Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Temmuz '12

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
1194
 

Böyle bir arkadaşınız var mı?

Böyle bir arkadaşınız var mı?
 

Dr. House dizisinin tüm bölümlerini izledim, haftalardır, günde 5-6 bölüm izleyerek. 177 bölüm! Son bölüm sıkıcıydı aslında, kilometre dolduruyordu. Ama..... o gece, ve ertesi gün etkisinde kaldım dizinin finali yüzünden... Bunu söylediğim bir tanıdığım da bana "ben ciddi travma geçirdim" dedi.
 
Zaten son zamanlarda düşünüyordum Arkadaş kime denir? diye.. Hislerim tatsızdı... Dizinin sonu bu ruh halime denk düştü...
 
Sizi çok iyi anladığını, sevdiğini, değer verdiğini söyleyen (siz de ona aynılarını), görüştüğünüzde saatlerce birbirinizin sözünü tamamlayarak, son derece akıcı, leb demeden leblebinin anlaşıldığı, çok keyif veren bir sohbetin yapıldığı, ama bu görüşmenin senede ancak bir iki kere yapıldığı biri mi?
 
Seni seviyorum, görüşmesek de hep aklımdasın... görüşmesek de birbirimize hep iyi duygularımız var, hep kalbimdesin diyenler.. arkadaş sınıfında mıdır? olmalı mıdır?

"Yaaa özledim, görüşelim" ya da "seninle konuşmak istiyorum, hiç iyi değilim, fikir teatisi yapsak" dediğimde:

- Bu konuşmayı bilinmeyen/çıkmaz ayın son çarşambası gibi bir tarihe erteleyenler...

- Veya "biz falanlara gidiyoruz, hadi hemen gel" diyenler.. Oysa 30 senelik arkadaşım olarak bilmeli o anda hazırlanıp dışarı çıkmam imkasız, ben sadece oturup başbaşa konuşalım istiyorum. Beni dinlemene ve birkaç cümle söylemene ihtiyacım var... Bu empatisizlik..( Derdi olanın, falancalara giderek ya da dışarı çıkarak  derdinden kurtulacağı formülünün herkes için uygun olduğunu zannetmek... olmaz ki! Eve kapanmak evet depresyonu artırır, ama ben şu sıra seninle konuşmak ihtiyacındayım, kalabalığa karışıp, merhaba, memnun oldum, nasılsınız falan demek istemiyorum...

- "Konuşamıyoruz ama bari mektup yazayım" diye saatler harcayıp yazdığım uzun mektuba "en kısa zamanda görüşelim" diyerek üç kelime yanıt verenler.. ve o görüşmenin hiç yapılamaması..

Bu saydıklarım, başıma geldiği için örnek olarak verdiğim durumlar. Başka çeşitlemeler de olabilir aklıma gelmeyen.

Kötü gününüzde yanınızda olmayanlar arkadaşınız mıdır? Arkadaşlarım başlıklı bir liste yapacak olsanız, bu listede olmalı mıdırlar? Yoksa öylesine birer tanış mıdırlar, tanıdık, ahbap,...?

Benim sorunum herkesi kendim gibi zannetmemdir hemen her zaman, her konuda. Dost/arkadaş bildiğim, ya da sadece öylesine biraz tanıdığım biri, gece yarısı bile arasa ve dese ki "seninle konuşmak istiyorum" iki elim kanda olsa atlar giderim, gitmişimdir de zaten. Benle konuşmak istediğine göre bana değer veriyor ya da bana ihityacı var demek diye düşünürüm.
 
Kendisini sıklıkla aşağılayan, hatta dayak atan koca için arkadaşını ihmal ederek o kocaya saçını süpürge eden iş güç sahibi kadın arkadaşlarım :( Bu derin psikolojik sorununun farkında olmayanlar...:( Bunları eleştirmemeliyim değil mi? Ama eleştiriyorum, kızıyorum... Biraz içinize bakın, deşin, gerçekte istediğiniz ne. Ayrıca, zor durumda olduğunuzda yanınızda benim olma ihtimalim mi fazla o kocanın mı?

Hayatta bir kere bile birlikte sinemaya, konsere, yürüyüşe, kahve içmeye gitmediğimiz kişiler... Arkadaş mıdır? 

Hep iş, güç, çeşitli hırslar... İnsanların özüne bakmaması, geleceğini düşünmemesi. (Çok gerçek maddi ya da aile sorunları için demiyorum bunları, ama gene de zaman ayrılabilir ve yapanlar da var çok şükür)...

Kaç senelik bir arkadaşım mesela... "Gelsene" (iyi veya kötü günümde, öylesine..) diye aradığımda (ki ben ona çok uğrarım, evi ve iş yeri bize bir sokak) iş "sen gel ben gel"e döner... :( Ve o sormaz genelde "sen nasılsın?" diye, ben ona durumlarını sorar, konuşturur dinlerim. Ah, psikolog olmalıydım, 30 senedir okuduğum psikoloji bir işe yarardı. 

S çok eski arkadaşım, gerçek dostum. Ne zor durumlarda olduğunu iliklerime kadar hissediyorum. Onun beyninin hangi nöronları ateşleniyorsa (aktif oluyorsa, yani fMRI'da, PET'de ışıklanıyorsa) onları konuştuğumuzda bende de aynıları olur, biliyordur bunu.. Ama o hep yanımda olmuştur. Çünkü onun iş ve aile ve sağlık durumlarını ÇOK iyi bilmeme rağmen arıyorsam ve "sana ihtiyacım var" diyorsam, çok ihtiyacım var demektir. Gerçekten ona ihtiyacım var demektir, bilir. İşte arkadaş budur. Her şeyi açıklamana gerek olmadan ses tonundan anlayan, koşan...  Bazısına da ne kadar açıklasan da anlamaz, o da ayrı...
 
Bir arkadaşım da B.  O da S gibi ÇOK iyi dinler. Ben de onu dinlerim. İnce detay bir sürü şeyi analiz ederiz, konudan konuya atlarız dört-beş saat, konu bitmez, zaman biter. "Stalker" ya da "Outliners" (ki bu kitabı kaç kişi bilir yani!) dediğimizde bunları biliyoruzdur. Açıklamak gerekmez... Bu bağlamda başka arkadaşım yok..
 
Çok kişi bu arkadaşsızlık durumundadır olasılıkla, ama bu kadar düşünmemiştir üzerinde. Hele erkeklerin, kadınlar gibi "konuşacak birine " ihitiyaçları yok (var da... farkında değiller... erkek beyninde duyguların olduğu bölümü sözel beceriler bölümüne bağlayan kısım çok küçük.. (bu bilimsel bir olgu) maç izleme, içme, geyik muhabbeti, poker yetiyor onlara galiba). 

Diziye döneyim:
 
Çok bencil, kimseyi sevmeyen, tatsız şakaları olan, insanı cidden zor durumda bırakan dizinin baş kahramanı Dr. House'un en yakın arkadaşı, tek arkadaşı onkolog Dr. Wilson kanser oluyor;  kemoterapi alıp en fazla yaşayabileceği 1-1,5 seneyi hastalanelere gelip gitmeyle, sürünerek ölmek yerine; kalan beş ayını kemo almadan, yapmak istediği şeyleri yaparak zaman geçirmek istiyor. House bundan vaz geçiremiyor onu, "sana çok ihtiyacım var benim için mücadele et" demesine rağmen. Çünkü ikisi de doktor, kaçınılmaz sonu biliyorlar.  Wilson "Korkuyorum... Bu beş ay yanımda ol" diyor. House, o aksi, bencil insan, İŞİNİ BIRAKIYOR, kanunlara karşı geliyor (ayrıntıya girmiyorum) salt arkadaşı ile beş ay geçirmek için... Onun son beş ayında yanında olmak için.

Yemyeşil arazilerde manyak hızda motosiklet sürerler ve kahkahalar atarken, dizi bitiyor. Çok Amerikan.. Ama ben arkadaş derken böyle birini kasdediyorum, artık.

Not:
Bu arada şunu belirtmek gerek, bizde hala ve hala, hasta hakları kanımca dikkate alınmayarak, hiçe sayılarak, kanser olan ve artık kesin olarak belirli bir süre ömrü kaldığı bilinenlere bu söylenmiyor... Yakınları da saklıyor, "bak enginar ye, iyi olacaksın"!!! İnsan bilmeli ki, bu dizideki Wilson gibi ne yapmak istiyorsa şu fani hayatta yapsın. İnsan bilmeli ki kime ne bırakacaksa bıraksın, banka hesaplarını, öte berisini ayarlarsın.... Kime ne söylemek istiyorsa söylesin, özürleri varsa dilesin, sevgisini söylemedikleri varsa söylesin.
Belki yaşarım sahte umuduyla diye brokoli ve enginar yemeye çalışarak ölmek yerine... Hasta yakınlarına da şaşırıyorum; bir insanın hakkı değil midir bunları bilmek. Dizinin bir bölümünde, artık öleceği kesin tüm organları iflas etmiş komadaki hastayı bile geçici olarak uyandırıp (oluyormuş demek! başucundaki kişiye, eşine/sevgilisine veda etmesi sağlanıyor. İşte Amerika-Türkiye farkı. Bu konuda onlara hak veriyorum)
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 71
Toplam yorum
: 108
Toplam mesaj
: 25
Ort. okunma sayısı
: 1160
Kayıt tarihi
: 24.08.07
 
 

Çevremizdeki kalite(sizlik) ile ilgili yazılarım. Çevremizi kuşatan beton binalar, insanlar, iliş..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster