Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Şubat '10

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
754
 

Bu bir “demokrasi aldatmacası” değilse, nedir?

Bu bir “demokrasi aldatmacası” değilse, nedir?
 

resim internetten


Ülkemizde en çok tartışılan kurumların başında YÖK gelir dersek, sanıyorum yanlış bir saptama yapmış olmayız…

AKP, iktidara geldiğinde YÖK’ü en çok eleştiren partilerin başında geliyordu; hele de “türban” konusunda Üniversitelerden beklediği desteği göremeyince, çok ağır eleştirilerde bulunduğunu ve günlerce bu tartışmaların gündemde kaldığını hepimiz hatırlıyoruz…

AKP hükümeti, o günün koşullarında iktidarda olmasına rağmen, YÖK’e fazlaca etkide bulunamıyordu; zira Cumhurbaşkanlığı makamında A.Necdet Sezer vardı ve hükümetle görüşleri her zaman çakışmadığı bir yana, bazen taban tabana zıt geliyordu!..

A.Necdet Sezer, Çankaya Köşkü’nde bulunduğu sürece belli kriterlerin takipçisi oldu; bunların başında da “laiklik” ilkesine bağlılık gelmekteydi. Bu nedenle de, rektör atamalarında ve birçok bürokrat atamasında hükümetle sürtüşme yaşanıyor ve bu sorun da, o makamın “vekaleten” doldurulmasıyla aşılmaya çalışılıyordu.

AKP, iktidar olduğu süre içinde bu hususta hep beklemede kaldı ve Çankaya Köşkü’ne Abdullah Gül çıktığı gibi, daha evvel onaylatamadığı kararnameleri yeni seçilen C.Başkanı’na imzalatma olanağına kavuştu; elbette ki bu durum ilk başta olumlu karşılanmış ve medya kuruluşlarının kimisi bu duruma alkış tutarken, bir kısım medya kuruluşu da, olaylara kuşku ile bakmayı tercih etmiştir…

Nitekim bir süre sonra görüldü ki; AKP iktidarının Çankaya Köşkü’ne gönderdiği tüm kararnameler, kanun tasarıları v.s. hiç hatalı ya da eksiği olan yokmuş gibi, tümüyle onaylanmaya başlandı. Bu kanun tasarılarının düzeltilmesi için bir tek Anayasa Mahkemesi’ne gönderilme seçeneği kalıyordu ki, o konuda da muhalefet partileri ve özellikle CHP, bu seçeneğin kullanılması için üzerine düşeni yapmaktan kaçınmıyordu…

Ancak, AKP bu seçeneğin kullanılmasından son derece rahatsız olup, bunu çeşitli vesilelerle dile getirmekten de geri kalmamıştır; nitekim bu yolunda "daraltılması" için, ufukta beklenen anayasa değişikliği paketinde, kanun tasarılarının Anayasa Mahkemesi’ne gönderilmesine “kısıtlama” getirilmesi düşünüldüğü, basında çıkan haberlerden öğrenilmektedir…

Bu gidişatın, demokrasiye zarar vereceğini görmemek mümkün mü? Ancak, ne yazık ki, bir kısım yazılı ya da görsel yandaş medya mensubunun, olayların bu yönünü görmemeyi tercih ederek, sadece TSK’yı eleştirmeyi kendine görev bildiğini, ibretle izlemekteyiz!

AKP’nin yıllardır beklediği bu durumdan yararlanmaması mümkün mü? AKP iktidarı hemen kolları sıvadı ve şimdiye kadar kendi kriterlerine göre kadrolaştıramadığı tüm Devlet kurumlarında - sırası geldikçe- istediği düzenlemeleri yapmaya başladı.

Bilindiği gibi iktidara gelir gelmez AKP’ nin ilk kadrolaştırmaya çalıştığı kurum; TÜBİTAK olmuştu ve bazıları tarafından bu durum “Ne olacak canım, çok mu önemli?” diye, hafife alınmıştı. Oysa Başbakan, Tübitak yönetimi için daha A.Necdet Sezer zamanında vekaletle yönetme hamlesine geçmiş ve daha sonra da Tübitak ile ilgili yasada değişiklik yapılarak, yönetimin belirlenmesinde Başbakan'ın yetkili kılınması sağlanmış, böylece de başkan ve yönetim kurulu üyelikleri yandaşlarla doldurulmuştur!

Kimilerince küçümsense de, Tübitak’ın yönetimini ele geçirme uğraşları, hiç de yabana atılacak kadar basit bir olay değildir; zira Tübitak, araştırma ve teknoloji geliştirme gibi bilimsel faaliyetleri yöneten ve yönlendiren çok önemli bir kurumdur. Bu tür faaliyetlerin yürütülebilmesi için en önemli finansmanı sağlayan kurum olması sebebiyle, üniversiteler tarafından çok kritik bir öneme sahiptir. Belki çok kişi bilmiyor ama, Üniversitelerde yürütülen araştırma projelerinin en önemli ana kaynağını Tübitak sağlamaktadır.

Konuyu kısaca özetlemek gerekirse; zaten araştırma faaliyetlerinde sıkıntı çeken üniversiteler ve öğretim görevlileri için Tübitak’ın sağlayacağı fonlar ve burslar çok önemli bir kaynak oluşturduğu için de, AKP hükümeti, Tübitak’ta hakimiyet kurarak üniversitelere aktarılan kaynak bakımından “suyun başını” tutmuş olmaktadır…

Bu kaynağın, kamu hizmetlerinin objektif ve hakkaniyetle yürütülmesi yerine, kendi görüşlerini empoze etmek ve her alanda kadrolaşmayı hedefleyen bir iktidarın elinde nasıl bir önem taşıdığını ve demokrasi için de nasıl bir tehlike olduğunu görmemek mümkün mü?

Tekrar YÖK’e gelecek olursak; sayın Abdullah Gül’ün Çankaya Köşkü’ne çıktığından bu yana öyle sistematik bir yol izlendi ki; süresi dolan ve yeni açılan üniversitelere atanacak rektörlerde aranan en önemli özellik, “türban”a olumlu bakması ve irticayı tehlike görmemesi geliyordu. Hatta bazen AKP’den Milletvekili Adayı olacak kadar yandaş dahi olması hiç engel teşkil etmiyordu; Çankaya’dan” cımbız”la seçilircesine, ataması yapılıyordu!

Bu arada eski YÖK Başkanı Prof. Dr. Erdoğan Teziç`in görev süresinin dolması da dört gözle bekleniyordu; bu önemli gün geldiğinde de, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından yine çok özenle seçilen bir kişi olan Prof.Dr. Yusuf Ziya Özcan, YÖK Üyeliğine ve YÖK Başkanlığı`na seçilerek, işlem tümüyle tamamlanmıştır...

Yusuf Ziya Özcan, YÖK Başkanı olur olmaz, maaşı % 200 artırıldığı gibi, altına da hemen zırhlı yeni bir araç çekildi ve AKP’nin kendisine "biat" edenlere sunduğu tüm nimetler sunuldu…Hatta bu konu, kamuoyunda eski Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın bir gafı nedeniyle, uzun bir süre de tartışılmıştı; açık unutulan mikrofanlara Kemal Unakıtan ne demişti; “Sıkıyorsa, bizim istediklerimizi yapmasın!”

YÖK Başkanı’nın da kendi görüşü doğrultusunda seçilmesini sağlayan iktidarın işi bundan sonra daha da kolaylaşmıştır; zira üniversitelerde istenildiği kadar rektörlük için seçim yapılsın, yasalarda bu sıralamayı belirleyecek ve Çankaya Köşkü’ne gönderme yetkisi YÖK Genel Kurulu’na aitti ve zaten bu kurulda da çoğunluk sağlanmıştı..

Ve açık yüreklilikle söylemek gerekirse; hükümet ve Cumhurbaşkanlığı makamı bu konuda öyle isabetli bir seçim yapmışlar ki; şimdiye kadar bir iktidara bu kadar hizmet eden bir YÖK başkanı ne görüldü ve ne de duyuldu?!

Hükümetin iktidara geldiğinden bu yana değiştirmek için gün beklediği “İmam Hatip” lilerin katsayı sorununu çözmek için fedakarca çaba harcamakta ve ilk hamlesinin Danıştay’ca engellenmesine rağmen, “Gerekirse hukukun arkasından dolanırız!” diyerek, başka bir planı devreye sokmaktan çekinmemiştir!

Ancak, demokrasi açısından da çok tartışılması gereken kritik bir dönem başlamış oldu ki; bunun kamuoyunda yeterince tartışılmaması da çok büyük bir tezat teşkil etmektedir.

Eski dönemlerde de YÖK tartışılmakta ise de; o zamanlar hiç değilse YÖK-Hükümet ve Çankaya ayni görüşte değildi ve bu nedenle de her türlü işlem- hatalı ya da taraflı olmasına rağmen- onaydan geçmiyordu. Oysa, günümüzde bu kontrol mekanizması da olmadığından, “demokrasi”yi ağızlarından düşürmeyenler; ne yazık ki, demokratik olmayan bir yol izlemekten çekinmemektedirler…

Son rektör atamaları yine tartışmalı bir biçimde yapılmış ve yine üniversitelerde yapılan oylamaların boşuna, göstermelik yapıldığı bir kez daha gözler önüne serilmiştir…O Üniversitelerde okuyan öğrencilerin adil ve tarafsız davranması için örnek olması gerekenler; ne yazık ki, taraflı olmanın ve benden olsunda, nasıl olursa olsun anlayışının kurbanı olarak, liyakata önem vermeyen bir anlayışla, yanlı ve taraflı atamalar yapmaya devam etmektedirler…

İşte son örnekler:

Köşk, YÖK’ün üniversitelerdeki seçimlerde alt sıralarda yer almalarına rağmen listede birinci sıraya koyduğu isimleri rektör olarak atadı...

Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nde yapılan rektör adayı seçimlerinde mevcut Rektör Prof. Dr. Atilla Kılıç 171, Prof. Dr. Hayri Coşkun 129, Prof. Dr. Ekrem Gürel 48, Prof. Dr. Cihangir Uyan 25, Prof. Dr. Cavit Çöl 11 ve Prof. Dr. Behçet Kemal Yeşilbursa 11 oy aldı.

YÖK ise, Abant İzzet Baysal Üniversitesi Rektörlüğü için ise Prof. Dr. Hayri Coşkun, Prof. Dr. Ekrem Gürel ve Prof. Dr. Atilla Kılıç’ın isimlerini Cumhurbaşkanlığı’na göndermişti.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Prof. Dr. Hayri Coşkun’u Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi rektörlüğüne atadı. En önemli özelliği “Üniversitelerde türbanlı öğrencilerin eğitim görmelerini öngören bildiriye” imza atması…

Ancak, hakkında halen sonuçlandırılmamış bir “Profesörlük ünvanının verilmesinde usulsüzlük yapıldığı” iddiasıyla soruşturma olması, hiç mi hiç engel teşkil etmemiştir; şimdi bu atamanın liyakata göre ve tarafsızlıkla yapıldığını kim iddia edebilir?

Üstelik İzzet Baysal Vakfı’da en çok oyu alan adayın atamasının yapılmasını istemiş ve Cumhurbaşkanı’na mektup yazarak bu isteğini dile getirmiş, randevu talebinde bulunmuştur.

Kırıkkale Üniversitesi’ndeki seçimlerde ise mevcut Rektör Prof. Dr. Ahmet Murat Çakmak 167, Prof. Dr. Ekrem Yıldız 126, Prof. Dr. Halil Başar 49 oy, Prof. Dr. İlhan Kocaarslan 17, Prof. Dr. Ertan Batislam 4, Prof. Dr. Serdar Günaydın 2 oy almıştı.

YÖK ise, Kırıkkale Üniversitesi rektörlüğü için Prof. Dr. Ekrem Yıldız, Prof. Dr. Ahmet Murat Çakmak, Prof. Dr. Halil Başar’ı aday göstermiş ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, yine Prof.Dr.Ekrem Yıldız’ı rektör olarak atamıştır. Bu rektöründe en önemli özelliği, “Üniversitelerde türbanlı öğrencilerin eğitim görmelerini öngören bildiriye” imza atmasıdır!..

Hala basında ya da MB’da bazıları çıkıp, AKP iktidar oldu da, ne değişti diye sormuyorlar mı? Sizi bilmiyorum ama ben söyleyecek söz bulamıyorum!..

"Zira görmek istemeyene birşeyi göstermek, duymak istemeyene bir şeyi işittirmek, şartlanmış olana da bir şeyi kabullendirmek kadar zor bir iş yoktur!.".

Kaynaklar :
http://www.milliyet.com.tr/gul-yok-e-uydu/guncel/haberdetayarsiv/06.02.2010/1194998/default.htm?ver=74
http://www.milliyet.com.tr/skandal-atamaya-kosk-ten-onay/turkiye/sondakika/04.02.2010/1194843/default.htm?ver=16

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

E... Demokrasiyi araç olarak görenlerden farklı börşeyler beklenebilir mi? Herşey altadmaca ve her yapılan eylem Cumhuriyet ve onun altını oymak için yapılıyor. Kaleminize sağlık... Selamlar...

Mesut KARİP 
 20.02.2010 10:43
Cevap :
Mesut bey merhaba, demokrasiyi "araç" görenler, okyanus ötesinden de aldıkları destekle, öylesine tehlikeli dönemeçlere geldiler ki; bu gidişat, ülkemizin kaderini belirleyebilecek kadar kritik ve hayati...Umarım, halkımız bu olayları sağduyu ile değerlendirir de, ülkemizin geleceğini, bir kaç kilo bulgur ya da makarnaya değişmez!..Saygılar, selamlar.  21.02.2010 0:32
 

Bu ülkede maalesef demokrasiden söz eden her on kişiden sekizi yalan söylüyor. Hele AKP ile demokrasi kelimesini aynı cümlede kullananlar taammüden yalancıdır. Saygı ve selamlar...

izmirli doksanyedi 
 19.02.2010 20:14
Cevap :
Osman bey merhaba, bu güne kadar birçok iktidar gördüm ama, bana göre şu andaki iktidarın ülkeye verdiği zararı; 70'li yıllardaki MC hükümetleri dışında-darbe dönemi hariç- hiçbir iktidar vermemiştir!..Cumhuriyetin temel değerleri hedef alınarak, sinsice ve sistemli bir plan uygulanıyor; "Yüksek Yargı"yı da "yandaş" hale getirdiklerinde; karşılarında kim durabilecek? O nedenle de, önümüzdeki seçim; çok hayati bir seçim olacaktır...Saygılar, selamlar.  21.02.2010 0:41
 

yüreğine ve eline sağlık çok güzel tespitler yapmışsınız ALLAH razı olsun

rüstem sekban 
 07.02.2010 19:36
Cevap :
Rüstem bey merhaba, paylaşımınız ve güzel yorumlarınız için teşekkür ediyorum. Sizden de Allah razı olsun. Saygılar, selamlar.  08.02.2010 14:14
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 53
Toplam yorum
: 57
Toplam mesaj
: 39
Ort. okunma sayısı
: 1820
Kayıt tarihi
: 05.03.09
 
 

Okumayı seviyorum ve okumanın, insanın içindeki havuza taze suların katılmasını sağladığına inanı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster