Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Ağustos '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
632
 

Bu kez olmalı

Bu kez olmalı
 

Aslında sen yoksunla başlayan, varım ve tam karşındayımla devam eden bu anlamsız savaş bitmeli.

Bu çözüm değil çözülme planıdırcılara inat, Kürtlerin ulusal mücadelesini satıyorsunculara rağmen bir adım atılmalı.

Her iki tarafta da bu iş için en uygun özneler var.

Gariptir bu özneler, bu barışa içtenlikle inanıyor değiller. Ama şartlar her iki taraf içinde bunu zorluyor.

Karayılan biliyor ki, aslında bu işe bu şekilde devam etmekte mümkün. Bu güzergâhtan akan kara para, Avrupa’da kürt milliyetçiliği adına toplanan haraçlar bu işi bir 25 sene daha götürür. Türkiye’nin güneydoğusundaki bataklık ise, bir yüz sene daha besler koca bir dağ teşkilatını. Ama bu iş kendisini de götürür. Ya bir hava saldırısı neticesinde gelecek ölüm ya da güçten düştüğü ilk anda kendi içindeki radikal unsurların tasfiye çabası sonunda.

Silahlı mücadele maksimum seviyesini çoktan kaybetti. Diplerde değiller. Umut vaad eden bir noktanın da uzağındalar. Bu nedenle onlar içinde bu işi bırakmak için en uygun nokta.

Bizim tarafta Gül ve Erdoğan gayet iyi biliyorlar ki, devam eden savaş kör milliyetçiliği besliyor. Kör milliyetçilik ise Ergenekon zihniyetini. Ya bu kavga, akan kan kendi karşıtlarını güçlendirmeye devam edecek, ya da barış yoluyla her şey kendi kanalında ilerlemeye devam edecek. Onlarda biliyor ki, savaş devam ettiği müddetçe güneydoğu coğrafyasından yeterli oyu toplayamayacaklar.

Ama beni bunlar ilgilendirmiyor.

Kimin ne için barış istediği umurumda bile değil.

Umurumda olan, annelerin çocuklarını askere gönderirken, çocukları askerliklerini nerede yaparsa yapsın huzur içinde uyumaları.

Diğer annenin, nereye gittiğini, ne zaman döneceğini bilmeden, hatta asla geri dönemeyeceğini bilerek, dağa giden oğlunun peşinden boynunu bükmemesi.

Umurumda olan, ülkenin doğusunda da, aynen Akdeniz sahillerinde gezerken hissettiğimiz gibi güvenli ve huzurlu gezebilmemiz.

Umurumda olan, koskoca bir halkın kendisini gerçek bir vatandaş gibi hissetmesi. Dilini, geleneklerini, göreneklerini, inançlarını ve değerlerini devlet güvencesinde yaşatabilmeleri, geleceğe aktarabilmeleri.

Umurumda olan, dünyaya karşı, biz barışı başaran bir toplumuz artık, kendi sorunlarımızı kendi içimizde, insancıl yöntemlerle çözebilecek kadar, ölmeyi ve öldürmeyi bir yöntem, çözüm aracı olmaktan çıkaracak kadar onurluyuz, diye haykırabilmek.

MHP’ye kızmıyorum. O görevini yapıyor. Türk tarafında acılı olanların yüreklerine su serpiyor. O insanların nabzını tutmadan, acılarının farkında olunduğu hissettirmeden, bir barışa ikna olmalarını bekleyemeyiz. Barışın ertesinde, “ne suçu vardı benim çocuğumun” diyecek o insanların yanında olacak bir temsile de ihtiyaç var elbette. Aynen DTP’ye ihtiyaç olduğu gibi.

CHP’yi umursamıyorum. Bu savaştan beslenen küçük, azınlık bir kitlenin besin kaynağının tükenmesine itiraz ediyor. Oysa elleri kolları topluma uzanan bir parti olsaydı, toplumun bu barış sürecini sancılı ama bir o kadarda umutla beklediğini kolaylıkla görürdü. Baykal, sıradan, yoldan geçen bir anneyle konuşabilse, “çocuklar ölmesin, annelerin yürekleri dağlanmasın” diyen o saf yüreğinin sesinden etkilenirdi elbette. Ama onun sesini dinledikleri, savaşla, kanla yürekleri kararanlar oluyor nedense.

Elbette, barış denilen süreç bir düz çizgi gibi çekilmeyecek hayata. Bir gün öncesi kötü bir gün sonrası iyi olmayacak. Eğer başarılır ve dağdakilerin inmesi sağlanırsa, hiç merak etmeyin içlerinden birileri direnecek ve dağda kalmaya çabalayacaklar. İspanya’da hala ETA var ve hala orayı burayı bombalıyor. Ama o dağda kalanlar, sırtını koca bir halka dayama avantajını kaybetmiş olacaklar.

Savaştan güç alanlar son kozlarını oynayacaklar elbette. Bundan önce her barış lafı geçmesinin ardından patlayan bombalar, yaşanan toplu katliamlar, suikastlarda olduğu gibi.

Ama bu kez barış için bir irade kendisini hissettiriyor. Toplumun içten içe arzuladığı şeyi, bir sivil iktidar, hangi gerekçeye dayanırsa dayansın, dile getirmeye çalışıyor.

Bu kez ama sadece bu kez, AKP düşmanlığı ile kararan gözler, ülke için başka, bambaşka bir noktaya açılacak kapıyı omuzlamak için, kimliğine bakmadan sivil iradenin yanında olabilsin.

Bu adım, askeri bir cumhuriyeti sivil bir cumhuriyet yapacak, demokrasiyi daha bir olur kılacak, barışı ve huzuru var edecek adımdır.

Birgül EKİM, Salih ERDAGI bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1680
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster