Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Haziran '14

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
616
 

Bu çağda Dinle Devlet yönetilir mi?

Dinin kuralını Allah, şeriatın kuralını kul koyar. Onun için şeriat din değildir. Çünkü kul, vahyi (dini) aklınca anlayıp, aklınca yorumlar. (Yani herkes kendi doğrusunu Allah’ın dini sanır. Bir başka deyişle de kul, yönetirken kuralları vah yetmiş olur. Ki o da direkt şirk olur.)

İslam dini kıyamete kadar sürecek bir din olduğuna göre, İslam dinine mensup insanlık âlemi de zaman içinde gelişen aklıyla ilim edip kendini ve dinini kıyamete kadar sürekli geliştirip olgunlaştıracak. Bu olgunlukla da tekâmüle ermek için de Allah yolunda sürekli ilerleyecektir.

Canlı bir varlık olan insan için tekâmül yolundaki hayat yolculuğunda ilerlemenin, erişip olgunlaşmanın bir sınırı yoktur.  Her zaman iyinin iyisi, mükemmelin, mükemmeli vardır. Bu mükemmellik sonsuza kadar sürecek bir olgunlaşmadır. Bu olgunlaşma biz Müslümanlar için peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) ‘in olgunluğuna erişinceye kadar devam edecektir.

Onun için din canlı bir organizma gibidir. Canlı tutulmazsa ölür. Onun için İslam dininin kıymete kadar canlı tutulup, yaşayıp yaşatılması için sürekli akıp giden zamana bağlı olarak insan aklının daha çok bilgiyle buluşturulup geliştirilerek olgunlaştırılması gerekir ki, insanın okuduğu Kur-an’ ı daha iyi anlayıp daha iyi yaşayabilsin.

Dünyayı okuyup hayatı anlasın. Dünyayı mamur edip, daha güzel nasıl bir hayat yaşayacağını öğrensin. İnsana değer vermeyi, kendini sevmeyi öğrensin ki, insan olup insanca yaşayabilsin.

Yeryüzünün en önemli varlığı ve her iki dünya için Allah’tan sonra en önemli varlığın da insan olduğunu öğrenmeli ki, insanca yaşayabilsin.

Birbirinden emin olmayan insan, insan olabilir mi? Güven içinde yaşayıp Allah’a teslim olabilir mi?  İbadetlerini bil hakkıyla yapıp, Allah yolcusu olabilir mi?

Bir insanın Allah yolcusu olabilmesi, her işini Allah için yapabilmesi için her şeyden önce dini doğru dürüst anlayıp doğru dürüst yaşaması gerekir. Bugün karar verdiğine yarın eyvah dememeli. Sonra bu coğrafyada din adına haksız yere alınan binlerce canın hesabını kim verecek.

Anlaşılmayan din, din değildir. Din sürekli insanı geliştirip hayatına doğru yönde yön vermeli ki, insanlar da ona sahip çıkıp sürekli geliştirip olgunlaştırsınlar.

Yoksa ne din gelişir. Ne insanlık…

İşte, İslam âleminin de yaşanılan son durum bu. Her şey gözler önünde bire bir canlı olarak yaşanmakta. Adam Allah hu Ekber (Allah büyüktür, yücedir, uludur, vs. gibi sözlerle Allah'ı yüceltip övüyor. Sonra Allah'ın ne olup, ne olmadığını Kur-an'dan, okuyup, Hz. Muhammed (S.A.V) 'den dinleyip, öğrenip, bilip gerçek anlam ve manada bir Allah inancını içselleştirmediğinden olacak ki, akıl, bilgi, idrak, inanç ve imandan uzak bir Allah inancına sahip olup sonra da) diyor ki, ben bütün bu işleri inandığım dinim ve Allah adına yapıyorum. Diyor ve O'na da şeriat diyor.

Şeriat bir yoldur. Herkes bu yolu aklınca gider. O zaman ben başkasının aklıyla gideceği yoldan neden sorumlu olayım. Öyle değil mi? Demek ki, biz Müslümanlar, Allah'ın bizi, biz kullarına verdiği akıl kadar sorumlu tuttuğundan habersiz yaşıyoruz. Sonra da bu yanlış anlayışın adına din diyoruz diye düşünüyorum.

Peki, şu ana kadar görüp bildiğimiz İslam ülkeleri içinde hiç doğru dürüst İslam’ı anlayıp yaşayan bir ülke var mı? Elbette ki yok. Olmaz da; Çünkü hiç kimsenin aklı, bilgisi, anlayışı, kavrayışı, idraki, inancı hiç birisi bir diğerine eşit ve denk değil. O zaman ülkede kimin aklına, ilmine, irfanına, düşüncesine görüşüne inanılıp itibar edilip, karar alınacak. Sonunda da alınan kararın vebalini kim taşıyacak.

Hani hak, hukuk, adalet, vicdan nerede kaldı. Vicdanla karar da alınamaz. Çünkü vicdanı da oluşturan alınan bilgi birikimidir. Benlikte biriken bilgi yanlışsa, vicdan da yanlış oluşur. Yanlış algılar. Dolayısıyla bu çağda devlet dinle yönetilmez.

Ama dinle insanlar eğitilip güzel ahlak sahibi edilebilirler. Ana, baba, kardeş, aile, vatan, millet,  bayrak, hısım, akraba, konu komşu gibi şeylerin sevilip sayılıp korunmalarını sağlayabilir. Hayatın birçok alanına kültürel anlamda yardımcı olabilir. Buna benzer daha birçok konuda binlerce yararının olacağı şeyler sayılıp söylenebilir.

Ama benim aklımın algılaması ve kavraması gereğince hiçbir devlet, bu çağda uluslararası arenada dinle yönetilemez. Yönetilmesi de asla doğru olmaz. Doğru olsaydı zaten bugüne kadar bizi mutlu edecek bir örneği Orta Doğu'da mutlaka çıkardı.

Peygamberimiz döneminden hemen sonra başlayan hilafet kavgası da bunun en bariz örneğidir. Onun için çıkması mümkün değil, çıksa bile yaşaması imkânsız gibi bir şey. Çünkü içinde yaşadığımız dünyanın gerçeklerine cevap vermez. O nedenle de dünyada bir din devletinin kurulup yaşatılması imkânsızdır.

Nedeni de en basit gerekçesiyle geriye dönüştür. Geriye dönüşün sonu da elbette hüsrandır. Çünkü aklın yolu bir doğruyu gösteren Hak sana. Akıldan sapıp, nefsine ya da şeytana uyanın sonu da elbette ki şeytanlıktır.  

Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) bile olmayacağını bildiği için dünyevi hayat yönelik alacakları bütün kararların seçimlerini insanların özgür akli iradelerine bırakmıştır.

Allah da zaten bunu böyle istemiştir. Onun için peygamberimiz de akılsız, düşüncesiz  ve ilimsiz gidilen yolun karanlık olacağını bildiğinden olacak ki, kendisine inanan tüm inançlı insanlardan öncelikle akıl ve bilgi ışığında yaşanılıp gidilen bir dini anlayış tavsiye etmiştir.

30.06.2014

Cahit KARAÇ 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 124
Toplam yorum
: 20
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 463
Kayıt tarihi
: 27.09.11
 
 

1953 yılında Kahramanmaraş İli, Elbistan İlçesi, Akveren Köyü doğumluyum. Ankara Kimya Meslek Lis..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster