Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Mart '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
307
 

Bu ne teknoloji ahh....

Bu ne teknoloji ahh....
 

Birkaç yazımda üst üste nükleer enerji, santral ve benzeri konulardan bahsettim. Bunun belli bir nedeni vardı. Bunları kısaca belirtmek gerekirse;

1- Çevre ile ilgili araştırma yaptığım yıl (1986) bir gün işyerinde ortak kullanılan çay ocağından çayımı alırken. Radyo’dan, İngiltere’nin Türkiye’den gelen çayları radyasyon oranı çok yüksek çıktığından gümrük kapısından geri çevirdiği haberi verilmekteydi.. Gerisi malum televizyon’a çıkıp çay içen , az dozda radyasyondan zarar gelmez diyen yöneticiler ve sözüm ona bilim kuruluşları. Bu haberi radyodan duyduğumda Çernobil faciasının üzerinden neredeyse altı ay geçmişti. Radyasyonlu çay ve fındıkların toprağa gömüldüğü iddia edilmesine karşın hiçbir zaman inanmadım. Radyasyonun en üst düzeyde olduğu bir dönemde bol bol çay içmiştim. İşin ilginç yanı bu haberi duyduğumda radyasyon ve toprakta yarılanma süresiyle ilgili bir konuyu araştırmaktayım

2- Savaş karşıtıyım. Silahlanmanın ülkelere ve kişilere hiçbir şey kazandırmayacağına inanmaktayım. Yapılacak her işin temeli insan, sağlık ve çevre üzerine kurulmalı..

Bu iki nedenden dolayı insanlığa ve çevreye zarar verecek olan her gelişimin karşısındayım. Çünkü gelişmelerin çevre dostu olarak da yapılabileceğini iş yaşantım dolayısıyla çok ama çok iyi bilmekteyim.

17 Mart 2009 Salı günü Kızılay’da bir eylem gerçekleştirildi. Eylemciler, emniyet güçleri tarafından yaka paça götürüldü. Bu eylem Başbakan R.T.E, Enerji Bakanı Hilmi Güler ve TETAŞ Genel Müdür Hacı Duran Gökkaya’nın yasadışı nükleer ihaleyi durdurmaları için uyarı olarak yapılmıştı.. Çünkü; “Nükleer santral ihalesinde Nükleer Santral İhale Yasası ve Şartnamesi ihlal edilerek, teklif edilen fiyat üzerinden sözlü bir pazarlık süreci işletilmeye başlandı. Üzerinde tartışılan fiyat ise Türkiye'nin ortalama elektrik üretim maliyetinin 5 katı. Bu rakamla, kirli nükleer enerjinin atık yönetimi ve söküm maliyetleri bile eklenmeden, yenilenebilir enerji maliyetlerinin çok üzerinde olduğu doğrulanmış oluyor. Dahası hükümet bu fiyat üzerinden 15 yıl sabit alım garantili bir anlaşma yapmak istiyor. Bu, 15 yıl boyunca Türk halkının nükleer elektriği fahiş bir fiyattan satın almaya mecbur bırakılması anlamına geliyor. Hükümet bu korkunç hatadan hemen vazgeçmeli”

Bu olayın üzerinden bir hafta ya geçti ya geçmedi Bir helikopter kazası son dakika haberi olarak tüm haber kanallarında verilmeye başlandı. Kazanın üzerinden 24 saatten fazla zaman geçti. Ne helikopterden, ne de yolculardan haber alınamadı.

Bugünkü gazetelerden birinde okuduğum kadarıyla NASA devreye girip helikopterde bulunan üç kişinin yaşadığını belirtmiş.Bir ülke de cep telefonları kapalı olmasına rağmen dinlenirken nasıl oluyor da bu kişilere ulaşılamıyor. Söz konusu olan can hem de insan canı. Düşmanımızla aramızdaki düşmanlığı hastalık, kaza, ölüm gibi zamanlarda unuturuz.

Şunu sormak istemekteyim: öncelikle Başbakana Nükleer Santra kurulması için her türlü çabayı göstermektesiniz. Tüm uyarıları duymazdan gelip santrali kurdurdunuz. Kısaca elimizi kolumuzu bağladınız diyelim.

Sakın kurulacak nükleer santralin sonu da düşüp hala daha enkazı bulunamayan, yaralılara ulaşılamayan helikopter gibi olmasın?.

Bu ne teknoloji bu ne çaresizlik.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 225
Toplam yorum
: 476
Toplam mesaj
: 111
Ort. okunma sayısı
: 1305
Kayıt tarihi
: 26.01.07
 
 

1960 İstanbul doğumluyum. Kitap okumayı, yazı yazmayı, resim yapmayı ve yabancı dil'den Türkçe'ye..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster