Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Şubat '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
316
 

Bu Çatışma Burada Bitmez

Bu Çatışma Burada Bitmez
 

Filozoflar, yaşadıkları o eski çağlarda, şarap kadehlerini eline alıp, gözlerini güneşin parıltısına dikerek “Hak”, “Hukuk”, “Adalet” kavramları üzerine derin düşüncelere dalıp, üretmiş oldukları o derin düşünceleri birbirleri ile paylaşırlarmış. Bu paylaşım süreci günlerce, ayarlarca ve hatta ve hatta yıllarca devam edermiş. Ortaya bir takım düşünceler ve fikirler atarmış o eski çağların filozofları. Pek tabiki bu düşüncelerin ortaya çıkmasındaki en önemli etken “Devlet” kuramını yerli yerine oturtmak, devletin adil bir kurum olmasını sağlamakmış. Gelin görünki, o eski çağlardan günümüze, devletin adil olma işlevi bir türlü yerli yerine oturmamış. Çünkü adaleti dağıtacak olanın, tarafsız olması esas olmasına rağmen, aksine, günümüzde adaleti dağıtanların her aldıkları karar, her atmış oldukları adım tam bir tarafgirlik içerisinde yürüyüp gitmiş. Gelişmiş batı toplumlarında adalet kavramındaki aksaklıklar daha ince ayar noktalardan geçerek ilerliyor ve mümkün mertebe olumsuzluklar, yurttaşların vicdanını kanatmayacak bir şekilde sonuçlanıyor. Ne varki bizim gibi demokrasisi oturmamış ve devleti tek mutlak güç olarak addeden toplumlarda adalet kavramı, üzerinde keyfince oynanan bir oyun halini almış. O hukuksal lebirent dünyasında, gelişmeleri, olayları keyfince yorumlayıp, keyfince kararlar alabilirsin ve keyfe keder bir şekilde almış olduğun kararları hukuka uygundur diye yurttaşlarına satarsın.

Türkiye, hukuksal labirent dünyasının içerisinde yönünü bulmaya, her hukuksuzluğu kitabına uydurma hadisesinde olmadık taklalar atarak ilerleme telaşı içerisinde olan nadir dünya ülkelerinden birisidir. Türkiye’de devletin mutlak güç haline gelmesinde yapılan yasaların ve o yasaların uygulanmasında izlenen yöntemlerin yurttaşı sürekli olarak geriye attığı, yurttaşını hiçbir şeye saymadığı basit bir gerçektir. Bütün mesele, devletin âlii menfaatleridir ve devlet erkini yüksek yargının eline dolayarak keyfince kullanma kaygısıdır. Bu gün yaşananların tümü ile değerlendirilmesi bu biricik cümlede gizlidir.

Bilindiği gibi uzun zamandan beri ülkede ciddi anlamda bir iktidar savaşı söz konusudur. Yani seçilmişlerle, atanmışların savaşı vardır bu iktidar erkini ele geçirme mücadelesinde. Bir tarafta halktan iktidar olmaya yetecek desteği alan bir siyasal parti ve diğer tarafta o partiyi iktidar yapmamaya ant içmiş bir bürokratik hanedanlık sultası mevcut. AKP’nin iktidara geldiğinden beri, bahsi geçen bürokratik zümre, olmadık taklalar atarak AKP’yi sindirmeye, iktidar erkini demokratik olmayan yol ve usullerle ele geçirmeye çalışmasına tanık oluyoruz. Yeri geliyor o bürokratik hanedanlığın en güçlü kurumu olan yüksek askeri bürokrasi devreye giriyor ve kendi içerisinde bir dizi cuntalar oluşturmak sureti ile seçilmiş bir iktidarı yok saymaya cüret ediyor, yeri geliyor yüksek yargı aracılığı ile mevcut iktidarın çalışmasını engellemenin yollarını arıyor. Dolayısı ile iktidar asli işlerini yapmaktan ziyade, gücünü, bu iki güçle savaşmaya veriyor. Çünkü cumhuriyet tarihi boyunca asker ve sivil bürokratik elit, ülkenin her anlamda kaderine hükmetmiş ve seçilmiş iktidarlar ya bu iki güce boyun eğmiş, ya da tası tarağı toplayıp çekip gitmiş. Kalıp savaşmak isteyenler ise son kertede darağaçlarını boylamış. Cumhuriyet tarihi boyunca asker ve yargı erkine bağlı olan yönetim anlayışımız 12 Eylül 1980 darbesi ile perçinlenmişti. 12 Eylül, sistemi güvence altına almak adına olmadık yöntemlere başvurarak her biri birer ucube olan kurumlar türetti. İşte son günlerde en çok tartışılan kurumlardan biriside, yine 12 Eylül darbesinin artığı olan HSYK denen bir ucube kurumdur. Keyfe keder bir şekilde, belki de kendisine ait olmayan yetkiler çerçevesinde, kimi savcıları rahatlıkla görevden alabiliyor ve soruşturmaların seyrini bir güzel değiştirebiliyor bu 12 Eylül artığı kurum. Hani bir kenara çekilip, bu iki gücün savaşına “yiyin birbirinizi” demekte olmuyor. En nihayetinde bu çatışmadan zararlı çıkan yurttaşlar oluyor. Seçilmiş bir iktidar var orta yerde ve ne kadar bu iktidarın çizgisini beğenmiyor olsak da, bu iktidarı seçenler var ve o seçenlere karşı saygılı olmak öncelikli bir davranış biçimidir. Oysa bürokratik elitler, bir türlü seçilmiş olan bu iktidarı sekiz yıldır içlerine sindiremediler. Her attıkları adımda olmadık anti demokratik uygulamaların altına imza attılar ve ortaya daha komik bir sonuç çıkardılar. Demokratik bir gelenekten gelmeyen ve demokrasinin D’sinden haberi olmayan bir siyasal partiye demokrasiyi geliştirme görevini yüklediler. Çok garip olsa da gerçek bu. O bürokratik oligarşi sultası dediğimiz ve her attığı adımı hukuk adına deyip, hukukla zerre olsun ilişki kurulamayan eylem ve davranışlar ülkeyi bu duruma getirdi. Alın işte 367 denen ucube karar. Onursal Başsavcı! Sabih Kanadoğlu lafı ortaya attı ve zerre olsun hukuk literatürüne uymayan bu lafın arkasına düşen CHP, Anayasa Mahkemesinin yolunu tutup, Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığını engellemedi mi?

İlk bakışta ülkeyi seçilmiş bir iktidar yönetiyor gibi görünse de, ülkeyi asıl yönetenin, CHP zihniyetine bezenmiş olan Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Gerçek bu. CHP, Yüksek Askeri Bürokrasi, Yüksek Yargı Bürokrasisi ve akıl hocalığından beri durmayan Cumhuriyet Gazetesinin asıl hedefleri, devleti, ille de mutlak güç haline getirmek ve yurttaşları devlete biat eden bir konuma indirgemek. Demokrasi ise bu kurumlar için sadece işlerine geldiğinde ve kendi çıkarlarına uyduğunda ilgilenilmesi gereken bir alan olarak kabul edilir.

AKP iktidarından bu yana yıpranmaya tabi olmuş olan ülkenin yüksek bürokratik elitleri, son yaşanan Erzurum- Erzincan hattındaki hukuk skandalları ile de anlıyoruzki, ellerindeki son kozları oynuyorlar. Ergenekon Davasını sulandırmaya ve bir adım sonrasında ise AKP’yi kapatmaya varacak adımları atmaya hazırlanıyorlar.

Bekleyip göreceğiz.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sessiz çogunlugun sozcusu oldugunuz için sizi kutluyorum. Demokratik hiçbir ulkede %47 gibi rekor bir yuzdeyle iktidara gelen bir hukumete "kendilerini ulkenin sahibi sanan bir avuç burokratin" akilalmaz yontemler uygulayarak engel olmaya çalismasi gorulmemistir

Demokrasi Penceresinden 
 22.02.2010 13:49
Cevap :
Teşekkür ederim  05.03.2010 11:50
 

Atanmışların mevkilere gelebilmesi eğitimlerine ve Cumhurıyete bağlılıklarına bağlıdır. Atanmışlar bir tarikat veya parti değildir. Atanmışlar bu ülkenin insanlarıdır. Atanmışlar Akp nin kuracağı fabrikalara karşı gelmiyor ki..... Atanmışların görevidir Ülkeyi yönetenleri kontrol etmek...DEmokrasinin bir gereğidir. ERgenekon da aylarca yatıp tahliye olanların günahı ne ? Bu ülkenin atanmışları bu ülkenin rejimini korumak zorundadır . BEklemeye gerek yok...Akp nin kalibresini de suyunu da biliyoruz...Cumhuriyetden önce de vardı şimdi de varlar ; ama bu ülkeyi partilerine benzetemiyecekler.

Süleyman Akyürek 
 22.02.2010 12:11
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1512
Toplam yorum
: 3024
Toplam mesaj
: 195
Ort. okunma sayısı
: 1113
Kayıt tarihi
: 07.08.07
 
 

Yazarım... Okurum... Öğrencilik yıllarımda çok yazdım... Kompozisyon derslerinde yazdım... Duvar ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster