Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Mayıs '13

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
319
 

Brüksel’e gurme seyahatim

Brüksel’e gurme seyahatim
 

 

Yemek yemeyi çok sevdiğim için yıllar içinde damak tadım oldukça gelişti. Bunun sonucunda gurme oldum diyebilirim.
 
Rahatlıkla diyebilirim.  O kadar ki,  Belçika’da düzenlenen “Geleneksel Füzyon Mutfağı Toplantısından” bu sene davet aldım.
Bu daveti almam geçen aya, yani Nisan ayına rastlar. Ne hoş bir tesadüf ki, doğum günümü de AB nin kalbinde, belki bir enginarın kalbinin tadına bakarken kutlayacaktım.
 
Uçak bileti, otel rezervasyonu işlemlerini halletmeden önce, kendime şık ve sade bir kıyafet edindim. Ne özenilmiş gibi ne de özenilmemiş gibi…
Bakın şimdi, bu iki arada kalınmışlık durumu bana yaşlı bir kadını anımsattı birden. “Kahven nasıl ossun, Tosun teyze” deyince, “ne şekersiz ne şekerli” demişti. Evet Tosun teyze biraz ikircikliydi, hiç birşeye tam karar veremiyordu.
Sizler bilmezsiniz füzyon mutfağı da böyledir işte…
Ne pişmiş, ne pişmemiş,  tabakta ne var, ne de yok kıvamındadır yemekler. Daha çok yemeğin ana teması “yok” tur.
 
Rahat bir yolculuktan sonra Brüksel’e gittim. Otele yerleştim ve füzyon mutfağından otlanacağımız restorana gittim. Restoran bir gökdelenin 16. Katındaydı. Aksi gibi hava oldukça yağmurlu ve gök gürültülüydü. Üstüm başım ıslanacak diye ödüm koptu. O yüzden taksiyle gittim.
 
Restorana çıktığımda çok aşırı rafine bir salonla karşılaştım. Çeşitli ülkelerden füzyon mutfağı gurmeleri karşılaştık. Kendi aramızda güldük eğlendik. Püsküvet yemedik, çünkü karnımızı püsküvütle şişirmek istemiyorduk.
Restoranın ana dekorasyon  rengi beyazdı. Bembeyaz masaya oturduk. Masayı böyle beyaz yapıyorlar ki, “şık yemekler” daha çok ortaya çıksın.
 
Dışarıda şimşek deli gibi çakmaya başladı. O arada dünyaca ünlü şefler sunuma başladı. Allahım nasıl şık yemekler onlar öyle, üzerinize afiyet. Bir minik yiyeceğin üzerinde, büyükten küçüğe doğru minik damlacıklar vardı. Gök gürültüsü korkusundan ne yediğimi anlayamadım inanın.

Korkudan; içimden Allahım ne işim var benim burada, neredeyim, kimim, nereden geldim nereye gidiyorum diye sorgulamaya başladım. Baktım o arada yemekler yenmiş, nefissss bulunmuş herkes ünlü şefleri alkışlama aşamasına geçmiş. Ben de bozuntuya vermedim ve hemen alkışlamaya başladım.


 
Oysa karnım deli gibi açtı. Buraya gelmeden önce “elleri titrek, çatal bıçağı hangi eline alacağını bilemeyen, bi sağ eline, bi sol eline attıran “when I was Italy”  demekten başka bişi bilmeyen, kuru fasulye yedi diye, gözleri oynayan, kuzu eti diye gözleri dönen, yumruğunu sıkıp sıkıp, karşısındakine ayıp işaretler yapıyor gibi duran adama içimden, hıhhh diyordum.
 
Neyse geçelim bu adamı. Sonra bir yemek daha geldi. Bu yemek çiğ tanelenmiş mısırların üzerine konmuş, şaraba yatırılmış patates ve domates kurusundan oluşuyordu. Çok nefisti. Mısırın (darı demiyorum çünkü insan darı derken çok aşırı çirkinleşiyor, siz de demeyin lütfen)   çiğ mısırın üzerine konması ise tamamen renk uyumu açısındandı. Unuttum, bu yemeği yemeden önce şefler, tabaklarımıza oksijen sıktı. Böylece yemek daha canlı görünüyordu.
 
Tatlıdan önceki son yemeğimiz, 63 derecede pişmiş yumurtaydı. Bu neden 63 derecede pişiyor? Neden 65 derecede değil? Çünkü kıvamı öyle oluyor. Çünkü tabağa düştüğü sırada önce yumurtanın sarısı değil, akı düşüyor. Bu biz gurmeler için dayanılmaz bir manzara. Sırf bu gösteri anı için bile Brüksel’e gelinir. Yumurtanın tadı mı? Nasıl anlatayım, nasıl bilmem ki? Bu konuda, şu anda Tanzimat Edebiyatının süslü betimlemelerini kullanan, en ünlü edebiyatçısı olmak isterdim.
 
Biz her yemeği yedikten sonra, ünlü aşçılarımızı alkışladık. Onların ise ağzı kulaklarındaydı.
 
Yemeğin sonuna doğru gök gürültüsü kesildi.  Ben dahil bütün gurmeler ayrılmak istemiyormuş gibi duruyorduk.
 
Ama ayrıldık. Dışarı çıktığımda hava açmıştı. Güneş yoktu ama en azından yağmur yağmıyordu, hele hele gök gürültüsü hiç yoktu.
 
Hemen oradan bir markete gitttim. Battal boy patates cipsi, kola ve koca bi bitter çikolata aldım.
 
Elimde patates cipsi bi yandan yiyip, bi yandan etrafı süzerek şehri dolaştım.
Güzel bi gurme seyahatiydı.
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Gurmeliğin içine şaaapmışsınız Nilüfer Hanım! Patates cipsi, kola falan! Yahu bir denesenize; ben uzaklardayım olmuyor işte. Uykuluk ızgara ve taze ekmek. Kimyonu unutmayın. Kollestrin şeyine aldırmayın. Gurmelik budur yaaaa! Not: Asırlar önce Bayraklı Mezbahasının önünde seyyar bir uykulukçu vardı.

Ümit Culduz  
 08.05.2013 0:07
Cevap :
Benim gurmelik, gurmaca :) Tv de sabah füzyon mutfağı görünce gurayım gari dedim :) Asıl gurme sizmişsiniz :)  08.05.2013 0:22
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 246
Toplam yorum
: 1381
Toplam mesaj
: 276
Ort. okunma sayısı
: 983
Kayıt tarihi
: 15.02.08
 
 

Hepsi kurgu... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster