Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Eylül '08

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
238
 

Bu okul ne açık, ne kapalı?

Biliyorum kafanız karıştı. Haberi duyduğumda benim de kafam allak-bullak olmuş, bu işten birşey anlayamamış, hemen aklıma da; rahmetli ünlü mizah yazarımız Aziz Nesin ustanın “Yaşar Ne Yaşar, Ne Yaşamaz?” adlı öykü kitabı ve tiyatroya uyarlanan, filmi çekilen oyunu gelmişti.

“Yaşar Ne Yaşar, Ne Yaşamaz?” öyküsünü okuyanlar ve oyunu izleyenler bilirler: Ailenin bir çocuğu olur, adına ‘Yaşar’ koyarlar, ama o çocuk ölür. Sonra doğan kardeşine, ölen ağabeyinin adını koyarlar ve bundan sonra da olaylar peşlerini bir türlü bırakmaz: Devlet; okula ve askere alacağı; ceza, harç ve vergi alacağı zamanlarda, Yaşar’ın yaşadığını kabul eder de; mezun olacağı, işe gireceği, devletten alacağı olduğu, evleneceği ve mirastan pay alacağı zamanlarda ise; “Yaşar”ın yaşamadığını, ölü olduğunu iddia ederek, isteklerini hep geri çevirirler. Zavallı Yaşar da; bu ülkede yaşamakta mı, yoksa ölmüş mü olabileceği konusunda bir karar veremez ve sürekli kafası karışır ya? Anlatacağım olay da, aynen bu Aziz Nesinlik konulara benziyor:

Efendim; Devletin OKS Sınavlarına müracaatları başladığı sırada, “Anadolu Meteoroloji Meslek Okulu” adı, sınavı kazanan öğrencilerin alınacağı okullar arasındadır. 100 civarında da öğrenci alacağı, resmi MEB formlarına yazılmıştır. Sınav yapılır. Sınavı kazanıp da, bu okulda okumak için tercihte bulunan öğrencilerden tam 57 tanesi, okula kayıtlarını yaptırırlar ve sevinç içinde evlerine dönerler, okul hazırlıklarına başlarlar.

Yeni kayıt için gelen öğrenciler, o meşhur kayıt kuyruklarında beklerken, okula MEB’dan bir yazılı emir gelir: “Okulunuz, bir daha açılmamak üzere kapanmıştır. Görevli personelin, başka yerlere yatay geçişlerinin yapılmasını rica ederim… İmza: Milli Eğitim Bakanlığı…”

Haber bomba gibi patlar. Okulu tercih edip, yeni kayıt yaptıran öğrenciler ve aileleri, beyinlerinden vurulmuşa dönerler ve soluğu okulda alırlar. Dertlerini anlatacakları Okul Müdürünü de; iki gözü iki çeşme, burnunda koca mendille, merdiven başında hıçkırırken bulurlar. Müdürün de yeni haberi olmuştur; bu gelmekte olan kara Kışta nereye atayacakları, ailesine nasıl taşıyacağı ve çocuklarını nerede okutacağı endişesi içinde üzgündür…

Veliler toplanıp, Ankara’ya, MEB’na koşarlar. Orada öğrenirler ki; okulun kapanma kararı üç yıl önce alınmıştır, ama Bakanlık bunu unuttuğu için, bu yıl da tercihlerin içine koymuştur. Kendilerine yüz verilmez ve; “Üzgünüz, yapacak bir şey yok, bu okul kesinlikle kapanacak, başınızın çaresine bakınız!” denilir. Bu okul açık mı, kapalı mı; kimse bilmiyor çünkü?

Bir an; o velilerle, o küçücük ve sınav kazanma sevinci kursağında ve eli koynunda kalakalmış küçük kalplerin sahibi olarak, bu haksızlığa uğramış kişilerin yerinde, kendiniz olduğunuzu bir düşününüz!? Ne hissederdiniz acaba!? Bakanlık bir hata yapıyor, çocuğunuz sınavı kazandığı halde, başka bir okula da tercih yapabileceği halde, burayı tercih ediyor ve suçu-günahı olmadığı halde, arkadaşları okurken, onlar hidrojen gibi açığa çıkartılıp, bakakalıyorsunuz… Bu suçtur!.. Bağışlanması, telafisi mümkün olmayan bir suçtur hem de!.. Başka ülkelerde olsa, bu olay açığa çıktıktan 5 dakika sonra Milli Eğitim Bakanları derhal istifayı basarlar ve biraz olsun vicdanlarını temizlerler!.. Bizde mümkün mü acaba? Hiç, ama hiç sanmıyorum!.. Bizimkilerinin koltuklarında ve altlarında ‘Japon yapıştırıcılar’ var sanki? Buna da bir kılıf uydurup, yine velileri, öğretmenleri ve bazı bürokratları suçlayarak, kendileri sütten ak kaşık olarak çıkacaklardır yine, yakında göreceksiniz bakın!..

Hiç düşündünüz mü bilmem? Avrupa ülkeleri yıllık bütçelerinden, hiç de ihtiyaçları olmadığı halde, Milli Eğitim’e ayrılan bütçe payları ne kadardır bilir misiniz? En az % 12 ilâ % 24 arasında değişmektedir. Peki; en fazla eğitime ihtiyacı olan bizim ülkemizin, genel bütçeden aldığı payın kaç olduğunu biliyor musunuz: % 6, 9 kadardır!... Yani, hiç ihtiyacı olmayan Avrupa ülkelerinin yarısı ve ‘dörtte/ biri’ kadar bir pay işte… Bu parayı da zamanında ve tam verseler, yine canınıza minnet!..

Okul yöneticileri, parasızlıktan niye her yıl velilerle meydan hârbi ederek “Kayıt Parası” almaya çalışıyor ve Bakanlık da; “Tavşan kaç, tazı tut” numaraları çekiyor ve hiçbir yöneticiye de ceza vermiyor, bir düşündünüz mü? İşte, tüm sebep bu!..

Sakin KOŞAR.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 191
Toplam yorum
: 48
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 735
Kayıt tarihi
: 09.08.08
 
 

16/07/1951 Bozüyük / Yatağan / Muğla doğumlu, 1970 Isparta - Gönen mezunu, 1986 Anadolu Üniversit..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster