Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Mayıs '08

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
872
 

Bozuk düzen okulu

BOZUK DÜZEN OKULU

Yazarı: Halil Beyhangil

Eser, bir öğretmenin, 25 Eylül 1969-18 Aralık 1973 tarihleri arasında tuttuğu günlüklerden oluşur.

25 Eylül 1969 günü okul, okul müdürünün yaptığı konuşma ile açılır. Müdür yaptığı konuşmada, öğrencilere bolca öğütler vererek; “Yarının Cumhurbaşkanı olacaksınız, yurdun kaderi üzerinde oyun oynayacaksınız, ” der ve özellikle öğrencilerin öğretmenlerine saygılı olmalarını ister. Son öğüdü de, “Sokakta görüp de öğretmenine selam vermeyen öğrenci, sağcılara ve solculara yardım ediyor demektir, ” olur. Sonra sınıflara girilir. Sınıflar çok kalabalık, ışıksız, havasız ve sobasızdır. Soba kurma olanağı da yoktur. Okulun bodrum katından kütüphanesine kadar, her taraf derslik (sınıf) olmuştur.

Öğretmenlerin bazıları “Çift öğretim yapalım”, der. Ancak, müdür buna karşı çıkar ve şöyle bir açıklama yapar: “Yarım gün, öğrencinin boş gezmesinden böylesi daha iyidir. Bütün kötülüklerdin başı, boş gezmektir. Manav Kerim, işini gücünü bırakıp o haylaz oğlanla mı uğraşsın öğleden sonra, ” der.

Daha ikinci günde öğretmen yılın, son günü gibi yorulur. Çünkü çalışkan öğrencilerin bulunduğu sınıfları müdür yardımcıları almıştır. Sosyal Bilgiler öğretmeni, Elişi dersine girmektedir. Çünkü bu derste ne ders anlatma, ne sınav yapma, ne de kağıt okuma vardır.

Öğrencilerin bazıları tek ders sınavına girecektir. Bu öğrencilerden birinin velisi gelir ve öğretmene, “Benim çocuğuma sınavda yardım et, ” der. Öğretmen de, “Olmaz, sınavda kimse kimseye yardım edemez. Öğretmenler, hiç mi hiç yardım edemez, ” der. Bunun üzerine veli, “Başka öğretmenler yapıyor, ” der.

Yabancı Dil seçiminde her çocuk, İngilizce için başvuruda bulunur. Ama her ne hikmekse doktor, yargıç vb. çocuklar, ad çekiminde İngilizce’ye düşerler. Diğer çocuklar ise, Fransızca’ya. Sonra da, “Bu çocuklar okuyacak değiller ya, ” diye, yapılanlar savunulur.

Okul müdürü ve yardımcıları, ders dağıtımında, kol seçiminde, müdüre boyun eğen, “Evet efendim, ” diyenlere ayrıcalık tanır.

Öğretmen bir gün öğrencilere, “ Neden okuyorsunuz?” diye sorar. Öğrencilerin hepsi, “Memur olmak, köy hayatından kurtulmak, ” gibi hedefi düşük cevaplar verirler. Öğretmen, bu duruma çok üzülür.

Öğretim yılı başında, aynı branştaki öğretmenlerin biraraya gelip Yıllık Plan yapmaları gerekir ama öğretmenler bu iş için hiç biraraya gelmezler. Sınıflarda 70-80 öğrenci vardır.

Bir gün, müdürün akrabalarından birinin çocuğu gelir ve onluk not düzeninde “0” değerde olan bir kağıt, “5” sayılarak çocuk dersten geçirilir.

Yine o yıllarda, seçimlerde oy almak için yapılan okullar vardır. Bazı yerlerde hiç okul bulunmazken, bazı yerlerde okul fazlalığı vardır. Bu okullarda da, ne bina vardır, ne de öğrenci. Bulunan sadece bir müdür vekili, bir tane de mühür. Bunlar, sene sonunda diploma dağıtmaya yeter.

Okulda kitaplık da yoktur. Bakanlık, kesin olarak kayıt parasına karşıdır. Bir yıl, “kitaplık yapılacak” diye para toplanır. Ancak ne kitaplık yapılır, ne de öğrencilere faydalı bir şey. Toplanan para ile müdür beye lojman yapılır. Hem de okul bahçesine. Kitaplar çuvallar içinde, oradan oraya taşınır. Öğretmeni olmayan derslere, ücretli öğretmenler gelecektir ama bu konuda müdürün herhangi bir eğitimsel ölçütü yoktur. O, derslerle ilişkisi olmayan dost ve akrabalarını boş derslere girdirir. Böylece, hem hiçbir şeyden anlamayan kişiler öğretmen olabilir, hem de müdür sayesinde para kazanır.

Yine bir gün, öğretmenlerden biri, bir öğrenciye kızar ve “Artık o öğrenci ağzıyla kuş tutsa onu geçirmem, ” der. Diğer öğretmenler, “O çalışkan, zeki bir öğrencidir, ” derler. Bunun üzerine öğretmen, “Kazık gibi iki soru sorar, bırakırım, ” der. Sonra da, “Minareyi çalan, kılıfı hazırlar, ” atasözünü kullanır.

Okul açılalı 55 gün olmuş ama hala Yıllık Plan yoktur. Oysa öğretmenler, daha iki ay geçmeden ücretli kurs açmaya başlarlar. Buna karşı çıkan öğretmenlere, “Bunlar zengin insanlar. Bakın doktorlar bile özel muayene olmayan hastaları, hastaneye sokmuyorlar, ” derler. Bunun üzerine diğer öğretmenler, “Doktorlar yapar ama öğretmenler yapmamalı, ” der.

Okulda bolca konuşulan konulardan biri de, ders eleştirileridir. Anlatılanların, öğrencilerin bir kulağından girip, diğer kulağından çıktığı söylenir. Ayrıca, Sosyal Bilgiler dersinde, “Firavunların adları, devirleri, firavunların yaptıkları, nasıl yaptıkları, …” eleştirilir ve bu tür yüzde doksan yük olan derslerin verildiği dile getirilir.

Eleştirilen bir konu da, Tarım Öğretmenin ders işleme şeklidir. Tarım Öğretmeni, sadece teorik olarak ders işlemekte, hiç uygulama yapmamaktadır. Bu durumu yadırgayan bir öğretmen, Tarım Öğretmenine, Benim bahçede iki tane şeftali ağacı var, onları aşı yapabilir misin?” der. Tarım Öğretmeni, “Ben anlamam. Ben sadece kitaptan okurum, uygulamayı yapamam, ” der.

Öğrenciler arasında, Fadik adlı çalışkan bir öğrenci vardır. Abisi, “Kızlar okumaz” diyerek, okuldan alır. Kitabın yazarı Öğretmen, kız öğrenciyi tekrar okula kazandırmak için çok uğraşır. Diğer öğretmenler ise, hiç karışmazlar.

O yıllarda Liselerin bünyesinde Ortaokul da bulunabilir ve Ortaöğretim Kurumları üç yılda bir Bakanlık Müfettişleri tarafından teftiş edilir. Bu yıl Lisenin teftiş yılıdır. Müdür sürekli olarak öğretmenleri eleştirir ve uyarır. Bu zamana kadar plan yapmayan öğretmenler, hemen birkaç gün içinde plan yapıp, müfettişlerin gözünü boyamaya çalışırlar. Çünkü plana uyma, planı uygulama yoktur. Müfettiş gelir ve teftişini yapar. Gittikten birkaç gün sonra da, okula teşekkür gönderir.

İlde düzenlenen liselerarası bilgi yarışmasına, bu lise de katılır. Fakat lise, eksi bir puanla sonuncu sırada yer alır. Bu durum karşısında Hikmet Bey, “Ne demek bilgi yarışması yahu? At yarışı yapar gibi. Çok saçma!” der. Hüsam Bey, “Azizim, bilgi yarışmak için değil, hayatta kullanılmak için öğrenilir.” Öğütçübaba ise, “Üç kişilik ekip, hiçbir zaman koskoca bir okulu temsil edemez, ” der. Muhip Bey, “Atma Öğütçübaba, kazansaydık ederdi ama… Kedi ciğer hikayesi seninki, ” der. Aziz bey, “Bütün okullar, aynı koşullar altında yarışmaya girdiğine göre, sonuca bir şey denemez, ” der. Son sözü müdür söyler ve şöyle der: “Gelecek yıl, çok çalışıp, bu şan ve şereften biz de faydalanalım arkadaşlar. Okulumuzun adını bütün Türkiye’ye duyuralım.”

Her sene yeri değişen kitaplığın yerini sorar öğretmenin biri çocuklara. 50 kişilik bir sınıfta, sorunun cevabını 5-6 kişi bilir. Onlar da oradan, harita, cetvel vb. şeyler getirmişler de, ondan bilirler. Oysa kitaplıkta öyle kitaplar var ki, daha sayfaları kesilmemiştir. Örneğin, 1945 basımlı kitap, bunlardan biridir.

Öğretmenler, sınav kağıtlarını değerlendirmeye de fazla önem vermezler. Sınav kağıtlarını dernek, bakkal dükkanı gibi yerlerde gayri ciddi bir şekilde okurlar. Yılsonunda Öğretmenler Kurulu Toplantısı yapılır. Toplantıda geçecek, kalacak öğrenciler belirlenir. Müdür Bey, bir kız çocuğunun Kurul tarafından geçirilmesi için, öğretmenler ise geçmemesi için çaba gösterirler. Müdür Bey, “ O, asil bir ailenin çocuğudur. Ben de böyle, kurtarmalarla liseden geçtim, ” der.

Stajyer öğretmenlerin yetiştirilmesi ve stajyerliklerinin kaldırılması hususunda da, hiçbir eğitimsel ölçüt yoktur. Tek ölçüt, “Öğretmenin, müdüre saygılı davranıp davranmadığı, ”dır. Diğer bir deyimle, yöneticilere saygılı davranan öğretmenlerin stajyerlikleri kaldırılır.

Sonuç:

Kırk yıl öncesi değil de, sanki bugünün okulları, öğretmenleri ve yöneticileri anlatılmaktadır. Dolaysıyla, kırk yıl öncesine göre, okullarımızda değişen bir şey yoktur.

İbrahim Benli

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 425
Toplam yorum
: 282
Toplam mesaj
: 98
Ort. okunma sayısı
: 3048
Kayıt tarihi
: 06.12.06
 
 

Gazi Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü, Eğitim Yönetimi, Teftişi, Planlaması ve Ekonomisi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster