Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Şubat '14

 
Kategori
Söyleşi
Okunma Sayısı
182
 

Borum Sağlık Vakfı'nın hayal ekibi

Borum Sağlık Vakfı'nın hayal ekibi
 

Bodrum Sağlık Vakfı’nın yaptığı her etkinlik, toplumu bilinçlendirmeye yönelik… Vakıfta stratejik kararları veren bir yönetim kurulu var. Operasyonu yapan ise müthiş bir ekip


Bodrum Sağlık Vakfı’nın Turgutreis’teki Engelli Rehabilitasyon Merkezi, öğrenci kapasitesi, sosyal aktiviteleri ve eğitim hizmeti ile Türkiye’nin kendi alanında en büyük merkezi konumunda… Bu mucizenin mimarları ise bir avuç ‘hayalperest’ gönüllü… 
 
Bodrum Sağlık Vakfı, bir grup işadamının verdiği destekle kurulan ve bugün Türkiye’nin en büyük Engelli Rehabilitasyon Merkezi’ni ‘gönüllülük’ esasına dayanarak işleten bir çatı örgütü. Vakfın Başkanlığını yapan Ahmet Biçer, ‘Çatı’ kavramının altını özellikle çiziyor. Çünkü Ahmet Biçer’e göre, bu ekip, yalnızca engelli bireylerin topluma kazandırılmasına değil, toplumun da “engel” teşkil eden tutum ve davranışlarını değiştirmeye yönelik kamusal bir hizmet veriyor. Bodrum Sağlık Vakfı’nın yaptığı her etkinlik, toplumu bilinçlendirmeye yönelik… Vakıfta stratejik kararları veren bir yönetim kurulu var. Operasyonu yapan ise müthiş bir ekip... Okul Müdürü Erol Savumlu, teknik ve eğitim anlamında sorumluluk üstlenmiş bir profesyonel. Şafak Yaşar, tüm sosyal etkinliklerin organizasyonunu yürütüyor. Vakfın ve merkezin Halkla İlişkiler Müdürü... Nagehan Ekim ise İdari ve mali işlerden sorumlu.  Ahmet Biçer, ekibini anlatırken “Biz birlikte hayal kurabilen bir takımız” diyor. Biz de Ahmet Biçer’e, bu hayallerin nasıl bir bir yaşama geçirildiğini soruyoruz…
 
Öncelikle Bodrum Sağlık Vakfı’nın kuruluş hikayesini paylaşır mısınız bizimle?
 
Bu vakıf, üçlü bir protokol ile kuruldu. Türkiye’de bu anlamda ilk örnektir. Bodrum Sağlık Vakfı, Çocuk Esirgeme Kurumu (ÇEK) ve Turgutreis Belediyesi arasında imzalanan üçlü protokol neticesinde, Dönemin Devlet Bakanı Hasan Gemici’nin de desteğiyle kuruldu. Personelin bir kısmı Çocuk Esirgeme Kurumu’ndan, bir kısmı vakıf tarafından görevlendirildi. Turgutreis Belediyesi’nin tahsis ettiği  10 dönümlük arazi üzerine vakıf binamızı inşa ettik. O dönem sosyal işleri vakıf olarak biz üstlenirken, eğitim ayağı Çocuk Esirgeme Kurumu’na aitti. Ancak bir gün geldi ve AB uyum yasaları gereği burası ÇEK’ten alınarak bir eğitim merkezine dönüştürüldü. Bize de seçim hakkı sundular. Ya eğitim merkezini biz yönetecektik, ya da Çocuk Esirgeme Kurumu’na devredecektik. 
 
BSV, rehabilitasyon merkezinin tüm yönetimini o zaman mı devraldı?
 
Evet. Bu Bodrum Sağlık Vakfı’nın tarihinde aldığı en önemli kararlardan biridir. Buraya çok emek verilmiştir. Bodrum’un bir değeridir ve bunun korunması bizim için çok önemlidir. Tabii o dönem bir takım maddi meseleler vardı önümüzde. O güne kadar pek çok işletme gideri devlet tarafından üstlenilmişti. 
 
Nasıl çözdünüz maddi sıkıntıları?
 
Bodrum, böyle bir merkezi İMECE usulü yapmayı başardıysa, yönetmeyi de başarır dedik. Belediye ve kurum işletme anlamında tamamen çekildi. Biz Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı bir Rehabilitasyon ve Eğitim Merkezi olarak kaldık. Daha doğrusu, Bakanlığa hizmet satan bir kurum olduk. 
 
Bu merkezi yakından tanımayanlar için size sormak isterim. Burası bir bakım evi mi, eğitim yuvası mı?
 
Burası bir rehabilitasyon merkezi. Özel çocuklarımızın, eğitim sürecinde eksikliklerini tamamlama merkezi. Bizim çocuklarımızın her birine ayrı tedrisat veriliyor. Tedrisatları MEB  ayarlıyor. Çocuklarımızı, kendi evlerinden araçlarımızla alıyoruz, rehabilite ediyoruz, tek kişilik derslerini veriyoruz. Sonra da evlerine bırakıyoruz. 
 
Bunun için ücret alıyor musunuz?
 
Ailelerden kesinlikle ücret alınmıyor. Merkezimize, çocuk başına 400 lira gibi bir kaynak giriyor. Ancak bir çocuğumuzun rehabilitasyon maliyeti 1000 TL olduğundan, yaptığımız sosyal faaliyetlerle açığımızı tamamlamaya çalışıyoruz. 
 
Böylesine kapsamlı bir eğitim merkezini ayakta tutmak oldukça maliyetli değil mi? Nasıl karşılıyorsunuz?
 
Bizim en fazla titizlik gösterdiğimiz konu paradır… Parayla uğraşmayı sevmiyoruz. O nedenle bağışlarımızı ayni olarak tercih ediyoruz. Fiziki altyapı olarak hiçbir eksiğimiz yok. Burada yaşayan İngilizler, kendi aralarında dönem dönem para toplayıp bize getiriyorlardı. Kendilerine “Biz para istemiyoruz” dedik. ‘Klimamız yok, onu alabilirsiniz’ dedik. Aldılar. Bize bir çocuk bahçesi yaptılar. Hayvanat bahçemiz var şu anda merkezimizde. Çocukları da rehabilite eden bir yaşam alanı.
 
Aldığınız destekler, verdiğiniz hizmeti karşılamaya yetiyor mu?
 
Yeterli. Çünkü biz yeterliyiz. ‘Yetersiz’ diyenler önce kendi yetersizliklerine bakmalı. Biz Rotary’nin dünyada verdiği en büyük bağışlardan birini aldık. Bu bağışa değer bulunduk. Rotary gibi büyük bir kurum, böylesine büyük miktarda bir bağışı incelemeden asla vermez. Ekibimizi gördüler. Yaptığımız başarılı işler ortada. Kısacası, biz uçağa bindik gidiyoruz. Hızımıza ayak uyduranlar bize yetişiyor. Yardıma muhtaç değiliz. Kurumsal gelirlerimiz var. Kaldı ki Rotary’nin verdiği 86 bin doları nakit olarak almadık. Bunun altını da çizmek istiyorum. Dediğim gibi Vakfın çalışma yöntemi ile ilgili bu. Mümkün olduğu kadar paraya elimizi sürmeden çalışıyoruz. Bizim yardımları çok almamızın esas nedeni, insanların o paraların doğru yerlere gittiğinden yüzde yüz emin olmalarıdır.
 
ASLA PARA İSTEMEYİZ
 
Yeri gelmişken kamuoyuna da bir uyarıda bulunmak isterim. Zaman zaman, vakfımızın adını kullanarak para toplandığını duyuyoruz. Bu çok üzücü. Her konuşmamızda ifade ettiğimiz gibi, Bodrum Sağlık Vakfı kimseden para istemez. Hiçbir surette. Proje yapmak isteyen, sosyal sorumluluk projelerinin içine dahil olmak isteyen kurumlarla işbirliği yapar.
 
Bodrum Sağlık Vakfı Rehabilitasyon Merkezi’nin Türkiye’nin ikinci büyük tesisi olduğu doğru mu?
 
Aslında bunu biz söylemiştik. Metin Sabancı Rehabilitasyon Merkezi’ni ‘bir’ kabul ediyorduk. Ancak bu durum daha sonra değişti. Bu tür işletmelerde ‘büyüklük’ kavramı hangi kriterleri göz önüne aldığınızla ilgilidir. Bizim ölçü birimimiz ‘kaç çocuğun bu eğitimlerden faydalandığı’ şeklinde. Sayın Dilek Sabancı’yı merkezimize davet ettiğimizde, kendisine çocuk sayımızı söyledik. Verdiği tepki, bu alanda lider olduğumuzu ortaya koydu.  
 
Kaç çocuk eğitim görüyor bu merkezde?
 
Şu an 160 civarında çocuğumuz var. Ancak bu sabit değil tabii ki. Eğitimini aldıktan sonra Rehberlik Araştırma Merkezi’nin istediği standarda gelen çocuklar, kurul muayenesinin ardından eğitimini tamamlamış oluyor. Bu arada yeni çocuklarımız gelebiliyor, ya da başka bir kente taşınanlar olabiliyor. 
 
Vakıf olarak yaptığınız sosyal faaliyetlerden de gelir elde ediyorsunuz. Neler yapıyorsunuz?
 
Öncelikle seramik konusunda önemli bir yere geldik. Bizim için çok taraflı bir iş seramik. El becerisi atölyesi olarak başladığımız iş, zamanla gelişti. Yeteneği olan çocukları, bizde rehabilite olmasalar bile sistemin içine kattık. Gönüllü ordumuzun da yardımıyla bugün seramik konusunda çok önemli bir yere geldik. Ciddi üretim yapmaya başladık. Bugün Bodrum’da, ‘onurluk’ olarak verilen tüm plaketlerin yüzde 80’ini burada yapıyoruz. Dünyaca ünlü tenor Jose Carrera’nın, ünlü piyanistimiz Fazıl Say’ın evinde bile bizim çocuklarımızın el emeğiyle ortaya çıkardığı plaketler var. Bizdeki seramik fırınları Bodrum’da yok!.. Plaketlerin metal kısmındaki yazıları bile biz yazıyoruz. OASİS’te sadece seramik üzerine faaliyet gösteren bir mağazamız var. Artık iş yetiştiremez hale geldik. Bu da tabii bizi yeni projeler düşünmeye sevk etti…
 
Bu yeni projeler hakkında biraz bilgi verir misiniz?
 
Bu merkezin tam karşısında bir arazimiz var. O araziye ‘korumalı işlik’ yapacağız. Engelli çocuklarımızın tehlikelerden uzak çalışabileceği mekanlar oluşturacağız. Yurt dışına giderek benzerlerini inceledik. İçinde seramik işliği ve fırınları, Bodrum’daki turizm personeline yönelik kıyafet üretecek bir tekstil atölyesi, cam ve galoş atölyeleri olacak. ‘Korumalı işlik’ olduğu için, örneğin seramik işinde, çocuklarımız sadece hamur kısmında görev alacak. Pişirme işlemini profesyoneller yapacak. Hem meslek edindirmek hem de engellilerimizin el emeğini paraya çevirmek, onlara para kazandırmak amacıyla hazırladığımız bu proje bitti. Tekstil atölyesinin gereçleri geldi. Hepsi binamızı bekliyor. Ayrıca Rotary Kulüp de, içinin donanımıyla ilgili projemize destek vereceğini söyledi. 
 
KADINLARA MESLEK EDİNDİRDİK
 
Hazırda bekleyen başka projeler var mı?
 
Bizim en büyük hayallerimizden biri de Olgunlar Köyü... Yaşı ilerlemiş insanların huzurla bir arada yaşadıkları bir köyden bahsediyoruz. Düşkünler yurdu ya da huzurevi değil. Sosyal alanları olan, yaşı ilerlemiş bireylerin birbirleriyle ilişkilerini güçlendirecek, olgun hayatlarını mutlu geçirmelerini sağlayacak bir köy hayal ediyoruz.
 
Bir de D-Marin’le yaptığımız bir projemiz var. Yine çok ayaklı ve bizi heyecanlandıran bir proje. Biliyorsunuz, merkezimizin hizmetlerinden yararlanan ailelerin gelir seviyesi oldukça düşük. Çoğunlukla annelerimiz, çocuklarıyla birlikte merkeze gelip, eğitim bitene kadar bekliyordu. Bu durum bizi harekete geçirdi. Annelerimizi, seramik üretimine dahil edelim istedik. Onlara bu işi öğrettik. Kurs süresince günlük yevmiyelerini de verdik. Kurs bittikten sonra da ‘Çamur ve fırın bizden. Gelin seramik yapıp para kazanın’ dedik. Şimdi burada üretime katkıda bulunuyorlar. Hem sosyal hayatları düzene girdi. Hem de ev bütçelerine katkıda bulundukları için daha güvenli ve bilinçli bireyler oldular.
 
BODRUM’A MUTLULUK PASTANESİ AÇACAĞIZ
 
Verdiğiniz başka kurslar var mı?
 
Yaşlı ve engellilere bakım kursu projemiz var. Bunun için engelli annesi olmak gerekmiyor. Toplumda, bakım için hemşire veya ara eleman bulmak çok zor. Altı aylık bir proje. Hazır hale getirdik. Gerekli kurumlara gönderiyoruz. Sabancı Vakfı ve AB fonları desteğiyle hayata geçirilecek. D-Marin zaten her yıl bir projemize destek veriyor. Bir de Mutluluk Pastanesi projemiz var! Bodrum’da bir pastane açacağız. Engellilerimiz çalışacak. Yöresel pastalar yapıp satacaklar. Evlere de catering servisi yapacağız. 
 
Bodrum’da kaç engelli birey olduğunu biliyor musunuz?
 
Engelli vatandaşlarımızın envanteri anlamında bilimsel bir çalışmayı Genç Girişimciler Derneği ile birlikte yapıyoruz. Bugün Bodrum’da ve hatta Türkiye’de kaç engellimiz olduğunu hiç birimiz bilmiyoruz. Sadece tahmin ediyoruz. Envanter derken, yalnızca sayıdan söz etmiyoruz. Burada, engelli bireylerin engel durumu da çok önemli. Topluma ve iş yaşamına nasıl entegre edilebilirler? Bunları bilmemiz lazım. Bu envanter çalışması sonrasında, engellilerin özellikle Bodrum turizm sektöründe istihdam edilmesini sağlayacak bir kurs projesi planlıyoruz. Önbüro, santral ve muhasebe elemanı yetiştirilecek. Kurs sonunda sertifika alarak turizm sektörüne entegre edilecekler. AB’ye sunulan ve ilk elemeden geçen bir projedir. Çok yakında yaşama geçecek. 
 
Türkiye’de ve Bodrum’da engelli istihdamını yeterli buluyor musunuz?
 
Açıkçası, biz istihdam edecek engelli bulamıyoruz. Çünkü devlet artık herkese maaş veriyor. Bu toplumsal anlamda bir sıkıntı. Bugün 50 kişiden fazla personel çalıştıranlar, bir engelli istihdam etmek zorunda. Ama yok. Çünkü insanlarımız, çalışmadan  gelen parayı tercih ediyor. Bu bireylerin, kendi ayaklarının üzerinde durabilmesinin ne kadar önemli olduğunu anlatmamız gerekiyor. Bodrum özelinde de turistik işletmelerde çalışanlar, kış mevsiminde işsiz kalmaktan korkuyor. Çok güvenli bulmadıkları için tercih etmiyorlar. Sonuç itibariyle bu altyapıya Türkiye’nin ihtiyacı var. Bugün değilse yarın... Bilinç düzeyini yükseltirsek, meslek edinmenin aslında bugün alacağınız o paradan daha değerli olduğun anlayanlar yine bizimle beraber hareket edecekler. 
 
Yabancı uyruklu vatandaşların, engellilere karşı daha ‘duyarlı’ olduğu kanısı var toplumda. Katılıyor musunuz? 
 
Evet biraz daha fazla. Çünkü bu bir medeniyet ölçüsü. Biz de öğreniyoruz ama yavaş yavaş. Örneğin, kısa bir süre öncesine kadar Bodrum’daki hiçbir belediyede, engellilerin kullanabileceği rampalar yoktu. Şu anda rampası olmayan belediye yok. Birilerinin bu vazifeyi yapması, o boşluğu doldurması lazım. Belçikalı bir arkadaşım bana “Sizde engelli oranı ne kadar az” dedi bir gün. “Neden?” dedim. “Hiç görmüyorum” diye yanıt verdi. Çünkü sokağa çıkamıyorlar. Engelli çocuklar da denize girebilir, yüzebilir. Onun engeli, denize ulaşabileceği bir yoldur en fazla. Onlar da alışveriş merkezlerine gidebilir. Üst geçitleri kullanabilir. Engeli bir asansördür mesela. Bizim toplumu bilinçlendirmeye başladığımız nokta bu. Bunu anlatıyoruz. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 32
Toplam yorum
: 7
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 822
Kayıt tarihi
: 04.08.13
 
 

Selda Öztürk, 1992 yılından bu yana aktif olarak medya sektöründe çalışmaktadır.  Ulusal ve yerel..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster