Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Aralık '10

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
671
 

Bu güzel Noel Günleri'nde biraz içtima

Anlattı:

“Çarmıha gerilmiş İsa motifi, dışa vurulmuş acıdan başka bir şey değildir. Bu dışa vurulmuş acının daha sonra yapılan tariflerine de sanat adını veriyorlar. İnsanın içinde oluşan acı, orada yok edilebilse, bu şansa sahip olsa, bu tür yansıtmaya gerek kalmayacak. İşte Hıristiyan alemi acıyı içlerinde sağaltacaklarına, onu orada eritip yok edeceklerine, dış dünyaya yansıtıyorlar, toplu kıyımları bile sanki sanat abidesiymiş gibi dururlar bu nedenle, Nazi kıyımından ne sanatlar çıkarmışlardır / Çarmıha gerilmiş İsa'dan öte gelen resim sanatı, buna benzer bir şekilde ortaya çıkmış görünüyor. Bu resmediliş acının vermiş olduğu bir zorunluluk gibi duruyor. Estetik kaygının esamesi pek okunmaz. Bir bakıma iyi sayılır, acının dışa vurumu. Acı dışarı yansıtılmazsa, o oranda kan dökücülük artar, asıl kurbanlar gelir ...

Acısını içinde dindiremeyen, ya onu dışarıda mimesis hale getirip, seyrederek mesafe koyacak, ya da o acının kendine verdiği azabı ruhundan atabilmek için acının oluşturduğu öfkenin hırçınlığa dönüşmesiyle etrafa saldıracak. Bireyin savaşı böyle ortaya çıkıyor. Bireyin savaş psikozu genel savaşa nasıl dönüşüyor. Bu da büyük bir anlatma sorunu. Resmedilen, resme dönüşen acı ifadesinden çıkan anlamın geriye kalanlarından oluşan dinamik genel savaşların şiddetini belirliyor. Acıyı doğal olarak eritemeyen inanç bireyi, onu kendisiyle resmetmeye zorluyor. Resmetmenin estetik dengeleri kendini rahatsız ettiği oranca saldırganlaşıyor. Saldırganlaşması tabi sadece resimleştiremiyor diye olmuyor. Saldırganlık oluşmasının beraberinde gelen diğer bazı mecburiyetlerin etkisiyle doluyor. Bu da salt acının nasıl oluştuğuyla ilgili bir mesele, “ne ve nasıl”, İnsanın içinde acı, keder, azap, tasa ve benzerleri nasıl oluşur, bunların olunuş şekli acının dozunu ne ölçüde etkiler, “Varlığın olum biçimleri, kesinkes varlığın nitelliğini de belirlemiştir”, buna, yani varlanım nasıllılarına hiçbir tanrının düşünüş etkisi olamaz, varlığın kendisi varlanım açısından tanrısallık kabul edebilir, ama nasılı oluşturma dışında kalır, nasıllıkların şartları dışarıdan denetlenemez, bu açıdan acıların oluşum biçemleri rastlantısaldır, dikkat edilirse içerde oluşanlara isyan veya öfke demiyorum, isyan son bir hal, ve bir dışa vurum, resimleme gibi, yani isyan ile resimleme ikiz gibi ... Dışa resmedilen isyan dışı resmedilen, acı insanın içinde nasıl oluşur, Acının oluşum nedenlerini de sormuyorum. Acının oluş biçimini soruyorum. Acı denen şey olmasa belki resim zorunluluğu da olmayacak. Şimdi sen diyeceksin ki, ama hocam, bütün resim sanatı acının ifadesi olamaz ki; neşenin, zevkin, ifadesi olan veya hiçbire şeyin ifadesi olan resimler de var.

Bunların doğruluğu bir yana, peki söyler misin içerde dinginleştirilmesi gereken veya içerde dinginleştirilirlerse yaşadıklarımızı daha iyi anlar ve duyumsarız gibi bir oluşum ortaya çıkarken acı ve neşenin biribirinden ne farkı kalır. İçerde eritilmesi beyanına diyorum. Acı ile neşenin, keyif ile tasanın içerde oluşum açısıdan bir farkı var mıdır. İçindeki acıları yok edebilirsen, yeni acılara yer açar, biraz daha yaşarsın. İçindeki neşeyi yok edersen, biraz daha yaşamak için bir nedenin olur. Neşeyi içerde yok etmen demek, içinde neşe oluşturma anlamına geliyor, görüyorsun yaşam için acı ve neşenin işlevi aynı, dışa sanat olarak yansıtılırken de aynı, ancak bunlar sanat olarak zorlandıklarında belki dış dünya zenginleşiyor ama iç dünyanın ne hale geldiğini bilemiyoruz, çünkü para dışarıdakine veriliyor, içeridekine değil. Acı nasıl oluşuyor sanıyorsun, içinde, içinde lafını, dilin gereği olarak konuşturuyorum, çünkü dış dünyada ne neşe vardır, ne de acı, dışarıda oluşanlara ne dedik, onların, acıların ve zevklerin ifadelerine denk düştüğüne inanılan mimesisler. Hiçbir şeyin ifadesi olan benzetmeler diyecektin, hiçbir şeyin ifadesi olan şey yokluktur, hani derler ya hiç yoktan iyidir, burada anlam kayması yapılırsa, hiçliğin yok olandan daha iyi olduğu anlamına götürülür tabi söylenmek istenen vurgulamadır, İşte hıristiyan dünyasının ara resimlendirmeleri böylesi bir felsefeden çıkmaktadır: “Hiç, yoktan daha iyidir”. Ama aslına bakılırsa “Yok vardır, hiç yoktur”

Peki bu bizde nasıl oluyor. Onların resim derdini anlattık. Onların derken sadece inanç içerisinden gelen resimleme derdini anlatmak istedim. Dünyevi resmi anlatmak benim haddime düşmez. Yüce varlığa eş koşmayalım derken resme karşı bir karşıtlık koyabilirim ancak. Seni ve beni, sıradan onu anlatan bir ressama eyvallahımız olur. Bizim camilerimizde de fani resmi vardır. Kula'ya git görürsün. Şimdi biz inanç içinden neden resim veya mimesis yapmıyoruz. Acıları içimizde yok edebiliyor muyuz, kutsal kitapların hepsi acı ve çileyi anlatıyor, din dışından sıkı bir filozof, dini unsur diye kabul ettiğimiz ve halen şu anki birey için bir şeyler ifade eden konuları, dinsel aşkınsal olarak değil de, insan olmasının gerektirdiği için uyguluyor diyebilir, örneğin kadının başını kapamasını ilahi bir emir olduğu için değil, cinsel özgürlük seçiminde karar veremediği ve bu karar veremeyişliğin ataerkil kalıtımdan dengede, sosyo ekonomik nedenlerden dolayı, tutulduğu için zorunlu olarak nitelendirebilir, çok evrensel tutulursa doğru olabilir, tanrının insan başıyla uğraşacağına, üstelik dış olarak, ihtimal vermek zor. İnanmanın dış görünür şekilde bir unsuru olabilmesi şu anki son akıl vaziyetiyle mantık dışı bir hal almıştır. Bireyin kendi iradesi ile kapatmak durumunda olduğu inanç unsurları tabi ki olabilir, ve kendi kontrolündedir. Dine giden her biçim kapalı olabilir.

xxx

herhangi bir nesne vaya olguya bir isim verdikten sonra, anlam ve şekil almaya başlıyor. İsim koyulmadığı sürece insan birey olamıyor, sürü halindeki hayvanlardan birine ad koyduğunuzda onun diğerlerinden fark edilir hale geldiği görünür. Her şeyin ismi olsa bile ismi tezatlı veya farklı olan diğerlerinde ayrılır.

xxxx

bizde bilge çok, ama felsefeci yok

xxxxx

xxx

Ani ölümlerin çok sık yaşandığı, hastalıkların, kazaların, afetlerin, şiddet olaylarının, eziyet etmelerin normalin çok çok üzerinde vuku bulduğu, tehlikenin her yerde kol gezdiği, haberin haber gibi verilmediği, gürültünün kültürleştiği bir ülkede mecburen Tanrı'ya daha yakın duruyorsunuz. Dinginlik arayışından, ruhlardan, perilerden, cinlerden, şeytanlardan, meleklerden, hurilerden gılmanlaran sır alemlerinden, büyülü cennetvari mekanlardan daha fazla konuşuyor, onları gerçek varsıyorsunuz. Kendinize rahat rahat, sakin huzurlu dingin vakit ayırma fırsatı bulamadığınız için yukarılardasınız mecburen.

Bakın Bistami de, böyle yaptı, Kabiz de, Arabi de Gazali de, Bilcümle Ahali de, Cübbeli de vesselam, (Bistami'nin de cübbesi meşhurdur, altına bakın) sermayesi sonradan Fethullah da, ve her köyün İmamı da, asleten....


ALİ MERCİMEK

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 29
Toplam yorum
: 3
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 475
Kayıt tarihi
: 17.08.08
 
 

İstanbul ve Münster Üniversiteleri basın yayın mezunuyum. Gazeteci olarak çalışıyorum. İlgi alanl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster