Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Kasım '12

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
1323
 

Bu dernek “Şefkât - Der” mi, “Şiddet – Der” mi!?

Öncelikle size bu “Şefkât – Der” Genel Başkanı sayın Hayrettin Bulan’ın sözlerini vereyim, sonra bu dernek yönetimi üzerindeki düşüncelerimizi söyleyelim… Derneğin Konya Şubesi'nde, şiddet mağduru kadınlara projesini anlatan Dernek Genel Başkanı Hayrettin Bulan şöyle diyordu:

“Yetkililerin bizi iyi değerlendirememesi ve kadın cinayetlerinin devam etmesi nedeniyle, artık bu 25 Kasım 2012 Kadına Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü'nde start vereceğimiz projemizi, şu an kamuoyuna duyuruyoruz!.. Eğer katil sizi öldürmek için harekete geçiyorsa, nefsi müdafaa - meşru savunma hakkı kapsamında kendinizi silâhla koruyun! Katil sizi tam vuracağı anda, siz eğer silah kullanmayı biliyorsanız, güvenlik görevlileri gelene kadar zaman kazanabilirsiniz veya katil size saldırmaktan vazgeçebilir, ya da o sizi öldürmekte kararlıysa, siz ölmemek için, gerekirse onu öldürün!.." diyerek, kadınlara poligonlarda silâh bakım ve kullanma kursu vereceklerini söyledi.

Şiddete Karşı Kadın Kalkanı Projesi”ni hayata geçireceklerini kaydeden Başkan Bulan, bu kapsamda kadınlara silah kullanma eğitiminden aikido, wing tsun, jiu-jitsu, krav maga ve karete gibi savunma ve dövüş sporlarının da kursları verileceğini dile getirdi.

Derneğin şiddet gören kadınlara “Avcılık Kursu” da açacağını anlatan Hayrettin Bulan; bunun amacının yasal yöntemlerle ruhsatlı tüfek edinebilmek olduğunu ifade etti.

Başkan Bulan; “Geçtiğimiz günlerde bir Cumhuriyet Başsavcımız ne yazık ki vurularak öldürüldü. Olay hakkında ilgili Bakan’ın; 'Savcılarımızı gerekirse silahlandırırız ve ucuz silah temin ederiz' dedi. Peki, sayın Savcımızın canı can da, şiddet yönünden canı riskte olan kadınların canı can değil mi? Sarraflar ve zenginler parasını korumak için silahlanıyor ve bu normal karşılanıyor da, bir kadının kendi canını ve yavrularının canını koruması için silâhlanması abes bir şey mi?" diye sordu…

Bu haberi okuyunca bendeniz biraz irkildim. Sanırım sizin de tüyleriniz diken diken olmuştur? Bu ülkenin polisi, jandarması, hâkimi, savcısı, hukukî hiç bir can güvencesi kalmadı da, bu Başkan bu ilkel şiddet tedbirlerini onun için mi alıyor acaba?

Derneğin adına bakıyorum, “Şefkât – Der…” Arapça’dan dilimize girmiş olan ŞEFKÂT demek; “Acıyarak ve koruyarak sevme, sevecenlik, müşfik…” demek…

Genel Başkan’ın sözlerine bakıyorum; hep güç, silâh, saldırı, şiddet görüyorum!.. Hani var ya, sırf Başkan’a nispet olsun diye, benim bu derneğe “Şiddet – Der!” diyesim geliyor!.. Böyle bir derneğin kadın üyelerini korumak için, sırf şiddet düşünen Genel Başkan Hayrettin Bulan’ı nasıl aramış da bulmuşlar, inanın hayretler içersindeyim!?

Yahu; silâh ve kadın… Şiddet ve kadın… Öldürmek ve kadın… Bunlar; “yaratıcı, doğurgan, can veren, sütünü emzirten, dünyanın en güvenli, koruyucu ve şefkatli kucağına sahip anaların ellerine nasıl yakışır!?

Bana göre, ya bu derneğin adı yanlış, ya da başına seçtikleri adam yanlış!... Tamam, her türlü şiddete ve silâhların tümüne ben de karşıyım ama, tek endişem de şu: Ya benim hatun bu haberi bulur da bir okursa? Hemen benden de tabanca, tüfek, süngü, sustalı veya kelebek bıçak filân istemeye kalkarsa? Zati evde olduğum zamanlarda Allahın günü, en basit olan her konuda mızlanacak bir şey bulup, kendisiyle akşama kadar kavga ediyor, bazen çocuklar bile bizi barıştırmakta ak ile karayı seçiyorlar, öfkemiz kolay geçmiyor. Ya beni kendi ellerimle alıverdiğim bu silâhlarla vurursa ne olacak!? Beni Başkan Hayrettin Bulan mı kurtaracak? Koydunsa bulursun gayri…

Birkaç yıl önce arkadaşlarla kafaları çekmiş, saat 24.00’te Kafaca’daki meşhur Kavurmacı Ali’nin oraya gitmiştik… Kavurma yerken, yan masada biriyle tanıştık. Trabzonlu ama İstanbul’da oturan bir tekstil pazarlamacısıydı. Lâf dönüp dolaşıp silâhlara gelince, Trabzonlu derin bir off çekip, derdini anlattı: “Ula uşağum, ben bir hata edup, bizim kari Fadime’ye silâh kullanmayı öğrettim. Hay öğretmez oluydum ula, o günden beru bana huzur yok, 37 gündür dolanayum, eve gitmayum, ha bu kari beni vuracak yahu” dedi…

Biz merakla sebebini sorduk. Trabzonlu anlattı: “Ula uşağum, geçende bir müşterinin dükkânında kenefe girdim. Cep telefonum uzun uzun çalmuş. Kapanmış, yeniden çalmuş, dükkan sahibinin kızı dayanamayup; benim kenefte olduğumu, sonra aramasını söylemek için açmış, “alo buyrun” demuş… Arayan benim haşin kari imiş. Telefonda bir kadın sesi duyunca delirmiş; “Kimsin lan sen, o adamın telefonu sende ne arayur or...pu, o mikrop Tursun nerede kız!? Çabuk yerini söyle, oraya celip ikinizi de mermi manyağı yapacağum!” demiş...

Ben keneften çıkınca, perişan haldeki kızcağuz; “Dursun amca, senin telefondan mafya aradı, ikimizi de öldüreceklermiş” demez mi? Hemen aklıma karim celdi, kıza sordum: “Beni bir kadun mu aradi, erkek mi, deyince kızcağuz; öfkeli bir kari olduğinu söyledu. O zaman anladım ki, ha bu benim Fadima’dur!.. İstanbul’a dönsem, eve gitmem gerek. Eve gitsem, bu yanluş anlamadan ötürü ölüm beni bekliyor, elimde pek mal da kalmadı ama, daha bir müddet eve gitmeyeceğum uşağum” dedi,  gülmekten hepimizi yerlere yatırdı, iyi mi?

E hal böyle iken, birçok kadınımız bu halde ve amelde iken, şu “Şefkat – Der” Başkanı’nın ne büyük halt ettiğini söylemeye gerek var mı?                                        

Sakin KOŞAR…   

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 191
Toplam yorum
: 48
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 678
Kayıt tarihi
: 09.08.08
 
 

16/07/1951 Bozüyük / Yatağan / Muğla doğumlu, 1970 Isparta - Gönen mezunu, 1986 Anadolu Üniversit..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster