Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Şubat '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
349
 

Bu günler ülkemin kaderi değildir

Bu günler ülkemin kaderi değildir
 

Bu günler ülkemin kaderi değildir.Bizi affet Atam.


28/02/2009

“Ülkenin her ferdinin derdini, kederini, ihtiyacını, arzusunu, talebini dinliyor, her birine de çözüm üretmek için mücadele veriyoruz bundan sonra da Farsça ve Arapça yayınları da başlatacağız.” diyen başbakanımızın bu sözlerine aman ne sevindim ne sevindim bilemezsiniz!!!! Bir o eksikti zaten….

Yeterince Arap dünyası ile dost olduğumuzu sanıyorum. Türkiye de Türkçeyi bilmeyen nice vatandaşlarımız varken neden Arapça ve Farsça? Eskiye dönüşün bir ilanımıdır bu yoksa?

(Zamanımızda yabancı terimlerle Türkçemizin yok edilmek istendiğini bilerekten mağazaların dükkânların çoğunun isimlerini de göz önüne getirelim.)

Oysaki Atatürk Arapça ve Farsça karışımı olan dilimizin yerine Türk Dili’ni, ulusal kültürümüzün eksiksiz bir anlatım aracı durumuna getirmek isteği ile çağdaş uygarlığımızın önümüze getirdiği tüm gereksinimleri karşılayacak bir yetkinliğe eriştirmek istemişti.

Bu iki önemli nokta, Mustafa Kemal'in önemle üzerinde durduğu amaçlardı. Mustafa Kemal'in, 1930'da, Sadri Maksudi'nin betiğine (kitabına) yazdığı, "Ulusal duygu ile dil arasındaki bağ çok güçlüdür. Dilin ulusal ve varsıl (zengin) olması, ulusal duygunun gelişiminde başlıca etkendir. Türk dili dillerin en varsıllarındandır; yeter ki bu dil bilinçle işlensin. Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk ulusu, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır." demişti.

Dünyada yapılan araştırmalara göre üç yüz milyon değişik lehçelerde konuşan Türk’ün olduğu biliniyor. Türk Dili’ni olgunlaştırmak ve Türk dünyası ile ilişkilerimizi artırmayı değil de ille de Arapça ve Farsça?

Atatürk’ü bu günlerde dilinden düşürmeyen başbakanımız tıpkı eski cumhurbaşkanlarımızdan 12 Eylül kahramanı Kenan Evren gibi Atatürk diye diye onu ve eserlerini yok etmek mi istiyor dersiniz?

Mitinglerdeki konuşmalarına kendisi de inanmış herhalde. Yoksa bu kadar güzel anlatı yapabilir mi?

Aksi takdirde başbakan çok iyi bir aktör diyeceğim. Mesela mitinglerde söylediklerinden alıntılar yapalım biraz.

Merkez Bankası'nın kasasında ne vardı? 26.5 milyar dolar vardı. Şimdi ne var? 68 milyar dolar var.''

O zaman başbakana sormak istiyorum.

Neden ülkemizde, 1 milyona yakın açlık sınırında insan ve 20 milyona yakın yoksulluk sınırında insan bulunmaktadır. Niçin İşçi ve memurların çoğunluğu yoksulluk sınırının altından 1 milyar 900 milyonluk liralık yoksulluk sınırının altında maaş almaktadırlar. Şimdi bu söylediği rakamlar sanal olmuyor mu? Sonra yine sormak isterim. Bu kadar özelleştirmeler ve satışlardan alınan paralar 68 milyar doların içerisinde midir?

Sayın Baykal meydanlarda konuşma yerine işi nereye verdi? İkitelli'ye verdi. İkitelli'deki medya grubu götürüyor işi. Diyor ki, 'Televizyona gel televizyona.' Bırak sen televizyonu, televizyondan oy çıkmıyor, oy buradan çıkıyor, buraya gel, oyu burası verecek.''

Başbakan bu sözleri ile Baykal ile karşılıklı konuşmadan yani düellodan kaçıyor. Bu da, bana göre ucuz bir kaçış yoludur. Padişahın da arkasından atıp tutarlarmış. Önemli olan yüz yüze konuşmaktır çünkü.

İkitelli

İkitelli’ye gelince kendi yandaşı olan gerek görsel gerek yazınsal medyası yeterince başarılı olamıyorlar herhalde ki şimdi Doğan Medya gurubunu var gücü ile susturmaya çalışıyor. Hem de belki dünya tarihinde görülmemiş diktatör bir baskıyla.

Sn. Baykal’ın kulakları çınlasın.

“Başbakan vergi rekortmeninden vergi kaçakçısı, vergi kaçakçısından da Bakan çıkarıyor. Sonra da bakan için aflar çıkıyor... Başbakan’ın bir medya grubunu hedef alıyormuş gibi yaptığı açıklamalar rejim sorunudur ve bu bir mali Ergenekon dur...” diyor.

Acaba Sn Baykal bu sözlerinde haksız mıdır? Yoksa Ergenekon davasından sonra şimdide başbakanın dediği gibi medyanın avukatlığına mı soyunmuştur? Başbakan kendisini pohpohlamayan, gerçekleri yazan gazeteleri almamızı neden istemiyor ki? Kendisi ve iktidar aleyhinde en küçük bir muhalefete tahammülü yok. Yani herkes yalancı, bir tek başbakan mı doğrucudur?

Başbakan alanlarda bağırıyor, bağırdıkça da mangalda kül bırakmıyor.
''Biz milletimizi sevdik, milletimiz de bizi sevdi, sevdalandı. Birileri bizim milletimize olan sevgimizi, sevdamızı, aşkımızı çekemez oldu.”

Başbakanımız sanıyorum ki miting alanlarında kendisini “Türkiye seninle gurur duyuyor” diye alkışlayanların dışında memlekette başka insan yok sanıyor. Gözleri görmüyor, kulakları duymuyor. Bu tabiri ağzında sakız etti de, kendisi için neden uygulamıyor?

“Dikkat edin 6.5 yıldır bu milletin sevincine ortak olamadılar, bu milletin başarılarına sevinemediler, bu ülkenin şahlanışını hazmedemediler. Bu ülke büyüdükçe, ilerledikçe, kalkındıkça etrafındaki duvarları yıktıkça bunların sancısı tuttu.”

Diyor da bende kendi kendime soruyorum.

Allah Allah! Neye seviniyoruz acaba? Yoksulluğa, işsizliğe, bunca yolsuzluğa, birilerinin ceplerini doldurup dünya zenginleri arasına karışmalarına mı? Bu ülkenin topraklarının parsel parsel satılıp küçülmesine mi sevinmeliyiz? Başbakan hangi duvarlardan! bahsediyor onu da anlamış değilim.

Şahlanmaya gelince hangi şahlanıştan bahsediyor? Kız çocukların dokuz yaşında evlenebilmesi ile erkeklerin dört eş alabilmesi gibi düşünceleri savunanların (Prof. Dr. Hamdi Döndüren ) iktidarlarından arka bulup şahlanışlarımıdır? Medeni ülkeler seviyesine böyle çıkmayı mı düşünüyor acaba?

Başbakan Ayşe teyzeye sesleniyor.

''Ayşe Hanım, bacım, evde doğal gaz var mı? Var değil mi? Ne zaman geldi? 2003.te değil mi?

Diye soruyor.

İlahi sayın başbakan, gaz geldi de gelmesine, acaba Ayşe teyze yakabiliyor mu o doğalgazı. Yakamıyor zavallı, çünkü gelen faturaların elini yakacağını biliyor.

''Bu ülkede hiçbir şey karanlıkta kalmayacak. Çeteler, mafya, hukuksuzluk, karanlık eylemler bu ülkenin kaderi değildir.” diyen başbakanımızın bu sözlerine gönülden katıldığımı söylemek isterim.

Evet sayın başbakan, bugünler ülkemin kaderi değildir. Bir gün gelecek elbette hiçbir şey karanlıkta kalmayacaktır. Ben de o günlerin tez gelmesi için dua ediyorum…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 384
Toplam yorum
: 744
Toplam mesaj
: 45
Ort. okunma sayısı
: 684
Kayıt tarihi
: 30.04.08
 
 

İstanbul Kadıköy doğumluyum. Herhangi bir menfaat grubuna bağlanmadan, açık fikirli, dürüst, önyargı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster