Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Nisan '11

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
404
 

Bu bir "Türkiye Klasiği" mi?

Bu bir "Türkiye Klasiği" mi?
 

Yüksek Seçim Kurulu’nun ülkeyi üç günde 30 yıl geriye götüren kararından dönüşünü bugünkü gazeteler nasıl yorumlamış, onu sizinle paylaşmak istiyorum. (Manşetler alfabetik sırayla)

72 Saat Sonra Başa Dönüldü - Vatan

72 Saate Ağır Fatura – Milliyet

Boş Yere Kriz – Bugün

Elde Var Kaos - Türkiye

Gerginlik Kâr Kaldı - Star

İbrahim Bu Kararı Göremeyecek - Taraf

Kaosa Kalkan 11 El İndi - Yeni Şafak

Kaosun Bedelini Kim Ödeyecek? - Zaman

Kriz Çözüldü - Akit

Peki Bu Stresi Niye Yaşadık? - Hürriyet

Türkiye Klasiği - Cumhuriyet

Yaktılar Yıktılar İstediklerini Aldılar - Sözcü

Yaktılar Yıktılar Kazandılar - Güneş

YSK Fıkrası - Radikal

Görüldüğü gibi iki farklı bakışın en büyük gazeteleri Hürriyet ve Zaman, doğrudan manşetten, Taraf gazetesi ölen genci ön plana çıkararak, Radikal de malum fıkrayı hatırlatarak, sorulması gereken soruyu soruyorlar.

Cumhuriyet gazetesi, maalesef bizim sık sık yaptığımız bu yanlışlığı bir “Türkiye Klasiği” olarak bize sunarken, diğer gazeteler de “boşuboşuna” bir kriz yaşandığına ve tekrar her şeyin başa döndüğüne dikkati çekiyorlar.

Peki Sözcü ve Güneş gazetelerinin başlığına ne diyorsunuz?

Sizce YSK bu kararı BDP’nin ülkeyi yakıp yıkması üzerine mi verdi? Ortada hukuksuz bir davranış mı var? Varsa birinci kararda mı, ikinci kararda mı?

Peki YSK bu kararı korktuğu için mi verdi, artık yeter dediği için mi verdi, yoksa bu kadar yeter dediği için mi verdi?

Verdiği kararın böyle bir sonuç doğuracağını biliyor muydu? Ya da nasıl bir sonuç doğurmasını bekliyordu?

Bu başlıktan yola çıkarak YSK üzerinden dolaylı dolaysız pek çok soru sormak mümkün. Yani insanlar ne yapsın, bundan sonra yargıdan beğenmedikleri bir karar çıktığında ortalık yakıp yıksınlar mı?

Her iki gazete de akıllarınca BDP’yi tenkit ediyormuş ayaklarına yatıyorlar ama, aslında bu şekilde teröre destek çıktıklarının da pekâla farkındalar.

Zaten amaç da bu... İktidara zarar vereceğiz diye, ülkeye bu kadar zarar vermek, pire için yorgan yakmaktan farklı bir şey değil...

Muhalefet yapmanın da bir kuralı, bir ölçüsü olmalı. Bu kadar başıboş, sorumsuz bir gazetecilik(!) yapmak da bir nevi terör değil midir?

Yazık, yazık, çok yazık...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazınız çok faydalı, en azından araştırıp yazmışsınız. Kaleminize sağlık. Kürtler açısından acaba diyorum rüzgar ektik de fırtına mı biçiyoruz?! İşin özü bu bence! Evet yoksa olanları düz mantıkla açıklamak mümkün değil: Ortalığı birbirine katanların onda birini biz yapsak içeri atılırız! Ama adamlar çok rahat eylem yapıyor, bizimkiler su sıkıyor... Doğrusu da bu, çünkü kaos ve anarşi yayılırsa Amerika ve AB anında gelir, konar ülkemize, ne dersiniz?

Dr Atanur Yıldız 
 27.04.2011 8:46
Cevap :
Rüzgar ekip fırtına biçtiğimiz doğru. Ama ekenle biçen bir açıdan aynı değil. Gerçekten çözümü zor karmaşık bir olayla karşı karşıyayız. Ancak her şeyden önce de bunu çözmek zorundayız. Nasıl çözeceğiz. Öncelikle hepimiz evvela kesin bir çözüm isteyeceğiz. Çünkü çözümsüzlüğün kimseye bir faydası yok. Bu gerçeği de hepimiz bileceğiz ve kabulleneceğiz. Geçmişte iyi şeyler olduğunu maalesef söyleyemeyiz. Kan ve kin davalarının sonlanması, barışa karar verenlerin geçmişe sünger çekmesiyle olur. "Ama.." diye başlayan cümlelerle her fırsatta geçmişe dönülürse, barış süresi bir türlü başlayamaz ve süreç yine aynı teranelerle olumsuz devam eder. Bugüne kadarki olumsuzlukları sayıp dökmek yerine bugünden itibaren huzrlu, mutlu nasıl yaşayacağız bunun hesabını yapmak zorundayız. Elbette bu kinin tohumlarını atanlar, rüzgarları ekenler, barış ve huzur ortamından rahatsız olacaklardır. Onları da yenebilmenin tek şartı iki tarafın bilinçli karar vermesine bağlıdır. Teşekkürler selam ve saygıyla...l  27.04.2011 21:06
 

Yazınız ve müteakip Mesut Beyin yorumunu okuyunca aklıma ilk olarak gelen; Dokunulmazlıklar oldu. Dokunulmazlık denilence hep M.vekili dokunulmazlıklarını konuşuyoruz ya. Atanmışların dokunulmazlıklarının da konuşulması gerektiğine inanıyorum. Demokrasi, hatayı yapanın hesabının sorulduğu bir yönetim sistemidir bildiğim kadarıyla. YSK'ya hesap sorulabilecek mi? Hayır. Peki neden? Yasalar buna izin vermiyor. Zira, dokunulmazlıkları mevcut. Peki ölen yurttaşımızın veya Van'daki bankada atılan molotoftan çıkan yangın sonrasında, mahsur kalanların yüreklerindeki korkunun hesabını kime ve nasıl soracağız. İşte bariz birkaç örnek. Seçilmiş ve atanmışların dokunulmazlıklarının gözden geçirilmesi gerçeği için bir fırsattır bu aynı zamanda. Sağlıcakla ve Sevgiyle Kalın...

Yorum Dükkanı 
 22.04.2011 16:43
Cevap :
Maalesef bazı kurumların ve bürokratların dokunulmazlıkları zaman zaman ülkemize telafisi imkânsız zararlar verebiliyor. Geçmişte buna benzer çok olaylar yaşadık. Ceza alana pek rastlamadık. Bir de insanlar yapmadıklarından hiç sorumlu tutulmuyorlar. O yüzden çoğu bürokrat elini taşın altına sokmadan, hiçbir zorluğa göğüs germeden, daha doğrusu hiçbir gayret göstermeden gününü gün edip süresini doldurarak hayatını yaşıyor. Kimisi de ülkeyi devleti milleti düşünmeden ortalığa bir kılçık atıyor, kendi siyasi ve ideolojik görüşü doğrultusunda dilediğini yapabiliyor. Nasıl olsa bir müeyyidesi yok, bir cezası yok... Son üç günde yaşananlar gerçekten yürekler acısı. Bu vahşeti yaratanlarda zerre kadar vicdan, Allah korkusu, vatan ve insan sevgisi yok ne yazık ki... Sebep olanlar da öyle.. Yasalar da es geçince, bu tip olaylar bizde klasik oluyor ve sık sık tekrarlanıyor. Şu demokrasiyi bari doğru dürüst anlayıp uygulayabilsek.. Katkılarınız için teşekkür eder selam ve saygılar sunarım.  22.04.2011 22:56
 

Merhaba, Güzel bir çalışma yapıp gazete başlıklarını toparlayıp değerlendirmişsiniz. Ben ce bu ysk olayı ve sonrasında olanlar bir senaryonun provası niteliğinde. BDP den aday olanların tarihçelerine baktığınızda bu topraklara ihanetten tutunda hertürlü suç sayılabilecek bir çok olay var. Bu tespit edilen (altını çizerek) olayları sizler bizler yapsak şuan ne durumda olurduk biliyormusunuz. demokratik hat aramak yakıp ve yıkmaktan mı geçiyor, molotof kokteyl ile yaktıkları banka şubesindeki insanlar ölseydi ne diyecektik. Mevcut hükümetimizin yaptıklarını unuttunuz mu? kandilden gelen eli kanlı teröristleri davul zurnalı karşılamadı mı? şim o kişiler nerede biliyormuyuz. malesef içimizdeler. en ufak ( apo nun koğusuşunu küçültme) bir karar sonrasında organize bir şekilde sokaklara dökülüp yakıp yıkmıyorlar mı? seiz biz hakkımızı aramak için bunu yapabilirmiyiz . yapmayız, yapmadığımız gibide tartaklanır göz altına alınırız değilmi? Saygılarımla...

Ali CANTAS 
 22.04.2011 12:34
Cevap :
Ortada bir senaryo olduğu kesin de, senaryoyu yazanlar ve oynayanlar açısından çözümü zor bir karmaşa var. Gerçekten dediğiniz gibi, BDP adaylarının ve kendi bağımsız platformları doğrultusunda aday gösterdikleri bazı kişilerin "milletin vekili" olacağını düşündükçe benim de tüylerim diken diken oluyor. Fakat ortada öyle bir karmaşa var ki işin içinden çıkmak mümkün değil. Mesela sizin söylediğiniz bir konu var. Kandil'den gelen eli kanlı teröristleri hükümet mi davul zurnayla karşıladı? Bazan sapla samanı birbirine karıştırıyoruz. Ama dediklerinizin çoğu doğru. Vatandaş olarak demokratik haklarımızı tam olarak kullanamaıyoruz. Adalet tam olarak vatandaşlar arasında eşit uygulanamaıyor. Yeni bir Anayasa, daha çok demokrasi ve daha adil bir yönetimle vatandaş olma sevincini tadacağımız günler de gelecek inşaallah.. Katkılarınız için çok teşekkür ediyorum. Selam ve saygılarımla...  25.04.2011 19:11
 

Rahmetlik Menderes ve arkadaşları,idam edilirken halk suskun ve seyirci modundaydı...İdamlar gerçekleştikten sonra, fısıltı gazeteleri hareketlendi ve 1000 kişi Ankarada protesto edip yürüseydi,adamlar asılmayacaktı..vs..vs...söylentileri ayyuka çıkmıştı.Son olayda,YSK, Hukukun Felsefesine,mantığına,etiğine uymayan bir karara imza atarak kargaşayı körükledi.Tarafsız Hukukçular,belgelere,tanıklara ve yargıçların kamu adına verecekleri yüksek empatik vicdani düşüncelere ve olasılıkların tahliline dayalı kararlara imza atarlar...Beceriksiz doktor candan eder;cahil imam dinden eder misali...Son yıllarda devlet otoritesi ve adalet mekanizması,bir ülkenin en önemli can damarı olan hukuk ve eğitim alanlarında halkımıza ACIlar yaşatmaktadır.Cumhurbaşkanının devreye girmesiyle,yaşanan olaylardan ders alınmasıyla -o da şaibeli - adalet tesis edilemez ve ülke yönetilemez...Kobay değiliz.YERİM DAR diyen;Yangına körükle giden basın da hukukçu da suçludur...Saygılarımla...

Mesut Selek 
 22.04.2011 12:21
Cevap :
Ama ne yazık ki bu suçtan dolayı kimse ceza çekmiyor. Cezaların en önemli özelliği caydırıcı olmasıdır biliyorsunuz. Bu tür toplumsal olayların suçluları hiçbir zaman cezasını çekmeyince zaman zaman bu yanlış hep tekrarlanıyor. Ve ne yazık ki biz de bunu bir "Türkiye klasiği" kabul edip yadırgamıyoruz. Vatandaşlık bilincimizi biraz daha geliştirmemiz lazım. Demokrasinin ne olduğunu, haklarımızı, onları nasıl kullanacağımızı daha iyi öğrenmemiz lazım. Katkılarınız için teşekkür eder selam ve saygılar sunarım.  22.04.2011 15:17
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 859
Toplam yorum
: 1414
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 946
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, ekonomik..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster