Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Nisan '08

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
508
 

Boşluk

Boşluk
 

uyurgezer


Gözlerimi açtım. Aynı yerdeydim, her zaman uyandığım odaydı burası ama asla uyuduğum oda değil...Aynı yerdeyim. Her şeyin renksiz ve soğuk olduğu yerde, aynı şekilde oturuyorum. Sanki birini bekliyorum. Dört duvar, tavan, taban her yer bembeyaz. Oda gibi içim de bomboş...Oturduğum yerden kalkıp bir elimi duvarın saten beyazlığında kaydırarak yürümeye başlıyorum. Yürüdükçe hafifliyorum, çıplak ayaklarımın zeminle temasını artık hissetmiyorum. Ayağıma takılan, bacağıma çarpan bir şeyler oluyor ama onları göremiyorum. Yalnız darbe sesleriyle verdikleri acıyı duyuyorum. Az önce üstünde oturduğum şey neydi ve nereye kayboldu bilmiyorum. Umursamıyorum, adımlarıma bir elimi duvarda sürükleyerek ve göremediğim soğuk eşyalara çarparak devam ediyorum. Acıyan bacaklarıma karşın ellerim hissizleşiyor. Duvarda sürüklenen elime yuvarlak bir cisim takılıyor. Kapı tokmağına benzetiyorum, bir kapıyı açması umuduyla kendime doğru çekiyorum, olmuyor. İtiyorum, yine kımıldamıyor. Geri çekilip bakıyorum, karşımda bomboş beyaz duvar...Kapısız, tokmaksız öylece duruyor. Gerçek hangisi? Gördüğüm mü yoksa hissettiğim mi? Dokunabiliyorsam neden göremiyorum ve göremediğime nasıl dokunuyorum? Kanım boynumdan yukarı çıkmıyor sanki. Aklım, sonunu kendi sorularıyla hazırlamış gibi. Bacaklarım geri geri gidiyor. O duvardan uzaklaşmak isterken vücudumu arkamdaki duvara çarpmak üzereyim. Kollarımı arkaya doğru uzatıp duvara yaslanarak durmak istiyorum. Sessizliğiyle donmuş odanın buzları, birden müthiş bir gürültüyle çözülüyor. Ellerimi attığım yerden ayaklarıma hafif ve soğuk tanecikler düşüyor ama yağmur damlası gibi hemen yok oluyor. Bu sesle birlikte canımın acıdığını, içimden bir şeylerin aktığını hissediyorum. Ellerim bu odadan çıkmış, bedenimden de kurtulma çabasında gibi çırpınıyor. Merak edip bakmak için hiç arkaya dönmeden ellerimi aniden girdikleri yerden çekiyorum. Biraz soğuk ve korkmuş duruyorlar o kadar. Ayaklarıma diken ahkamı kesen tanecikler, arkamı dönerken adeta zulmediyorlar. Duvar olanlardan habersiz gibi yine sakin ve bomboş karşımda. Hiç inandırıcı değil...Tuhaf...Ellerimi uzatıyorum ama hiçbir şeye ulaşamıyorum, tutunamıyorum. Elim duvarın içinden geçiyor ve soğuk bir boşlukta sallanıyor. Korkuyla çekerken elimi ucuz kumaş gibi yırtıldığımı görüyorum. Çok acı var, hiç kan yok...Kan hala yok...

Bütün odayı dolaştığımı ve nihayetinde hiçbir şey göremediğimi düşünürken karşımdaki aynayı fark ediyor, korkuyorum. Aynada kendimi görememekten, silinmekten korkuyorum. Zamansız, mekansız değil belki ama burada kalmaktan korkuyorum. Aynaya doğru titreyerek yürürken damla sesleri duyuyorum. Ben duruyorum ama damlalar durmuyor, tok sesleriyle büyüyüp derinleşiyor, beni boğuyorlar.

Uzun saçlarımla kulaklarımı örtmek hatta tıkamak istiyorum. Yetmiyor...Ne onlar duruyor ne ben ölüyorum. Bastığım yer mi ıslanıyor yoksa bütün oda kanımla mı kaplanmış bilemiyorum. Ayaklarımın altı, bu koyu ve hafif yapışkan sıvıyla ısınıyor. İçim geçiyor, içimden annemin sesi geçiyor. Koridorda koşar adımları yankılanırken bana seslendiğini duyuyorum. O sıcak, koyu sıvının içinde yenilgi de olsa nihayete ermiş olarak yatıyorum. Annem içerden görünmeyen kapıyı kırarak, belki de yeni bir kapı açarak odaya giriyor. Yere yığılmış bedenimin başında çığlıkları yükseliyor. Gözlerimi araladığımda havada uçuşan garip noktaların birer birer düşüp üstüme yapıştığını görüyorum. Keskin kan kokusu, gözlerimi bir şeyler anlama hevesiyle sağa sola çevirmemi sağlaması dışında feci şekilde midemi bulandırıyor. Üzerimde gecenin ne kadar kanlı geçtiğini özetleyen beyazdan kirletme pembe geceliğim, yanımda cömertçe akıttığım kanlarım ve paramparça kollarımla ben bekliyoruz: kurtarılmayı ya da ölümü...Hangisi önce gelirse onunla gideceğiz. Hangi yol yakınsa, hangisi daha kolaysa...

Gece elimi sokup kırdığım camdan annem şimdi yardım için feryat ediyor. Uyurgezer kızı için ağlıyor ve sırf bu yüzden benimle aynı acıları yaşıyor annem. Halim yok ona söylemeye, yalnız düşünmeye biraz mecalim kalmış...Kızınla birlikte korkuların, psikiyatr masrafların, güzel evinin ilaç kokan havası da yok olacak, artık bağırma da sadece ağla ne olur anne!

Açık mı kapalı mı olduğu konusunda asla emin olamadığım gözlerim gittikçe yükselen, semada uzaklaşan tavana çakılı, ağzım tatsız ve kuru, vücudum ise artık bomboş gibi...Ellerim ıslandıkça artık akacak bir damla bile kanımın kalmadığını hissediyorum. Bütün kanımla birlikte iç organlarımın ve kemiklerimin de dışarı aktığını sanıyorum. Taze bedenimden geriye kırmızı ve ıslak bir et yığını kaldı işte!

Artık annemin feryatlarını da duyamıyorum, çevremdeki bütün sesler gittikçe cılızlaşıyor nihayet fısıltı olup kulağıma doluşuyorlar. Bu uçuşan şeyler eşyalarım; gece bacaklarımı çarptığım, aydınlık odamın silik parçaları...Açık tavandan çıkıp gidiyorlar...Onların ardından alıştıklarım ve sahiplendiklerim havalanıyor, benden tek bir iz bırakmamaya kararlı bir tavırla uzaklaşıyorlar. Gözümün önünden geçmesi gereken şeritler nerde?

Boşlukta, üstelik sadece hissettiğim ve kimselere anlatamadığım değil gerçek bir boşluktayım. Bir parça huzur, daha çok korkuya yakın tuhaf hislere tutunmaya çalışıyorum. Algı yok, yerçekimi yok, acı yok, renk, tat Tanrım burda bir şey yok! Yaşadım bitti de diyemem. Vazgeçeceğim ya da uğruna direneceğim hiçbir şeyim olmadı, kazanamamıştım daha. Hazırlıksız değildim ancak o kadar hazır da değil...

Artık sadece yalnızlığından şikayet edeceksin anne...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bir yazı, öyküleşirmiş, bir öykü beyaz perdesiyle beraber yazılabilirmiş, okurken izledim. başarılarınızın devamını dilerim. saygılar

Yücel! 
 02.04.2008 19:48
Cevap :
Aslında tam olarak yapmak istediğim buydu; sahneler yaratmak...Değerli yorumun için çok teşekkürler Yücel...  02.04.2008 20:22
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 3
Toplam yorum
: 70
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 257
Kayıt tarihi
: 28.03.08
 
 

1982 Aydın doğumluyum. Edebiyat öğretmeniyim. Yazmaya tutkuyla bağlıyım. Sadece yazmak yetmiyor b..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster