Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Ağustos '07

 
Kategori
Ben Bildiriyorum
Okunma Sayısı
20633
 

Boş vakitlerini değerlendirmenin yolları

Boş vakitlerini değerlendirmenin yolları
 

Bugün Pazar günüdür. Hafta dinlenme tatili. Devlet daireleri ve bankalar dünle birlikte kapalı. Özel sektörde ki firmaların çoğu da bugün için kepenklerini indirmiş durumdalar.

Hafta içinde çalışanlar haftanın yorgunluklarını çıkartıçasına dinlenmeye çekilmiş hem de sevdikleri ile beraber oluyorlar.

Yaz günlerin de olduğumuz için de yıllık tatile çıkanlar da kâh deniz kenarlarında kâh yaylalarda tatilin tadını çıkartıyorlar.

Öğrenciler onlarda okullarının tatilde olması nedeni ile sözüm ona tatil yapıyorlar.

Tatil…

Vaktin bol olduğu bir zaman dilimi…

İşte bu zaman diliminden bahsedelim birazda. Boş vakitler, ölü vakitler dediğimiz insanın dinlenmeye çekildiği zamanlara dikkatinizi çekmek istiyorum. O vakitlerde ne yapmalıyız, ne ile meşgul olmalıyız.

Bana kalırsa bir program yapmalıyız kendimize göre. Bugünlerde tatil olması sebebiyle birazda sabahları geç kalkmak için geceleri geç yatabiliriz. Tatildeyiz diye yatakta fazla kalmamalı miskinliğe davetiye çıkartmamalıyız bana göre ve her zaman olduğu gibi 8 saat uyku yeterlidir diyorum. Sabahları kaçta kalkmak istiyorsak 8 saat geriye gidip o saatte yatabiliriz. Mesela sabah 10’da kalmak mı istiyoruz. Geçe yatma saatimizi 2 olarak ayarlayabiliriz. Önümüzde 16 saat var günü değerlendirmek için. Her biri 40’ar dakikadan olmak üzere toplam 2 saat sabah kahvaltısı, öğle ve akşam yemeklerinin ardından geriye kaldı 14 saat. Bunun içinde gezmeyi, maç izlemeyi, denize girmeyi bulunduğunuz mekânın ve mevsimine göre yapılacak birçok eylemi koyabilirsiniz. Ya pekiyi kitap okumayı hiç düşündünüz mü? Ha diyeceksiniz ki kitap okumaya hiç vaktim yok. Yok mu?

İnsanların kitap okumaya hiç de vaktim yok demelerine bir anlam veremiyorum. Eh be adam kahve köşelerinde saatlerce kalıp okey ya da tavla oynayabiliyorsun da kitap okumaya vakit bulamıyorsun.

Bir de ömür boyu tatilciler var. Bunlara emekliler de diyebiliriz. Belli bir yerde hizmet ettikten sonra evlerine çekilip dinlenen yaşları ilerlemiş olanlar da var.

Bu insanlar boş vakitlerini nasıl değerlendiriyorlar. Ne yapıyorlar, ne yapmıyorlar. Kendilerine göre yaratıkları işlerle mi uğraşıyorlar yoksa evlerinde balkonda oturmuş manzara mı izliyorlar? Ya da kahve köşelerinde oturmuş okey ya da tavla mı oynuyorlar?

Emekli olan bir insan kendini bir yerde yarım insan olarak hisseder. Bu doğru olabilir. Buna da o an için hiç kabullenemez. “Ben bugünlere düşecek durumda mıydım” diye kendi kendine hesap bile verir. Ne gereği var. Sanki ölümü bekler gibi. Alışık değildir boş boş durmaya ve kendini kahve köselerinde bulur. Hâlbuki önünde o kadar çok şey var ki. Aktif olarak yapabileceği… Ama ne yazık ki kendisi tembel ruhlu biri olduğu için de kendisine göre kahveyi de mekân yapmıştır. Kendisine söyle bir yanaşsanız ve sorsanız “Burada oturacağınıza evinizde kitap okusanız iyi olmaz mı?” Cevap hemen hazırdır. “Ben bundan sonra okuyup ta ne öğreneceğim ki! Gençler okusun, öğrensin.”

Kendini bilen bir insan okur, öğrenir ve araştırır kendine göre. Yontma kalıplarla, dışarıda onun bunun sözleri ile kulağına gelen doldur boşalt kelimelerle uğraşacağına okur, okur, okur.

Neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar verir. Ama nerede.

Pekiyi biz nerede yanlışlık yapıyoruz?

Okumamakla.

Pekiyi neden okumuyoruz?

Ruhumuz tembelde ondan.

Sormak lazım Türkiye’de kaç eve gazete giriyor. Hangi gazeteleri alıyoruz, hangi yazarları okumaktayız

Bize okumak ağır geliyor, dinlemek kolay. İleri düzeyde okumuş, yazar olmuş ve de birikimi olan insanların yazılarını okumak zor geliyor da insana, ondan bundan doldurma lafları olan insanları dinlemek kolay geliyor.

Hâlbuki okumuş olan insan da ne gibi özelikler bulunur, biliyormuşsunuz.

Okuyan insan görgülü olur.

Okuyan insan yaptığını bilir.

Okuyan insan bakış açısı geniş olan insandır.

Okuyanın fikri geniş olur. Bir fikir de sabit kalmaz. Başkalarından fikir almaz, kendisi yaratır.

Okuyan insana saygı duyulur, çünkü birikimlidir.

Okuyan insan yazabilendir ve düşüncelerini ifade edebilendir.

Nihayetinde okuyan insan yurdunu seven ve savunan kişidir.

Ben burada insanların boş vakitlerinde, hem dinlenme adına bir şeylerin yapabileceğini göstermeye çalıştım. Anacım bir şeyler üretebilmektir. İşim yok para da kazanamıyorum ama mutluyum işim yok diye de kendimi bırakmışta değilim. Olurda iler de bir işim olur çalışacak olsam da okumayı ve blog yazarlığımı elimden geldiğince yürütmeye çalışacağım.

Ben burada herkese çağrı da bulunuyorum. Yanlış anlaşılmasın blog yazarlığından bahsetmiyorum. Okumaya davet ediyorum. Okuyun, okuyun bir şeyler okuyun. Kitap, dergi veya gazete ilgi duyduğunuz her konuyu okumaya davet ediyorum.

Okudukça yolunu bulacağınızdan eminim.

Resim: Atatürk çalışma odasında kitap okurken.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 540
Toplam yorum
: 1220
Toplam mesaj
: 179
Ort. okunma sayısı
: 3148
Kayıt tarihi
: 02.01.07
 
 

Hiç bir motorlu araca binmeyi sevemedim. Daha doğrusu sevdiremediler. Onun yerine iki tekerlekli ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster