Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Mayıs '20

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
82
 

Bozuk İlişki Sarmalı

"Neden hep benzer kişilikteki insanlarla birliktelik yaşıyor ve sonunda acı çekiyorum?"

Evet, bu soruyu birçok insan, sonu hüsranla biten bilmem kaçıncı benzer ilişkisinden sonra kendi kendine sormuş ve bu soruya net bir cevap bulamamış olabilir. Birçok farklı yanıtı olabilecek böyle bir sorunun cevaplarından biri de ‘borderline kadın’ ve ‘narsisistik erkek’ arasında kurulan patolojik ilişki modeli olabilir.

Bu ilişki modelini, alt dinamikleri ile açıklamaya çalışacağım ancak özellikle konuya uzak olanlar için borderline ve narsisistik kişilikler hakkında kısa bir ön bilgilendirme yapmak yerinde olacaktır. Borderline kişilik özelliklerine sahip bir kadın, karşı cinsle kurduğu ilişkide genellikle sevgi ve ilgi arayışında olur ve partneri tarafından terk edilip yalnız kalmaktan ölesiye korku duyar. Buna karşılık narsisistik kişilik özellikleri sahip bir erkek ise kendisini özel, önemli ve diğerlerinden üstün hisseder. İşte bu iki farklı kişilik türü, birbirlerinin duygusal ihtiyaçları kesiştiği için çoğunlukla birbirlerini bulup sevgili ya da eş olurlar. Genelde güzel başlayan bu iki farklı kişilik türünün ‘mutlu çift ilişkisi’, maalesef ki uzun süreli olmaz; ilişkinin sonlanması ya da bir çıkmaza girmesiyle beraber bu kişiler kendilerini çoğunlukla şu soruyu sorar vaziyette bulurlar:

“Neden hep benzer kişilikteki insanlarla birliktelik yaşıyor ve sonunda acı çekiyorum?”

Borderline ve narsisistik kişiliklerin temel duygusal ihtiyaçları göz önünde bulundurulduğunda aslında bu sorunun son derece makul ve mantıklı bir açıklaması bulunmaktadır. Tencere-kapak misali narsisistik kişilik ile borderline kişilik, kalabalık bir ortamda hiç tanışmamış olsalar bile birbirlerini adeta mıknatıs gibi çekmeye meyillidirler, çünkü her iki tarafından da bu tür bir ilişkide alacağı ve vereceği unsurlar bulunmaktadır. Bu durumu daha ayrıntılı izah etmek için narsisistik ve borderline kişiliklerin temel duygusal ihtiyaçlarını biraz daha detaylandırmakta fayda var diye düşünüyorum.

Narsisistik kişiliğin önemli duygusal ihtiyaçları ‘vazgeçilmez olmak’ ve başkalarında hayranlık uyandırmaktır. Borderline kadın da, partneri olan narsisistik kişiliğin bu ihtiyaçlarını karşılar nitelikte davranış sergiler. Şöyle ki borderline kişilik, kendini genel de değersiz ve yetersiz hisseder; değerli ve yeterli bir konumda hissedebilmesi için çoğunlukla idealize edebileceği, çatısı altına sığınabileceği ve de bağlanacağı ‘güçlü’ bir figüre ihtiyacı duyar. Bu yüzden borderline kişilik, narsisistik kişilikle bir aradayken onun boyunduruğu ve koruması altında kendisini değerli, yeterli ve güçlü hisseder. Narsisistik kişi ise, kendisine yönelik olan bu ilgi ve bağımlılıktan genelde hoşnut kalır; zira bir başkası açısından vazgeçilmez konumda olmak ve yüceltilmek içten içe gururunu okşar. İşin aslı o da kendini değersiz ve yetersiz hisseder ama bunu etrafına çaktırmamak için böyle bir strateji geliştirmek zorunda kalmıştır; hatta işin garip yanı, bir süre sonra kendi de “çok değerli” ve “çok yeterli” olduğu yalanına inanmaya başlamıştır.

İki farklı kişilik modelinin aralarındaki ilişki bu şekilde bir duygusal alış-verişe dayalı iken herhangi bir sorun ortaya çıkmayacağı, “al gülüm ver gülüm” şeklinde her şeyin normal seyrinde ilerleyeceği düşünebilir. Ancak kazın ayağı öyle değildir, bu çiftlerin ilişkileri her zaman böyle süt-liman bir şekilde devam etmez, edemez. Şöyle ki, ilgi ve şefkat ihtiyacı içinde olan borderline kişilik, olumsuz bir takım duygular hissettiğinde bunları yönetmekte zorluk yaşar, aynı zamanda terk edilmekten ya da aldatılmaktan çok fazla kaygı duyduğu için narsisistik partnerini denetim altında tutmaya, ona yönelik bir takım kıskançlıklar sergilemeye ya da sürekli olarak ondan ilgi ve şefkat talebinde bulunmaya başlar. Narsisistik kişilik ise partnerinin bu yöndeki davranış ve beklentilerle çok fazla özgürlüğünün kısıtlanmasına ve kontrol edilmeye gelemez ve genelde başına buyruk davranmaya meyil eder. Partnerindeki bu tür bir umursamazlığı fark eden borderline kişilikte ise genellikle kıskançlık, değersizlik ya da terk edilme kaygıları gibi olumsuz duygular daha da fazla açığa çıkmaya başlar. İşte bu tarz durumlarda borderline kişilik, bu olumsuz duygularını yönetemeyerek elinden geldiği ve gücünün yettiği kadar narsisistik partnerine bir takım söz ve davranışlarla saldırıda bulunma eğilimine girer. Fakat narsisistik kişilik de böyle hoyratça bir tutuma boyun eğmez ve bu yüzden çiftler arasında deyim yerindeyse kıyamet kopar ve şiddetli kavgalar açığa çıkabilir. Böyle bir çatışma ortamında resti çekebilen taraf ise narsisistik yapıdaki erkek olur ve borderline yapıdaki partnerini terk etme ya da ilişkiyi sonlandırma kararı alabilir. Narsisistik erkeğin, bunu söze dökmeden ima etmesi bile borderline yapının felaketi anlamına gelebilir.

Terk edilmeyi hayatında karşılaşabileceği en kötü durum olarak kabul eden borderline kişilik, bu olumsuz duyguyu yaşamamak için zamanla tutum değiştirmek zorunda kalır ve narsisistik partnerini tekrar idealize ederek -adeta süt dökmüş bir kedi gibi- pişmanlık ve suçluluk duyguları hissederek onun boyunduruğu altına tekrar girmeyi ve ona bağımlı kalmayı kabul etmek zorunda kalır. Bu bağlamda, psikodinamik kuramcı James F. Masterson tarafından ifade edilmiş ve borderline kişilik yapılanmasını tanımlayan: “Senden nefret ediyorum ama ne olur beni terk etme” sözü gerçek olur ve borderline kişilik narsisistik partnerine boyun eğmek ve ona her konuda uyum göstermek zorunda kalır. Bu borderline kişiliğin -deyim yerindeyse- ölümü görüp sıtmaya razı olduğu noktadır. Diğer bir deyişle borderline kişilik, terk edilme, yalnız kalma, değersizlik gibi duyguları yaşamamak adına kişiliğinden ödün vermek zorunda kalır. Borderline kişiliğin bu derece kendisine muhtaç bir hale geldiğini fark eden narsisistik kişilik ise bu durumdan gizli bir haz duyar ve o da süngüsünü düşürerek yıkıcı davranışlarına bir son verir ve çiftlerimiz tekrar öpüşüp koklaşır bir hale gelirler. Gelinen bu tablo, çoğu zaman narsisistik erkeğin lehine sonuçlanır ve maalesef ki birçok narsisistik erkek, borderline yapıdaki partnerlerinin düştükleri bu zayıflıktan faydalanarak, çaktırmadan onları duygusal, cinsel ya da ekonomik anlamda sömürme eğilimi gösterir. Bu durum, yakın bir gelecekte yine muhtemelen kıskançlık ya da ilgisizlik nedeniyle patlak verecek bir sonraki kavgaya kadar böyle devam eder. Sonrasında da sil baştan, yeniden aynı olaylar baş gösterir…

Narsisistik ve borderline kişilikler arasındaki alt dinamikleri ile özetlemeye çalıştığım bu ilişki sarmalı, bu iki farklı kişilik yapılanması altındaki bireylerin ilişkilerinde ya da evliliklerinde sürekli olarak kendini tekrar edebilmektedir. Evet, birçok kişiye oldukça tanıdık gelen bu ilişki döngüsünü Türk kültüründeki ilişkilerde ya da evliliklerde de sıklıkla görebilmek mümkündür. Örneğin kadın, ettiği “dır dır” nedeniyle; eşi tarafından çok yoğun bir hakarete ya da şiddete maruz kalabilir. Bu durumu fark eden komşuları ya da kadının yakınları ona yardım etmek ister ya da eşinden ayrılması için telkinde bulunulurlar; ancak kadın ertesi gün sanki hiçbir şey olmamış gibi ilişkisine devam edebilir, hatta eşiyle gayet mutlu görünebilir. Bu yüzden kültürümüzde “karı-koca arasına fazla girilmez” diye uyarı mahiyetinde bir söz bile türemiştir.

Netice her iki tarafın da sevgiye ve saygıya dayalı gerçek bir ilişki deneyimlemesinden ziyade, bir kısır döngü halinde duygusal ihtiyaçları karşılamaya çalıştıkları bu ilişki modeli, sağlıksız bir durum arz etmektedir. Ne yazık ki ömürlerini bu şekilde bir patolojik ilişki sarmalında geçirmek zorunda kalarak kurduğu ilişkilerde kendi olabilmeyi başaramamış ve buna bağlı olarak ilişkideki gerçek mutluluğu yaşamlarında hiçbir zaman tadamamış milyonlarca insan bulunmaktadır.

Sonuç olarak tüm bu çatışmalar kişilerin kendi olamamalarından kaynaklı bir takım savunma mekanizmalarına başvurmak zorunda kalmalarından ileri gelmektedir. İyi bahar şu ki, kişilerin kendi olabilmeyi başardıklarında çok daha sağlıklı ilişki modelleri deneyimleyecekleri aşikârdır. Bu bağlamda, ruh sağlığı kapsamında ele alınacak bu durumun değiştirilmemesi için bir neden bulunmamaktadır. Bu konudaki ön koşul, kişinin ya da çiftin ilişkilerinde bir şeylerin ters gittiğini fark edip kendi özgür iradeleriyle değişim için çabalamaları ve eğer gerek duyarlarsa bu hususta profesyonel bir yardım almalarıdır.*

 

* Bu yazı Ümit Akçakaya’nın “Uyanış - Kişiliğin Gizil Kodları” adlı kitabından derlenerek yazılmıştır.

 

Faydalanılan Kaynaklar:

Akçakaya, Ümit (2019). Uyanış - Kişiliğin Gizil Kodları. İstanbul: Kanon Kitap

Akhtar, Salman, (2009). Ağır Kişilik Bozukluklarının Tanı ve Sağaltımı için Başvuru Kitabı Çev: Müge Alkan, Cemiler Gürdal) Odağ Psikanaliz ve Psikoterapi Eğitim Hizmetleri. İzmir: Meta Basım.

Masterson, James F. (2014). Narsisistik ve Borderline Kişilik Bozuklukları, Çev: Öznür Karakaş. İstanbul:  Psikoterapi Enstitüsü Yayınları

Özakkaş, Tahir (2014). Bütüncül Vaka Formülasyonları, 9. BPT Mart 2011 Ders Notları. İstanbul: Psikoterapi Enstitüsü Yayınları.

 

Ümit AKÇAKAYA
Uzm. Psikolojik Danışman & Online Terapist

Dr Atanur Yıldız bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 89
Toplam yorum
: 17
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 3357
Kayıt tarihi
: 06.12.11
 
 

BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ,“Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık” bölümünden mezun oldum. Yüksek lisans..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster