Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Ocak '12

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Boşanan kadınlar…

Boşanan kadınların var olduğu dönemlerde yetişmedim, ya duldu yalnız yaşayan kadın, ya da terkedilmiş!

Ya da hiç evlenmemiş!...

Yine de yalnız yaşamıyorlardı; kalabalık aileler içinde yaşıyorlardı yalnızlıklarını, lakin gıkları çıkmıyordu!

Nasıl çıksındı ki?

Kızlar üniversitelerde okumaya başladılar sonraları, öyle bir onurdu ki bu kızlar için; çalışmayacaksam ne diye okuyorum ki zihniyeti de işte böyle kızların kafalarına yerleşti!

Amaçları erkeklere karşı savaş açmak hiç değildi: Yalnızca harcadıkları emekleri doğru şekilde kullanmak istemeleriydi…

Kızlarını üniversitede okutan anne-babalar onurluydu; oğullarını okutanlar da…

Oğulları üniversite mezunu bir kızla evlenmek istediğinde onur duyuluyordu…

******

Üniversite mezunu olan kızlar, o dönemler, gayet güzel işlere işlere girebiliyordu, erkekler de keza…

İyi de para kazanıyorlardı; her anne-babanın istediği gibi: İki iyi para kazanan çift bir olsun; samanlık ne kelime, her yer “plaza” olur!

******

Çalışan kadın pek iyi, pek hoştu da, “Anne” gibi elinde peşkir koşturmuyordu!
“Ye aslanım” diye zorlamıyordu!

“Çok yoruldum” diye eve gelen adama “Dur sırtını ovayım yiğidim” demiyordu; zira kendi sırtı da ağrıyordu…

******

Çalışan gelini başta pek seven kayınvalideler bir süre sonra ille de kendisinin kocasına yaptıkları ile kıyaslama gereğini duymaya başladılar.

Şartlar eşit sandılar; belki de kıskandılar!

Bilinmez…

******
O dönemler biz kızlar, annelerimizden gördüğümüzü yapmaya çalıştık; ne yalan!

Deli gibi çalışıp, deli gibi evimizin kadını olmak istedik!

Çok çalıştık, çok debelendik; zar-zor bir gerçeğin farkına vardık ki: Çalışmayan annelerimizin yaptığını yapmamız mümkün değildi!

Epey zaman aldı bunun farkına varmamız; oysa o aralarda ne çok kendimizi yedik-bitirdik ve ne çok hakarete uğradık!

Adamlarımız anneleri gibi bir kadın bekliyorlardı, oysa, ve anneleri de kıyaslayarak, belki de farkında olmadan, fiştekliyorlardı!

******

İlle de tutturduğundan değil, öyle basit bir mantığı vardı o dönemler üniversite mezunu kızların: Boşuna olmasın bu emek, çalışırsam eğer bu emeğim boşa gitmeyecek!

Yani, bildiğimiz düz mantık!...

******

Hemen-hemen hepimiz de çalıştık; yer vardı bizlere öyle yada böyle…

Anne-babamız da mutluydu: Boğazlarından kestikleri paralar ile bizi okutmaktan dolayı...

******

Onca emek verilmiş; memur maaşı ile okutulmuş, iş sahibi olmuş… Tertemiz… Güzel bir kız…

******

Daha fazlasını yazmayayım, anlayan anlayacaktır zaten…

Hem aşk uğruna yola çıkmıştık, hem başarmaktı amacımız; güzel nesiller yetiştirecektik, bilgi ve sevgi ile yoğrulmuş…

Yanımızdaki adamlar da aynı yola baş koymuşlardı; ne yalan!

******

Sonraları ne biz kızlar annelerimiz gibi olabildik; ki olabilemediğimizin altında, haketmediğimizce, ezildik, ne de bize çok aşık olan “eğitimli” kocalarımız bizi anladılar!

Hatta, hiç aklımıza gelmeyen şekilde örselendik: Masa böyle mi temizlenir? Hiç mi öğrenmedin?

Altı-üstü bir masa, altı-üstü temizlenir; lakin ille de annesi gibi masanın silinmesini bekleyip de, hem kendi bir işe el sürmeyip, hem de demoralize ediyorsa…

O kadının bütün enerjisi yiter, gider…
******

Bir de; kadın biraz daha başarılıysa, daha fazla maaş alıyorsa…

Bu durumdaki kadını el üstünde tutan erkek çok az; çoğu yerin dibine batırmakla eşitlendiğini sanır!

El üstünde tutan erkek için ise iki şık vardır: İlk şık: Tilkidir o adam, tilki!

İkinci şık: Bilgedir şekerim, bilge…

******

Neyse… Fazla uzatmadan konuyu toparlarsam, gerçi bu konu kolay toparlanacak bir konu değildir ya, neyse, hani o üniversite mezunu kızlar var ya, hani kimi çok kolay okuyan, kimi de ailesininin zar-zor imkanları ile yarım pabuç-ev yapımı tost ile eğitimini tamamlayan ki; ev yapımı tostu yapan evin annesidir, sabahın köründe kalkan ve sabahın köründe kalkan kızına yemek hazırlayan…

******

Bir adam senden annesinin yaptıklarını bekler, sen annenin yaptıklarını yapamamaktan mustaripken…

Alında ezilirken içinden yükselen bir haykırış vardır: Şartlar eşit değil!

Ama… Tam da o cümleyi kuramazsın! Zira, kurman için daha çok zaman vardır; sen de ne olduğunu tam olarak anlayamazsın ki!...

******

Bir dönemin evlilikleri boşanmayla sonuçlandı çoğu kez, problem sevgi eksikliği değildi, değer yargılarının değişmesiydi…

******

Bir kadın kolay-kolay boşanmak istemez!

Aile olmak, çocuk doğurmak genlerinde vardır; en dayanamadığı hakarettir! Yerin dibine sokulduğunda susuyorsa, korkmak gerekir!

Zamanını kollar; zira bir kadının boşanma kararı alması sandınız gibi kolay değildir!

Aldığı anda da, önüde savunma yapacak bir durumunuz vaki değildir; yalan ve dolan ile pek samimi değilseniz, yani…

******

Boşanan kadınların gerekçelerinden yola çıktım, yaşadıklarıma yer kalmadı, bir başka yazıya…



http://twitter.com/Gulgunkaraoglu
gulgun_2006@hotmail.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hayatımda hiç yaşamadığım ve yaşayacağıma da ihtimal vermediğim evlilikle ilgili yazılarımda ve yorumlarımda alay edercesine ahkam kestiğim için şahsınız başta olmak üzere bu olayı mecbur kalarak yaşayan herkesten özür diliyorum. En derin saygılarımla...

Asi Güvercin 
 30.01.2012 1:07
 

Bu anlattıklarınız gerçekten tıpatıp çevremizde olup bitenler. Umalım, istemeden de olsa bu şartlarda yaşamak başka problemler doğurmasın. medeni anlayışlar içinde yaşayalım. Mutlu kalın selamlar.

Şahin ÖZŞAHİN 
 27.01.2012 11:24
 

Son zamanlarda üzerinde düşündüklerimi yazmışsınız. Bizim çocukluğumuzda boşanmalar olmazdı, boşanmış kadın çok nadirdi, yargılanmasa da yine de o kadına mesafeli durulurdu....kadın dediğin yukarıda anlattığınız gibi olurdu....o zamanlar mı iyiydi bu zamanlar mı bilemiyorum....aile kavramı önemliydi, şimdi de öyle mutlaka ama artık ne yazıkki ailenin değil bireyin kendi sahasının yegane korunacak kaleler olduğu düşüncesine hakim nesiller geliyor...kadının bilinçlenmesi on misli yükümlülük bindiriyor gibi omuzlarımıza, üstelik ne o oluyor tam istendiği gibi ne de bu....hep onun için mücadele ettik kendi kendine ayakta durabilmek için güçlü olabilmek için kimseye muhtaç olmamak için...çalışan, hayatı gören bilen kadın mı daha mutlu huzurlu yoksa evinde oturan hayatı kocasıyla çocukları olan, kocasının eline bakan kadın mı, bilmiyorum doğrusu, çok yazılır dediğiniz gibi, düşündürücü bir yazı...selamlarımla

ümitümit 
 27.01.2012 10:47
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1269
Toplam yorum
: 4372
Toplam mesaj
: 226
Ort. okunma sayısı
: 1297
Kayıt tarihi
: 18.09.07
 
 

İzmir, 1963 doğumluyum. Dokuz Eylül Üniversitesi İngilizce bölümü mezunuyum ve özel bir şirkette ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster