Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Şubat '17

 
Kategori
Kimya
Okunma Sayısı
114
 

Bor minerali geleceğimizdir!

Bor kelimesi ile lise yıllarımda öğrenci iken tanışmıştım. Dersin hocası bor mineralinden bahsederken gözlerinin içi gülüyordu. Nasıl gülmesin ki, gurur ile söylediği “Dünyadaki Bor rezervlerinin yüzden yetmişten fazlası Türkiye’dedir” cümlesi hala hafızamdadır. Gerçekten de dünyanın en zengin boraks (Kimyasal formül Na2B4O7•10H2O doğal bir mineraldir) yatakları;  Türkiye'nin orta ve batı bölgeleridir. Balıkesir'de Sultançayırı ve Bigadiç, Eskişehir'de Seyitgazi (Kırka) ve Kütahya çevresinde önemli çıkarım alanlarındadır. Türkiye'de büyük çapta boraks üretimi, 1968'de Bandırma'da Etibank Boraks ve asitborik fabrikalarında, önce kolemanitten başlayarak yapılmıştır. Öğütülmüş kalsine kolemanit, Na2CO3 ve NaHCO3 ile reaksiyona sokulur, tepkime sonucu oluşan CaCO3 çamurunun süzülmesiyle geriye kalan ana çözelti kristallendirilir. Ayrılan kristaller kurutulur ve torbalanır.

Medeniyetlerin ortaya çıkışından (M.Ö. 8. yy) bu yana kullanıldığı bilinen Bor minerali ve onun türevleri olan bileşikler; tarımdan sanayiye, camdan seramiğe, tekstilden otomotive, elektronikten nükleer sanayiye, tıptan ilaç ve kozmetik sanayiye, enerjiden inşaat sektörüne, iletişim araçlarından temizlik ürünlerine kadar çeşitli endüstri dallarında farklı malzeme ve ürünlerin üretiminde kullanılmaktadır. Böyle birçok alanda kullanılabilir olmasından dolayı günümüzde büyük önem taşımaktadır. Bunların yanında, bor bileşiklerinin sentezi bilimde ve teknolojide sahip oldukları geniş uygulama alanlarından dolayı da son yıllarda oldukça yaygınlaşmıştır.

Dünyada 4 önemli elementel bor üreticisi vardır: Thronox (A.B.D), S.B. Boron (A.B.D),  H.C. Starck (Almanya), Pavezyum Kimya (Türkiye).

Dünyada bor kullanımının sektörel dağılım grafiğine baktığımızda ise en fazla cam sanayide kullanıldığını görüyoruz. Ancak ikinci en fazla kullanım değeri diye belirtilen kozmetik ve kişisel bakım ürünlerinin yer aldığı kısımdır. Dünyada %28 oranla ikinci en fazla bu alanda kullanım söz konusudur.

Yapılan araştırmalar borun toksik etkisinin çok düşük olduğunu göstermiştir.  Borun akut etkisi 15-30 g boraks veya 2-5 g borik asit doğrudan alınırsa ortaya çıkmaktadır. Kronik etkisi açısından günde 3 g borik asit veya 5 g boraksın etkisinin olmadığı, 5-10 g boraksın sadece protein metabolizmasını etkilediği ve idrardaki azot miktarını artırdığı gözlenmiştir.

Borun toksik etkisi; yetişkinlerde baş ağrısı, kusma, ishal, heyecan veya depresyon, çocuklarda ise daha çok havale, koma gibi beyin zarı tahribi etkileri şeklinde görülmektedir. Parmak uçlarında görülen pembe renk, bor ile zehirlenmeye işaret eden karakteristik görünüşlerdir.

Tıptaki uygulamalarından hareketle çoğu boronik asitlerin diğer organik bileşiklere kıyaslandığında ise belli bir toksisitesi yoktur.

Sudaki az bir miktar çözünürlüğü düşük seviyeli toksisite gösterir, ama bu da böbrekler tarafından büyük oranda atılır. Yağda çözünebilen daha büyük boronik asitler orta derecede toksiktir. Boronik asitlerin çevreye karşı bir tehdit oluşturucu yönü de yoktur.

Çocuklar, yetişkin insanlar, tavşanlar ve fareler üzerinde yapılan pek çok araştırma ile borun deri (hasar görmemiş) yoluyla emiliminin olmadığı rapor edilmiştir.

Besinler ve içme sularıyla bor alımının normal bir sonucu olarak insan dokularında ve vücut sıvılarında bor bulunmaktadır. Bor kemiklerde birikim yapabilmektedir. Kas, doku, kalp, akciğer ve bağırsak daha az miktarda bor içermektedir.

Kan ve idrar analizleriyle bor miktarı ölçülebilir. Ne var ki bunun yarar sağladığı söylenemez; Çünkü vücuda giren maddenin tamamına yakını 1-2 gün içerisinde idrarla atılır. Kanda 0,00 – 0,74 µg/ml, idrarda 0,38 – 7,80 µg/ml arasında değerler rapor edilmiştir

Borun mineral olarak çeşitli gıdalar yoluyla insan hayatında zaten var olduğunu ve borca fakir diyetle beslenilmesi halinde ise ciddi sağlık problemler ortaya çıkmaktadır.

Boru daha çok sebzeler ve meyveler yoluyla alıyoruz. Borca zengin sebze ve meyvelerin tüketilmesi 'sağlığımızın garantörü' niteliğindedir. Bugün özellikle meyvelerden elma, armut, erik, hurma, kuru üzüm, kara üzüm ve portakal mutlaka fazla tüketilmelidir, çünkü borca zengin besinler arasındadır. Sebzelerden fasulyenin yaşı ve kurusuyla her türlüsü, nohut ve mercimek mutlaka tüketilmelidir. Zeytin, soğan ve patateste bol miktarda, kahvede de sınırlı miktarda bor vardır."

Borun insan vücuduna doğal olarak yiyecek ve içeceklerle ağız yoluyla, tozlarla solunum, krem ve ilaçlarla deri yoluyla girmektedir. Vücuda nasıl girerse girsin, %90-95 kadarı vücutta birikmeden hemen idrar ile dışarı atılmaktadır. Yalnızca kemik, tırnak ve kıllarla, karaciğer ve dalak gibi organlarda birikmektedir. Kanser v.b hastalıklara sebep olmamasının temel nedeni de budur.

Özellikle göz iltihaplanmalarında sterilizasyon gereci olarak kullanılır. Bazı merhemlerin yapımında, Nükleer tıpta, borla nötron aranmasında kullanılır. Bor, tıpta aralarında çeşitli kanser hücrelerinin yok edilmesinin de bulunduğu çeşitli hastalıkların tedavisinde de kullanılmaya başlanmıştır. Bor, yakın bir zamanda kanser tedavisinde kullanılmak için önerilmiş ve onay almış bir ilaçla beyin tümörlerinin tedavisini başarıya ulaştırılabilmiştir.

"Avrupa ülkeleri ve ABD'de geliştirilen özel ürünlerle bor, hastalara gıda takviyesi olarak kullanılarak, kemik gelişim koordinasyonu sağlanabiliyor. Yine allerjik reaksiyonlara karşı da bor bileşikleri kullanılabilmekte. Üreme sistemindeki mantarlara karşı güçlü antifungal etkileri var. Borik asit, boraks, kolemanit ve üleksit gibi bor bileşiklerinin insan dokularında genetik ve biyokimyasal etkilerini araştırılıyor.

Özellikle ülkemizdeki bor rezervi düşünüldüğünde ülkemiz ekonomisi açısından bor bileşiklerinin ne kadar önemli bir yere sahip olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Bor minerali geleceğimizdir ve bilim adamlarımızın bu alana çok daha fazla yoğunlaşması gerekmektedir.

 Referanslar

  • Hall, D. G. (2005). Structure and properties of boronik asit derivatives. In D. G. Hall (Ed.), Boronik Asits. Weinheim: WILEY-VCH Verlag GmbH..M. Kelly, in, University of Bath, Bath / UK, 2008, pp. 220.
  • http://www.boren.gov.tr/tr/bor/kullanim-alanlari.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 194
Toplam yorum
: 60
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 185
Kayıt tarihi
: 12.12.13
 
 

Prof. Dr. Hamdi Temel, 1966 yılında Sorgun'da doğdu, İlk ve orta öğretimini Sorgun'da tamamladı v..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster