Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Aralık '08

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
339
 

Bre ben de Osmanlıydım. kendimden mi özür dileyeyim?

Bre ben de Osmanlıydım. kendimden mi özür dileyeyim?
 

Ne düşündürür ki bize hayat.

Doğruyu mu, yanlışı mı?

Ne yaparsa yapsın, bizim değil mi düşüncelerimiz?

Ne denirse densin, bizim yazımız, yazılanlar.

Anılar bizim, aşklar, aşka varamayan sevdalar, yalanlar, dolanlar…

Bizim.

Oturulduğunda masa, doldurulduğunda bardak, içildiğinde yudum…

Kasvetli düşlerimiz, bağırtılarımız ve kızmalarımız, ötelere göndermelerimiz…

İçimize atmalarımız tabi ki…

Çamurlu ayaklarımız, koca kafalarımız, cahilliğimiz, bilginliğimiz, karanlığımız, aydınlığımız…

Hepsi bizim.

İliklediğimiz ceket gibidir hayat, çıkarıp tekrar giyindiğimiz.

Ve vicdanımız dostlarım, hepten bizim.

Artin Amcamız da amcalarımızdan biriydi.

Halı satardı. Emekli olduğunu öğrendim. Doğrusu kendisini emekli etmiş.

Şimdilerde yaptıklarımızla, ettiklerimizle emekliliğine bizim de katkımızın olduğunu düşünüyorum.

Artin Amcam, paylaşamam kimseyle, kesinlikle benim amcamdı.

Satmaya kıyamadığı halıları sererdi altımıza.

Allı pullu, ülkenin desenlerini sererdi.

Rulosundan bir salındı mı, Türkiye serilirdi yere.

Şurası Akdeniz, burası Karadeniz, Ağrı’dan bakıldığında Ankara ayaklarımızın altındaydı.

Efeler oynardı Ege’nin huzurlu havasında, uzanırdık en çocuksu hallerimizle, kentimin parlayan şafağına.

Kokusunu alırdık dağdaki o tekgülün.

Çocuktuk. Yapacak işimiz yoktuki!

Bu yüzden çok sıkılırdık. Dolayısıyla hep yanındaydık.

Artin Amcanın bizden sıkıldığını hiç düşünmezdik. Çünkü sıkılmazdı. Emindik.

Ortada ne fol vardı ne de yumurta…

Bir gün ansızın içimizden biri Artin Amcaya, yahu Amcacığım demişti, size bizmi kıydık, bunlar mı kıydı?

O an, anlaşılması güç bir sessizlik havada donup kalmıştı.

Asılı: Ancak yakalanması olduğu kadar, gözle takip edilmesi de imkânsız bir hareketle; sağdan sola, soldan sağa, durmaksızın devinen.

Bir süre zehir solumuştuk.

Karanlık bir sessizlikti.

Donuktu.

Tam uzaklaştığını düşünürken, yakınlaşıyordu.

Parmağı ile beni işaretediyordu. Demek ki ben BUNLARDANDIM.

Kendisini ise BİZ olarak niteliyordu.

Benim de dâhil olduğum bu iki gruptan biri ise Artin Amcalara bir şey yapmıştı.

O zaman Artin Amcalar da bir gruptu.

Başka gruplar var mıydı?

Belki Sabriler de bir gruptu.

Şeyhmusların da bir grup olma ihtimali vardı.

Hayatım boyunca en çok o gün üzülmüştüm.

Bugün ne kadar bu yapının beni zenginleştirdiğini düşünsem de, o gün sanki bir şeylerim eksilmişti. Yerine artık konulması imkânsız bir şeylerim…

Ya annem hangi gruptaydı, babam sonra, grupları doğumlar mı belirliyordu, yoksa sonradan mı oluşuyordu?

Bütün bunları düşünmüştüm.

Dahası bunu Artin Amcam ile paylaşmıştım. Hırsla, ben de bir grup oluşturacağım demiştim. Çok gülmüştü, gülüşünü beni destekliyor olarak algılamıştım.

Artin amca, tarih kıydı demişti. Kimsenin suçu yok. Günün şartları kıydı. O zaman ki tarihin istemeden ÖTEKİSİ olmuştuk. Fazla konuşmamaya, belki de ağzından bir şey kaçırmamaya çalışıyor gibiydi. Bana bakarak anlatıyordu. Anlamıyordum. Bugünse o konuşmadan ne anladığımı kimseye anlatamıyorum.

Çünkü ya kafatası toplanıyor ya da vicdan ağacı taşlanıyor.

Sevgili Artin Amca bu konu ne zaman açılsa, açana çok kızardı.

Ancak çok üzüldüğünü de saklayamazdı.

Yıllar boyu cümlesinde kullandığı ÖTEKİ kelimesinin ne anlama geldiğini düşünmüş, ama çözememiştim.

Ta ki, yurtdışına çıkana kadar, oradaki diğer ÖTEKİLERLE karşılaşana kadar…

O gün benim bu olayla karşılaştığım ilk gündü. Artin Amcam bir Ermeni’ydi. Benim için Amca olmasının ötesinde hiçbir şey ifade etmemesine karşın Ermeni’ydi. Amcamın Ermeni olması çok yıkıcıydı. Ermeni neydi? Eşi de Ermeni miydi? Eşi de ermeniydi. Babası da, annesi de, oğlu da, kızı da… Öyle miydi?

O gün çok ağlamıştım.

Oysa biz de bir gruptuk.

Acılarımızı birlikte yaşamalıydık.

***

Artin Amca halen yaşıyor. Paylaştığımız o kadar çok konu var ki, birçok şeyi öz amcamdan çok ona borçlu olduğumu biliyorum. Aramızda, gizlice biriktirdiğimiz, ondan sonra ortaya dökülecek bir dolu sırrımız var.

Ortak dostlarımızla çoğu zaman geçmişimizin derinliklerine, enseyi karartmadan yaptığımız yolculuklar şimdilerde daha çok artıyor. Birlikte, ailelerimizle, çocuklarımızla, kentimizle yaşlanıyoruz. Kalabalıklaştıkça yaşlanıyoruz.

***

Son buluşmamızda çenem yine düştü. Özür olayını açtım. Amcam biraz tedirgin oldu. Doğrusu merak içindeydim. Ben ne düşündüğümü aktarmıştım da olayı yaşadığını düşünenlerin yakınları ne diyorlardı. Üç günlük sakalını sıvazladı. Suratıma, bir şeyler söylemekten biraz sonra cayacakmış gibi bakarak, rakısından bir yudum aldı, gözlerini kocaman açtı, Bre dedi, ben de Osmanlıydım. Kendimden mi özür dileyeyim. Bardağı hınçla yere fırlattı.

Bizim git gide daha da karmaşıklaştırdığımız konu Artin Amcam için bu kadar basitti.

Bardak kırılmadı.

Resim:
http://www.fotokritik.com/1148204?highlight=yaşlı

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Artin Amcaya saygılarımı ilet Mustafa BEY.

Ahmet Balcı 
 29.12.2008 18:48
Cevap :
Selamlarını söyleyeceğim. Bu onun üçüncü bardağı. Kırılmıyor. Herhalde aynı bardağı atıp duruyor. :)  30.12.2008 8:38
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 340
Toplam yorum
: 669
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1557
Kayıt tarihi
: 10.03.08
 
 

Basınla ilgili bir kuruluşda çalışmaktayım. Uzun yıllar basınla ilgili konularda danışmanlık yapt..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster