Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Mart '17

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
212
 

Bu işin sırrı nedir?

Bu işin sırrı nedir?
 

“Tatlı dil, yılanı deliğinden çıkarır.”der atasözümüz ama bu yargı her zaman geçerli midir acaba?

Bu konuda fazla ukalalık yapmadan, bilgiçlik taslamadan, yaşanmış gerçeklerden söz etmek isterim size:

1974’te Elazığ’ın Maden ilçesine “Kaymakam Vekili” olarak atanan Turan Eren, il merkezine gider hemen. Önce Valilik Yazı İşleri Müdürü, sonra Özel Kalem Müdürünü ziyaret eder. Daha sonra, Vali Rıfat Kaplan (*) tarafından kabul edilir.

Vali Bey, Maden’in asayiş yönünden sorunlu bir ilçe olduğunu belirtip, “Özellikle Belediye Başkanı çok olay çıkaran biri… Adam öldürme dâhil, her türlü suçu işleyebilecek bir insan.” der. “Ama ben sana güveniyorum. Her olayın üstesinden geleceksin. Ben de valin olarak sana yardımcı olacağım.” demeyi de ihmal etmez.

Turan Bey de, “Tecrübelerinizden sonuna kadar yararlanacağım; Sayın Valim. Ve inşallah, sekiz aylık vekâlet dönemimden yüzümün akıyla ayrılacağım Maden’den. Bunun için size söz veriyorum.” der.

Kaymakamlık makam aracıyla Maden’e doğru giderken, şoföre sürekli sorular sorarak ilçe hakkında bilgi edinmeye çalışır. Makamına geçip oturunca da odacıdan bekçiye varıncaya kadar herkesİ dinler. Sorunları saptayıp çözüm yollarını düşünür. İlçede bütün sorunları yaratanın Belediye Başkanı olduğu konusunda nerdeyse herkes hemfikirdir.

Göreve başladıktan birkaç gün sonra, günlerdir methini duyduğu Belediye Başkanı Fazlı Günal gelir ziyaretine. Dev gibi heybetli bir adamdır. Başındaki fötr şapkasını çıkarıp kendinden emin ve gür bir sesle, “Sayın Kaymakamım! Memleketimize hoş geldin, sefalar getirdin, şeref verdin.” diye tokalaşır, sonra da sarılıp kucaklar.

Kaymakamın Malatyalı olduğunu öğrenince, “Ooo, bizim Paşa’nın memleketinden… Ben doğuştan Paşacıyım. CHP’liyim. Paşa’yı çok severim. Madem Paşa’nın hemşerisisin, başımın üstünde yerin var. Emret, ne istersen yapayım.” der. (İyi ki, Adalet Partisi Genel Başkanı Süleyman Demirel’in memleketi Ispartalı değilmiş; Turan Eren!)

Genç Kaymakam, günlerdir, “Ne yapayım, nasıl yapayım da bu adamı yola getireyim?” diye düşünüyordu ya…  Aradığı fırsatı bulmanın sevinciyle, “Sayın Başkan! Gerçekten samimi misin? Ne emredersem yapar mısın?” sorusuna, “Evet Kaymakam Bey, samimiyim.” cevabını alır.

Bunun üzerine, sekiz ay sürecek bir kaymakamlık stajı için Maden’e geldiğini, önceki kaymakamın ayrılması dolayısıyla Kaymakam Vekili olarak görev yapacağını anlatıp, “Benim sekiz aylık çalışmamla ilgili Vali’nin vereceği rapor çok önemli. Sizden ricam, asayişi bozacak hiçbir olay çıkarmamanızdır.” der.

Bakalım, ne cevap vermiş; Sayın Başkan:

“Sekiz ay çok, Kaymakam Bey; nasıl duracağım? Bilirsin, hareket bereket getirir. Gerçekten de hiçbir olay çıkarmadan sekiz ay nasıl durabilirim?” diye içtenlikle sorar. 

Benim hatırım için duracaksın. Seninle hizmete bakacağız; yatırıma bakacağız. Enerjimizi hayırlı işlerde kullanacağız. Kavgada, dövüşte değil.” deyince Kaymakam, biraz düşündükten sonra, istemeye istemeye, “Peki Kaymakam Bey” der; Fazlı Günal.

Turan Eren, yakaladığı ipin ucunu bırakmaz:

“Sayın Başkan, peki demekle olmaz. Bana namus ve şeref sözü vereceksin.”

“Yapma be… Namus ve şeref sözü isteme benden. O zaman mutlaka uymak zorunda kalırım.”

“Tabii uyacaksın.” deyip elinden tutarak ayağa kaldırır. Başkan da elini Turan Bey’in omzuna koyup, “Bak Kaymakam Bey, sana namus ve şeref sözü veriyorum. Senin güzel hatırın için sekiz ay olay çıkarmayacağım. Çıkmaması için elimden gelen gayreti göstereceğim.” deyince, bu kez Kaymakam sarılıp kucaklar, Başkan’ı.

Acaba sözünde duracak mı dersiniz; Belediye Başkanı Fazlı Günal?

Elbette duracak; derim ben. Namus ve şeref sözü verdi çünkü. Namus ve şeref sözü, çok önemlidir; bizim insanımız için. Öyle olmasa, milletvekili ve cumhurbaşkanlarımıza, göreve başlamadan önce, “Vatan ve milletin saadet ve selameti için görevimi tam ve tarafsız olarak yapmaya namusum ve şerefim üzerine ant içerim.” diye yemin ettirir miydik?

Bu yemini edip de aksine hareket eden bir milletvekili, bir bakan, bir başbakan, bir cumhurbaşkanı gördünüz mü siz!

 Nitekim, Kaymakam Vekilimizin, görev süresi içinde, Belediye Başkanı ile çok güzel ilişkileri olur. Bu durumu gören, ilişkileri bozuk olan ilçenin hâkimi, savcısı ve öteki daire müdürleri, “Kaymakam, bu Belediye Başkanına okudu üfledi herhalde. Adam eşkıya idi, kuzu gibi oldu. Olay çıkarmıyor. Kaymakama karşı da son derece saygılı davranıyor.” diyerek şaşırıp kalırlar.

Öyle ki, arabaya binerken, arabadan inerken kapısını açıp kapamaya çalışmasını, “Yapma Sayın Başkan. Yaşça benden büyüksün; babam yaşındasın.” itirazına, “Hayır, sen kaymakamsın; sen devletsin. Sana hizmet etmek boynumun borcu.” demekte, evinde pişen özel yemeklerden Kaymakam’a kendi eliyle getirmektedir.

Şimdi, siz bu ilçeye Kaymakam’dan 8 – 10 ay önce gelmiş bir hâkim ya da savcı olsanız, bu durumu görünce, “Nedir bu işin sırrı?” diye merak etmez miydiniz?

Bakalım, bu konuda ne yazmış Turan Eren:

“Cumhuriyet Savcısı bir gün: Reis, bu Kaymakam’da ne buldun da yediriyorsun, saygı gösteriyorsun, kapı açıyorsun? Bize doğru dürüst selam bile vermiyorsun.” dedi. Güldü, “Bak Savcı Bey, sen bana, ‘Sayın Başkan’ bile demiyorsun; reis diyorsun. Ben kabile reisi miyim? Yoksa Kızılderililerin reisi mi? Ben milletin oyu ile gelmiş Belediye Başkanıyım. Herkes bana ne muamele yapıyorsa, benden bir fazlasını görüyor. Sen bana reis muamelesi yapıyorsun, ben de sana bir fazlasını yapıyorum. Kaymakam Bey bana ‘Sayın Başkan’ muamelesi yapıyor; ben de O’na bir fazlasını yapıyorum. Anladın mı Savcı Bey?” dedi.” (Üç Dilek, Sa. 115)

Bir gün, eski AP İlçe Başkanı Hasan Ölmez, Tıp Fakültesi son sınıf öğrencisi oğlu ile birlikte  gelir; Kaymakamlık Makamına. Önemli bir derdi vardır: Bakır İşletmesi Fabrikası Müdürlüğü ile yapılan bir anlaşma sonucu Pirit Kurutma Fabrikasını yapmıştır. Belediye, işgaliye vergisi olarak 1,5 milyon lira tahakkuk ettirmiş. Bu miktar 1974’te çok büyük paradır. Müteahhit, bütün malını mülkünü satsa bile bu vergiyi ödemesi mümkün değildir. Belediye Başkanına gidip durumu anlatır; ama, “Beni ilgilendirmez. Memurlar, mühendisler öyle ölçüp biçmişlerse ödeyeceksin.” cevabını alır.

Hasan Bey, öteden beri hasım olan Belediye Başkanının bunu fırsat bilip büyük bir haksızlık yaptığına inanmaktadır. “Vergilerle ilgili İtiraz Komisyonu Başkanı Kaymakam’dır. Git, O’na anlat derdini.” demiş aklı erenler. “Kaymakam Bey, büyük bir adaletsizlik ve haksızlıkla karşı karşıyayım. İstirhamım adaletli bir karar verilmesidir. Bu Belediye Başkanı eşkıyadır. Paramı değil, canımı alsa yine tatmin olmaz. Yıllardır kan davası gibi particilik yapıyoruz. O CHP’li, ben AP’li oldum. Her seçimden önce kavga ettik. Ne olur, beni bu dertten kurtar!” diye yalvarır.

Sen dilekçeni ver. Yasa ne diyorsa onu yaparım. Merak etme sen.” deyip uğurlar, müteahhidi Kaymakam.

Dilekçeyi alır almaz, Ankara Mimarlar ve Mühendisler Odasına yazı gönderip mimar ve mühendis görevlendirmelerini ister. Bir süre sonra gelen iki görevli üç dört günlük bir inceleme yapıp hazırladıkları raporu Kaymakam’a sunarlar.

Ölçme, biçme ve yapılan hesap sonunda, Müteahhit Hasan Ölmez’in Belediyeye 17.500 TL. işgaliye vergisi tahakkuk etmektedir.

Birkaç gün sonra toplanır komisyon. Belediyeden de iki üye vardır. Tüm üyelerle konu enine boyuna değerlendirilir. Onlar da hesap kitap yaparlar. Gerçekten de en çok en çok 17.500 TL vergi çıkarırlar. Kararı yazıp başta Kaymakam ve Malmüdürü imzalarını atar. Öteki üyeler de… Ancak, Belediyeden gelen iki üye, “Belediye Başkanı, canımızı alır bizim.” diyerek imzalamak istemez. Kaymakam dinden, imandan, hak, hukuk, adalet ve vicdandan söz ederek ikna edip kerhen bile olsa onlara da imza attırır.

Bir saat sonra, alı al, moru mor makama gelen Belediye Başkanı, “Kaymakam Bey, seni çok sevmiştim ama sen benim anamı, avradımı ...tin.  Beni mahvettin. Ömrüm boyunca yakaladığım fırsatı heba ettin.” diye verip veriştirir.

Hayda!.. Gördünüz mü, acemi Kaymakamın yaptığını? Nasıl çıkacak bu işin içinden şimdi? Ne olacak dersiniz, bu işin sonu?

Tecrübeli ve de politik bir kaymakam olsaydı, “Bana ne, yesinler birbirlerini” diye düşünür; tavşana “Kaç!”;  tazıya, “Tut!” der; keyifle seyreylerdi gümbürtüyü!

“Boş ver, olmayan tecrübeli ve politik kaymakamı da, bizim tecrübesiz Kaymakam Vekilimiz ne yapmış? Onu söyle sen” mi diyorsunuz?

Kusura bakmayın; onu ancak bir hafta sonra anlatabiliriz.

Hüseyin Erkan      

 huseyinerkan@dilemyayinevi.com.tr 

 (0535) 612 93 62

(*) 1974’teki Elazığ Valisi Rıfat Kaplan, 1920’den 1950’ye kadar TBMM’de 30 yıl Antalya Milletvekili olarak yer alan Aksekili Rasih Kaplan’ın yeğenidir. Sonradan İçişleri Bakanlığı Müsteşarı olarak da görev yapmış; Kaymakam ve Valilik yaptığı yerlerde güzel anılar bırakmış bir bürokrattır. Oğlu Rasih Kaplan, İstanbul’da yayımlanan Akseki dergisinin “Genel Yayın Yönetmeni”dir.

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 303
Toplam yorum
: 52
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 274
Kayıt tarihi
: 21.02.11
 
 

1942'de Antalya'ya bağlı Akseki ilçesinin Gödene (Menteşbey) adlı kuş uçmaz kervan geçmez bir köy..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster