75
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 34
Kayıt tarihi
: 25.07.20
 
 

herkese iyi günler dilerim,Isparta doğumluyum,  emekli öğretmenim.TDF Dağcılık eğitimi aldım.Doğayı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster