Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Aralık '11

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
165
 

Bu işlerin hesabı nasıl ödenecek?

Bu işlerin hesabı nasıl ödenecek?
 

Bir köyümüzün son dokuma ustası Hacı Bey (2007)


Sevgili Arkadaşlar çocukluğumda babam dükkânına Akşam ve Milliyet gazeteleri ile Hayat Mecmuası alırdı. Gazetelerin dış sayfalarını okur bırakırdım. Hayat’ın ise bütün sayfalarını okumak gibi bir eğilimim vardı. Sanırım gazetelere göre daha cicili bicili olduğu için ya da onun içinde çok yeni bilgiler bulduğum için olsa gerek Hayat’ı okumayı ve bazı orta sayfa fotoğraflarını keserek saklamayı da sevmeye başlamıştım giderek. Özellikle Şevket Rado’nun yazıları ile bazı tarih konulu bazı yazılar ilgimi çekerdi.

Ülkemizin en eski sigorta şirketlerinden olan Ray Sigorta’nın o yıllarda çok ilginç bir reklâmı vardı: Ütülü siyah pantolonlu ve parlak siyah kunduralı bir adamın önünde irili ufaklı üç dört taş bulunur ve altında da sanırım beyaz olarak: Ayağa değmedik taş başa gelmedik iş olmaz, yazısı yer alırdı. Her hafta yayınlanan bu reklâm sağında ya da solunda bulunduğu sayfanın dış ucunda uzunlamasına yerleştirilirdi. Bir gün babama sordum: Baba bu sözün üstüne neden bu kapkara ayakları koymuşlar? Rahmetli de: O ayaklar her halde Adnan Menderes’in ayaklarıdır oğlum, demişti.

Son yıllarda özellikle 2002’de emeli olduktan sonra, tabir yerinde ise benimde ‘ayağıma değmedik taş, başıma gelmedik iş’ kalmadı desem yalan olmaz. İnsan bazı gerçekleri, kendisini işine ve evine kaptırmış olduğundan dolayı tam olarak anlayamadığı gibi bazı acı gerçekleri de görmezden gelebiliyormuş, bunu yenice anlamaya başladım. Sudan çıkmış balık gibi oluyor insan emekli olunca. Çalışırken gözünüze batmayan bazı durumlar emekli olduktan sonra ya gözünüzde büyümeye başlıyor ya da bu kadar da olamaz, demeye başlıyorsunuz. Özellikle adaletin tecelli etmediğini, vergi kaçırmanın en kârlı bir iş olduğunu, emek sömürüsü ile kayıt dışı çalışma için hukuken hiçbir şey yapılamayacağını, kanunların siyasetçilerden ve sermayeden yana olduğunu, korkunç bir ayrımcılık içinde yüzüldüğünü, işçilerin ücretleri üzerinden nice oyunlar döndüğünü, kanun karşısında eşitlik ve adalet mülkün temelidir gibi yaftaların kocaman birer yalandan başka bir şey olmadığını anlıyorsunuz.

Bu konuda kimi arkadaşarın ne kadar vurdum duyma zolduklarını, kimilerinin çıkarı için her şeyi mübah görmekte olduklarını, en yakın akrabalarınızdan en az üç beşinin ne kadar inkârcı olduklarını ya da paylaşmaktan kaçındıklarını hep banacı olduklarını anlıyorsunuz. Bu konularda gerçekleri olduğu gibi gören; paylaşmayı, adaletli olmayı, doğru sözlü ve şeffaf olmayı seçen ‘iyi insanlar’ var olduğu için mümkün olduğu kadar mutlu olmak gibi bir yolda yaşayıp gidiyoruz çok şükür.

İşte bu kapsamda sanal ortamda da olsa bazı paylaşımlar ya da açık sözlülükler kadar olmasa bile bazı yanlış ya da ‘kelek durumlar’ ile de karşılaşmıyor değilim kendi adıma. Yıllar boyunca çekmiş olduğum bazı fotoğrafların sanal ortama yüklenmesinden sonra bir kaçının kopyalanması ya da beğenilmesi durumunda bana gelen haberler karşısında gururum okşanıyor, desem yalan olmaz. Kendimce seçmiş olduğum bazı görseller ile şiir ve makalelerin beğenilmesi de hoşuma gidiyor. Bir tek kelime bile bazan pek çok alkış alınmasına yol açabiliyor.

Bu konuda ‘... diyor ki’, ‘muhteşem’, ‘bayıldım’, ‘ olamaz’ ya da ‘korkunç’ gibi nitelemelerime alkış tutan arkadaşlarıma gönül borcum olduğuna inanıyorum. Yazmış olduğum kimi yazılarım için kendilerince en güzel yorumlarda bulunan arkadaşalrıma da ne kadar teşekkür etsem azdır. Biliyorum ki onlar da benim gibi: Söz uçar yazı kalır, sözüne inanmışlardır Sümerli atalarımızdan bu yana olageldiği gibi.

Bu bakımdan Milliyet Blog alanında çok değerli görüşlerini kılı kırk yaracasına yazan bir arkadaşımın bir yazısını sol köşesinde, yıllar önce çekmiş olduğum Düziç’nin Karkın Köyünden bir oduncu ile az benekli ak donlu odun yüklü atının fotoğrafını bulunca nasıl sevindiğimi anlatamam. Çünkü o fotoğraf için verdiğim emeğim boşa gitmemiş; arkadaşımın yazısının yanı başında anlamlı bir yer tutmuştu. O günler kendisi ile bu duygularımı paylaşmış: Her şey gönlünce olsun Kerim kardeş diye yazmıştım. . Daha önce arada bir okuduğum arkadaşımın yazılarını artık daha sık okumaya başladım bu etkileşimden sonra.

Bugün ise Türk Sanat Müziği ve Batı Müziği ile uğraşan iki değerli arkadaşım, aynı anlarda bir fotoğrafımı beğenmişler. Onların bu ilgileri karşısında onlara dedim ki:

Sevgili Arkadaşlar ilginiz için teşekkür ederim. Sanatta buluşmak bu olsa gerek! Şu an için çok duygulanmış olduğumdan dolayı sizin için bir şeyler yazmak istiyorum içimden geldiği gibi. Aşağıda yazacak olduklarıma cevap vermek zorunda değilsiniz. Çünkü bu devlette ya da çok kültürlü bu geniş toplumda bu gibi durumlarda ‘üzümü ye bağını sorma’ ya da ‘nereden buldun kanunu’ var mı ki soruyorsun be arkadaş, derler adama. ‘Sen kendi işine bak’, ‘sen kendi haline yan’ ya da ‘it ürür kervan yürür’ diyenler de çıkabilir karşımıza, değil mi? Kaldı ki bu memlekette ‘geçmişe mazi ölene de kör Niyazi derler!’ Bir de ‘atı alan Üsküdar'ı geçti’ sözü var ki bulunduğumuz yerden fersah fersah ötelerde belki dünyanın cennet köşelerinden birinde keyif çatan nicelerini yanında yastık altında gizli gizli (!) biriktirdikleri dövizler ile çil çil altınları sayanları hatırlatır bana...

Her şeye rağmen ben alın terinden, kutsal emekten, şeffaf kazançtan, her şeyin helâlinden yana yaşamaya çalışmak yolunda ilerlemekten yanayım. Bu dünyada bulunmayan ve hiç bir zaman da bulmayacak ve tesis olunmayacak olan 'adalet' öte dünyada kurulduğunda ak ile kara, helâl ile haram, gizli ile aşikâr olanlar bir bir ortaya çıkmayacak mı? Ayrıca bazı alacak verecek ya da miras davalarından dolayı hakkı yenmiş olan kimi dertlilerin 'Nasıl olsa bu işin hesabı mahşerde görülecektir' diyerek sık sık yakınmaları da aklımızdan hiç çıkmaz. 1969 yılının sonuna doğru Ankara’ya geldiğimde öğrendiğim ‘kim kime dumduma’ ile ‘kimin eli kimin cebinde’ sokak ağzı (argo) yakıştırmaları bugün de varlığını devam ettirdiği için ne kadar üzülsek azdır, değil mi?

Ortak bir sanat ve emek anlayışında buluştuğumuz için size teşekkürlerimi sunarım. Her şey gönlünüzce olsun.

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhaba İnsanın, içinde kendisinden ortak birşeyler bulabileceği güzel bir yazı.Paylaşım için teşekkürler

SAHAFÇA 
 12.12.2011 16:33
Cevap :
Sayın Kaptan bu ülkenin çocukları olarak Devlet adına kimi siyasetçilerin yeniden seçilebilmeleri amacı ile kurulan hukuk düzeninde ortak bir kader yaşıyoruz. Bu yüzden birbirimizi çok iyi anlayabiliyoruz. Oysa kimi kanun koyucuları desteklemeye yeminli kimi memur takımı ne yazık ki bir avuç 'sahtekârlar yüzünden' protez sorununun ancak böyle çözülebileceğini söylüyorlar konuştuğunuzda. Sosyal Güvenlik araştırmalarıma göre özel hastanelerde olsun devlet hastanelerinde olsun; yapılan işlemlerden dolayı ne kadar paranızın kesileceğini öğrenemiyorsunuz. Hiç birinde görünür bir yerlerde 'tarife' yok! Bu konuları daha önce de yazdım. Ülkenin sağlık hizmetlerini de ilgilendiren sorunları bir Prof.DR. olarak bugüne kadar çözemeyen Sağlık Bakanı R. AKDAĞ istifa ederek bu sorunumuzu daha 'Avrupai' yollar ile çözebilecek birisi gelse ne kadar 'gözel olur' diye düşünüyorum.Şiirlerinizde ve denemelerinizde gördüğüm akıcılık ve tutarlılıklar için ne diyeceğimi bilemiyorum. Hepsi çok güzel...  12.12.2011 20:48
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 570
Toplam yorum
: 661
Toplam mesaj
: 131
Ort. okunma sayısı
: 1013
Kayıt tarihi
: 14.09.08
 
 

1974'te H.Ü. Sosyoloji ve İdare Bölümü'nü yüksek lisans tezi ile bitirdim. 1976 yılında yapımcı y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster