Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Haziran '11

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
2940
 

Bu öykünün adını siz koyun!

Bu öykünün adını siz koyun!
 

zapkolik.com


Dan Brown'ı sever misiniz? Hani şu Da Vinci Şifresi'nin yazarı. Amerikalı bu yazarın bütün kitaplarını okudum. Anlatımındaki en büyük özelliği; şifreler dışında, hayalinde kurguladığı uçuk gibi görünen olayları yer ve zaman göstererek gerçek gibi anlatmasıdır. Bu arada romanlarında, kurguladığı olaylarla birlikte gerçek olaylar da yer alır. Ben de aşağıda yazdığım öyküde bu tekniği kullanacağım. Bakalım başarılı olabilecek miyim?

******

Tarih: 19 Mayıs 1938

Atatürk'ün sağlığı gün geçtikçe bozulmaktadır. Etrafta Atatürk'ün öleceği yönünde haberler dolaşmaktadır. Atatürk bütün dünyaya sağlıklı olduğunu göstermek üzere son kez Ankara halkının karşısına çıkar. 19 Mayıs kutlamaları çok parlak geçer, o günün anısına da Ankara Stadyumu'nun adı 19 Mayıs Stadyumu olarak değiştirilir.

Tarih: 26 Mayıs 1938

Atatürk Ankara'dan ayrılarak İstanbul'a hareket eder. Bu arada Atatürk'ün sağlıklı gibi görünmesinin etkileri kısa zamanda kendini belli eder ve Hatay sorunu kısa zamanda çözülür.

Tarih: 6 Eylül 1938

Atatürk'ün karaciğerindeki rahatsızlık iyice artmıştır. Bunun üzerine Fransız doktor Fissenger üçüncü defa İstanbul'a gelir. O gün Atatürk'ün karnından 6 litre su alınır. Durum ümitsizdir. Fissenger, Atatürk'ün doktoru Neşet Ömer İrdelp'le yalnız görüşmek ister. Anlatacakları çok önemlidir.

"Durum nedir Sayın Fissenger?

"Reis-i Cumhur'un durumu ümitsiz. Karaciğer iflas etmiş. Günleri sayılı."

"Ben de aynı fikirdeyim. Keşke yapacak bir şey olsa."

"Belki bir şey yapılabilir. Ancak buna siz ve ben karar veremeyiz."

"Nasıl yani? Anlayamadım?"

"Bunu anlatabilmem için Başvekil'in de gelmesi gerek."

"Başvekil İstanbul'da, hemen çağıralım."

Aynı günün akşamı : Saat 20.00

"Sayın Bayar, Atatürk'ün sağlığıyla ilgili olarak bu toplantıya sizin de katılmanızı istedi."

"Tamam, Neşet. Fissenger'i dinleyelim."

"Sayın Başvekil, Atatürk'ün günleri sayılı. Karaciğer iflas etmiş durumda. Günümüzde tıp buna çare bulamıyor. Ancak ben Fransa'da bir Amerika'lı doktorla tanıştım. Şimdi onunla yaptığım görüşmeden size söz edeyim.

"Dinliyoruz Sayın Fissenger."

"New York'ta çok soğuk ve karlı bir günde sarhoş bir berduş çekmiş kafayı caddede sızmış kalmış, zamanla da donmuş. Çağrılan doktor kendisini muayene ediyor. Hiçbir hayat emaresi göremeyince donmaktan ölmüş diye rapor veriyor ve berduş morga kaldırılıyor. Birkaç gün sonra morgta ölü olan berduş diriliyor, başlıyor etrafta dolaşmaya. Etrafındakilere de bir hayli korkulu anlar yaşatıyor. Doktorlar bunun üzerine bu nasıl oluyor diye düşünmeye başladılar"

"Yani?"

"Bunun sonucunda "Hypothermie" doğuyor ve tıp bilimine giriyor. Tanıştığım Amerika'lı doktor orada ümitsiz durumda olan hastaları dondurduklarını ve tıp ilerleme kaydedince tekrar hayata döndürebileceklerini söylüyor.

"İnanılacak gibi değil"

"İlk dinlediğimde bana da inanılmayacak bir olay gibi geldi. O doktorla bir kere görüşmek ister misiniz?"

"Bu doktor nerede şimdi?"

"İki gün önce Amerika'ya dönmüş olmalı. Adı Thomas Murray. Şu anda o enstitünün başındaki kişi. Enstitünün adı "Safar Ölü diriltme merkezi " Amerika'nın Kansas eyaletinin Pittsburg kentinde bulunuyor.

"Çağıralım o zaman. Yalnız bu çok gizli kalmalı."

"Gayet tabii, sizin belirleyeceğiniz kişiler dışında kimse bilmeyecek."

******

Tarih: 15 Eylül 1938

Dolmabahçe sarayındaki odada bu defa 6 kişi bulunuyordu. Celal Bayar, İsmet İnönü, Ali Fuat Cebesoy, Atatürk'ün doktoru Neşet bey. Fransız doktor Fissenger ile Amerikalı doktor Murray, içeri girerler. Çevirmenliği Neşet bey üstlenir.

"Sizi dinliyoruz sayın Murray"

"Sayın Baylar, Amerika'da kullandığımız Hypothermie tekniği ile ölümcül hastalara, tıp bu hastalığa çare buluncaya kadar bir nevi dondurma işlemi yapıyoruz. Dostum Fissenger sizlerle görüştükten sonra beni bu konuda bilgilendirdi. Reis-i Cumhur'unuzun hastalığının çok kritik olduğunu söyledi.

"Atatürk'ün karaciğeri iflas etmiş durumda.Çaresiz bir durumdayız sayın Murray"

"Biz şimdiye kadar Amerika'da 25 hastaya bu tekniği uyguladık. Onlar şimdi birer yaşayan ölü gibi."

"Peki dediğinizi yaptık diyelim. Halka ne diyeceğiz? Atatürk uzun yıllar böyle kalabilir."

"Böyle bir işlem yapmazsak zaten Atatürk ölecek. Biz de öldü diyeceğiz."

"Görmek isterlerse?"

"Bu operasyonda görev alacak kişiler dışındakilere sadece uyurken çekilmiş fotoğraflarını dağıtabiliriz."

"Hypothermie işlemi nerede yapılacak? Bir devlet başkanının Amerika'ya gizlice götürülmesi mümkün değil."

"Doğru söylüyorsunuz. Buradan dışarı çıkardığımızda herkesin haberi olur. Sonra Amerika'ya giriş yapmak için formaliteler var. Kimse böyle bir sistemi bilmiyor. Amerika'da bile çok az kişi bu işin içinde."

"Yani Dolmabahçe Sarayın'da mı yapılacak bu uygulama?"

"Bunun için en az 45 güne ihtiyacımız var?"

"Nasıl yapacağız?"

"Bu işlemi yapmak için Amerika'dan gerekli ekipmanları ve burada görev alacak doktor heyetini getireceğiz. Sizler de Dolmabahçe Sarayının mahzeninde bir yer ayarlayacaksınız. Elektrik tesisatının takviyeli olması gerekiyor. En az 3 tane elektrik kesintilerinde sırayla devreye girecek jenaratörler gerekecek."

Tarih: 21 Ekim 1938

Dr. Murray ve ekibi İstanbul'da hazırlıklarını sürdürürken Atatürk'ün 17 Ekim'de komaya girmesi birçok kişiyi umutsuzluğa sevketmiştir. Ancak bugün komadan çıkar. Hazırlıklara tekrar hız verilir. Diğer taraftan Celal Bayar başkanlığındaki bir heyet Atatürk adına bir vakıf kurulmasına karar verir. Vakfın varlıkları arasına CHP nin elindeki bazı hisse senetlerinin bir bölümü ile önemli yerlerde bazı gayrimenkuller konulur. Bu işi takip edecek 20 kişilik bir kadro kurulması, ve kuşaktan kuşağa gizli bir şekilde durumun takip edilmesine karar verilir.

Tarih: 7 Kasım 1938

Atatürk'ün karnından son defa su alınması işlemi yapılır. Dolmabahçe sarayının altındaki bölümde Hypothermie işlemi için her şey hazırdır. Amerikalı doktor Murray başkanlığındaki heyet sırasıyla aşağıdaki işlemleri yapar.

Vücuttaki kanın pıhtılaşmaması için herapin adlı ilaç enjekte edildikten sonra, içi buz dolu bir tanka yerleştirelen vücut donmanın vücutta yaratacağı zararları en aza indirmek amacıyla damarlara gliserinli bir sıvı verilir.Vücut ısısı önce -40 dereceye düşüşürülür. Bundan sonra dibinde sıvı nitrojen olan çelik bir tanka yerleştirilir. Kademe kademe olarak vücut ısısı -196 dereceye düşürüldükten sonra, beden tekrar çözelmeye başlayacağı fiberglas ve izolasyonu arttıran perlit adlı maddeden yapılan cryostat adı verilen başka bir tanka konulur. Bundan sonra işlem tamamlanmıştır.

Tarih: 10 Kasım 1938


Atatürk'ün öldüğü kamuoyuna bildirilir. Daha sonra katafalka konulacak ceset Atatürk'e ait değildir. Sadece makyajla ona benzetilmiştir.

Tarih: 15 Mart 1963


lk insan karaciğer nakli Denver, Colorado, ABD Dr Thomas Starzl başkanlığındaki cerrahi ekip tarafından yapıldı. Bu durum vakfın o zamanki üyeleri arasında heyecan yarattı. Ancak tıbbın kısa zamanda bu konuda daha büyük ilerleme kaydedileceğine inanılıyordu.

Tarih: 25 Aralık 2002


Bu yıl içersinde A.B.D. lerinde karaciğer nakli yapılan 5300 hasta yaşamını sağlıklı bir şekilde sürdürmektedir.

Tarih: 13 Nisan 2009


Karaciğer naklinde uzman olan Prof Dr. Mehmet Haberal Ergenekon soruşturmasından dolayı tutuklanır.

Tarih: 20 Ocak 2010

"Münci beyle görüşebilir miyim?"

"Randevunuz var mıydı?

"Evet. Atatürk 1938 vakfından geliyorum"

"Sayın Kalaycı,"

"Buyrun, Ahmet bey."

"Sizinle telefonda da konuştuğumuz gibi önemli bir konudan söz edeceğim."

"Sizi dinliyorum."

"Atatürk 1938 vakfını duymuşsunuzdur. Prof. Haberal da bizim vakfımız üyesiydi. Bildiğiniz gibi kendisi tutuklandı. Ne zaman çıkacağı da belli değil. Bir hastamız için karaciğer nakli yapılacak. Yalnız bu operasyon çok gizli olacak. Bütün masraflar vakfımız tarafından karşılanacak.

"Söz ettiğiniz kişi önemli biri mi?"

"Tahmin ettiğinizden çok daha önemli"

"Hastayı görebilir miyim?"

Ancak nakilden önce Amerika'nın Kansas eyaletinde Safar enstitüsünden bir ekibin gelmesi gerekiyor. Nakilden önce bir işlem yapılacak."

"Nasıl bir işlem?"

"Aslında anlatmakla olmaz. Görmeniz gerekir. Bizimle Dolmabahçe Sarayına gelmelisiniz."

"Orada Başbakan'ın ofisi var. Kendisi mi rahatsızlandı yoksa?"

"Hayır, hayır, orada vakıf üyeleriyle bir toplantı yapacağız. Daha sonra da hastayı göreceksiniz."

Tarih: 20 Ocak 2010 Saat 19.00


Bugüne kadar gelişmeler Münci beye anlatılır. Prof, şaşkınlığını gizleyemez.

"Bugüne kadar nasıl gizli tutuldu bu durum?"

"Kuşaktan kuşağa titizlikle takip edildi. Bilmesi gerekenler dışında, dışarıya hiç bilgi sızdırılmadı. Özellikle operasyonu bir Türk doktorunun yapmasını istedik. Atatürk bildiğiniz gibi "Beni Türk doktorlarına emanet ediniz" demiştir."

"Anlıyorum ama, çözülme işlemi nasıl yapılacak?"

"Oradaki kayıtlarda Türkiye'de bir kişinin bu işleme tabi tutulduğu yazıyor. Yapılan antlaşmalar bu gün için de geçerli. Gelişmeler enstitünün kayıtlarında yer alıyor. Onlar da gizliliğe çok önem veriyorlar. "

"O zaman Amerika'ya gidip enstitünün yetkilileriyle görüşmemiz gerekiyor."

Tarih: 12 Şubat 2010


Yer: Amerika Kansas eyaleti,Pittsburg kenti. "Safar Ölü diriltme Merkezi"

"Doktor Hopkins?"

"Hoşgeldiniz beyler?"

"Konuyu biliyorsunuz. Daha önce Hypothermie işlemine tabi tutulmuş hastamız hayata döndürüldükten sonra karaciğer nakli yapılacak. Anlaşmalarda çözülme işlemini sizin enstitüdeki ekip tarafından yapılacağı maddesi yer alıyor."

"Hypothermie işlemi konusunda çok ilerleme kaydettik. O günkü şartlarda yapılan işlemler için geriye dönük çözümler gizlilikle yürütülüyor. Hastanın bulunduğu yerden ameliyat olacağı hastane arasında vücut ısısı sıfırın üstüne çıkmamalı. Biz -40 derecede hastaneye nakil eder. Orada bulunan organa göre kan nakli yapıldıktan sonra, nakil yapacak ekibe hastayı devrederiz."

"Ne zaman bu işlem yapılabilir?"

"Uygun karaciğer bulununca bize haber verir. 2 gün içersinde işlemi tamamlarız."

"Tamam anlaştık."

Tarih: 5 Mayıs 2011


"Oğlum kurtulacak mı doktor bey?"

"Oğlunuz yoğun bakımda. Yaşam makinesine bağlı olarak tutuyoruz. Ne yazık ki beyin ölümü gerçekleşti. Diğer organları çalışmasına rağmen, yapacak bir şey yok. Ya yaşamının sonuna kadar bitkisel hayatta yaşayacak veya makineden ayıracağız. Bu halde yaşarsa hiç kurtuluş umudu olmayacağını da söylemek durumundayım, üstelik büyük masraf gerektiren bir süreç. Yapacağınız tek şey olumlu durum oğlunuzun organlarını bağışlamak olacaktır."

"Aman Allahım!"

Tarih: 6 Mayıs 2011

"Ahmet bey?"

"Buyrun Münci bey. İyi bir haber mi?

"Evet, hastamız için uygun organ bulundu. Hemen Amerika'dan ekibi çağırın."

"Hemen arıyorum. Ancak operasyon tarihine kadar hasta ölürse!"

"Donör yaşam makinesine bağlı yaşatılıyor. Ailesi organ naklini kabul etti. Nakil için zamanımız olacak."

"Çok iyi, teşekkürler."

Tarih: 17 Mayıs 2011


Dolmabahçe Sarayının Müze olan bölümünün altında büyük bir ambulans içersinde üzeri fiberglass kaplı bir cisim tam teşekküllü bir hastaneye doğru yola çıkar.

"İşleme başlıyoruz Bay Hopkins"

"Yeterli ünitede kan hazır mı?

"Donörün kan grubundan yeteri kadar kan var."

"Haydı başlayalım."

Tarih 18 Mayıs 2011

"Sayın Kalaycı, hasta artık sizin..."

"Teşekkürler Bay Hopkins"

Tarih 19 Mayıs 2011 Sabahın ilk saatleri.

"Nakil tamamlandı."

"Kan basıncı tamam, kalp çalıştırıldı. Yoğun bakım ünitesi devrede. Hastamızda yaşam belirtileri başladı." İkinci doğum gerçekleştirildi."

Tarih: 27 Mayıs 2011

"Hastamız kendine geliyor."

"Celal, Celal'i çağırın bana"

"Nasılsınız efendim."

"Siz de kimsiniz?"

"Bir ameliyat geçirdiniz Atam. Dinlenmeniz gerekiyor."

"Ne ameliyatı?"

"Karaciğerinizden ameliyat oldunuz."

"Bugün bana Celal gelecekti. Ülkenin önümüzdeki 3 yıldaki projelerini konuşacak, çıkması muhtemel Dünya savaşında Türkiye'nin politikasını saptayacaktık.

"Biraz kendinize gelin. O konular konuşulur."

"Bu aletler de ne. İlk defa görüyorum. Ülkemizde tıp bu kadar ilerlemiş mi?

Tarih: 2 Haziran 2011 Dün

"Ata'yı yoğun bakımdan çıkarabiliriz. Odaya alalım kendisini."

"Ben neredeyim?"

"İstanbul'dasınız."

"Burası neresi?"

"Şimdi doktorlar açıklama yapacaklar. Mr. Hopkins ve Münci bey."

Bugüne kadar olan bütün aşamalar Atatürk'e anlatılır.

"Yani ben 73 yıldır dondurulmuş durumda mıydım?"

"1938 de karaciğeriniz tamamen iflas etmişti. Ya ölecektiniz, ya da dondurma işlemiyle hastalığınıza çere bulanana kadar bu durumda kalacaktınız. Size daha önce de söylediğimiz gibi karaciğer nakli yaptık. Şu anda sağlığınız gayet iyi durumda.

"Peki bu 73 yılda neler oldu. Dünya savaşı çıktı mı?"

"Zamanla bunları öğreneceksiniz. Ancak öngörüleriniz doğru çıktı. Savaşta milyonlarca kişi öldü. Sonunda kaybeden Almanya oldu."

Peki ülkede ahval ve şerait nasıl?

"Bakınız Atam, şu anda ülkeyi İmam hatip mezunu bir başbakan idare ediyor. 11 gün sonra ülkede genel seçimler olacak. Ama şu andaki Başbakan'ın partisinin iktidarda kalacağı kesin olarak görünüyor."

"Peki imamlar artık camide görev yapmıyorlar mı?"

"Camide de görev yapanlar var ama, ülkenin bütün kilit noktaları imamlar tarafından tutulmuş durumda."

"Peki Cumhurbaşkanı yok mu?"

"Var elbette"

"Cumhurbaşkanı neden böyle birini seçti?"

"Artık ülkemizde Cumhurbaşkanları Başbakanları değil, Başbakan Cumhurbaşkanını seçiyor."

"Laiklik nasıl?"

"Başbakan iktidara gelmeden önce, "Halk istedikten sonra laiklik elbette gidecektir" diye demeçlerde bulunuyordu. Ama bu bir anda olacak iş değil. Seçimlerden sonra anayasayı tek başına değiştirecek çoğunluğa erişirlerse laiklik de elden gidebilir."

"Ordu ne yapıyor? Komutanlar yani"

"Ordunun komutanlarının çoğu hapishanede. Yakında orduyu çavuşlar idare edecek gibi görünüyor. En son Harp Akademileri Komutanı ile Harp Okulu komutanı tutuklandı "

"Peki benim ülkeyi emanet ettiğim Türk gençliği?"

"Türk gençliği şifre çözmekle uğraşıyor. Parasız eğitim isteyenler ise hapishanelere atılıyor. Kendilerine bol bol biber gazı ikram ediliyor."

"Ülkede eğitim parasız değil mi?"

"Artık parası olmayan eğitim alamıyor Atam."

"Fabrikalarımız çalışıyor mu?"

"Fabrikalarımızın hepsi yabancılara satılıyor. En son satılan fabrikalardan biri de Tekel oldu."

"Peki köylümüz. Hala milletin efendisi mi?"

"Tarım alanlarımız peşkeş çekiliyor. Köylüler kentlere göç ediyorlar."

"Ülkemizde tütün ne durumda?"

"Tekel Amerikalı'lara satıldığı için Amerika tütününü kendi ülkesinden getiriyor. Köylümüz artık tütün ekmiyor. Muz, buğday, pirinç gibi gıda maddelerimizin çoğu yurt dışından ithal ediliyor."

"Peki bunları nasıl ödüyoruz?"

"Ülkemizdeki fabrikaları, arazileri satarak..."

"Basın bu durumda ne yazıyor?"

"Hiçbir şey yazamıyor. Yazanlar ise hapishaneye atılıyor."

"Son bir soru?"

"Buyrun Atam"

"Peki beni neden uyandırdınız? Bunları göstermek için mi?"

UĞUR BOZDOĞAN, Ay Şen bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Erol Bey dahiyane bir öykü. Verilen mesajlar çok güzel. ' Atatürk'ün ruhunuda dondurmuşlarsa, ruhu da o bedene girerse ( ki öyküde ruhunun ne olduğu anlaşılmıyor) öykü de daha gerçekçi olacaktı. Ölüm halinde ruh bedende ayrılıyor ve her nefis ölümü tadıyor. Ölümü insanlık ne kadar uğraşırsa uğraşsın yenemeyecekler. Ama kurgu güzel. Keşke o zamanlar dediğiniz şartlar gibi gelişse herşey güzel olurdu... Atatürk ya da 1881' de değilde 1981' de doğsaydı... Ben yaşlarda olsaydı şimdilerde. O zamanda belki Atatürk olmazdı. Atatürk o zaman diliminde 'gerek' miş... Devam ediyorum okumaya başka bölümde var gördüğüm... Fantastik bir öykü (dan brown neredeyse hiç okumadım, ama onu sollamışsınız)

İbrahim ARSLAN YAZILAR 
 07.03.2014 15:52
Cevap :
Atatürk günümüzde yaşamış olsaydı, hiç bu durumları görür müydük?Bu insanlar kaçacak delik ararlardı. Ben o öyküyü yazarken, dondurma işlemlerini gerçeğe yakın kurguladım. Ruh konusuna ise hiç girmedim. Amerika'da böyle dondurulan insanlar var. Böyle durumlarda ruhun askıda kaldığı düşünülebilir. Yazının sonunda ise, 2,5 yıl önce yaşanan güncel olayları belirttim. Teşekkürler İbrahim bey. Sevgiler...  07.03.2014 17:35
 

İkinci bölüme geçmeden hemen yorum yazayım Erol Bey. Çok etkileyici, tek kelimeyle mükemmel. Yalnız kurguya değil, tarihlere ve anlatıma da çok emek vermişsiniz. Tabii eşime de okutacağım. Saygılar.

Sema Bekmez 
 13.12.2013 15:20
Cevap :
Kitapları piyasada olan bir roman yazarının görüşleri benim için çok önemli Sema hanım. Bilim kurguya olabildiğince gerçek süsü vermeye çalıştım. Yazarken de keşke böyle bir şey gerçek olsaydı diye de düşündüm. Zaten yorum yazan arkadaşlarımız da benimle aynı fikirde olmuşlar. Teşekkürler. Saygılar, selamlar...  13.12.2013 17:48
 

Erol Bey sizi tebrik ederim, çok güzel bir eser ortaya koymuşsunuz. Bir anda kendimi kaptırdım, daha sonra jeton düşmeye başladı ve tahmin ettiğim sonuca ulaştı. Sonuçtaki Atatürk'ün tepkisini daha ağır bekliyordum açıkçası. Kaleminize, yüreğinize, elinize sağlık.

S Zobu 
 12.05.2012 11:17
Cevap :
Teşekkür ederim Suat bey. Günün gelişmelerine göre 3 bölüm halinde yazdığım bu öykü Atatürk zamanıyla günümüzü karşılaştırıyordu. Diğer bölümler ana sayfamın sağ üst köşesindeki arşivimden önerilerim bölümünde kayıtlıdır. Son gelişmeler karşısında aslında yazılacak çok şey var da, artık olumsuz gelişmelere yetişmekte zorluk çekiyorum. Saygılar, selamlar...  12.05.2012 15:22
 

Çok etkilendim.Ancak doğru olabilseydi diye sevinmelimi yoksa geldiğimiz noktayı görmesinden duyacağımız utancı düşünerek iyi ki rüyaymış mı demeliyim karar veremedim.Tebrikler

Cemile Torun 
 14.11.2011 22:07
Cevap :
Eğer doğru olsaydı Atatürk herhalde büyük ızdırap çekerdi. Güncel olayları değerlendirerek bu öyküyü üç bölüm halinde yayınlamıştım. Ama her üç yazının sonunda Atatürk hiç de mutlu olmuyordu. Teşekkürler Cemile hanım....  14.11.2011 23:18
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1039
Toplam yorum
: 7655
Toplam mesaj
: 126
Ort. okunma sayısı
: 2518
Kayıt tarihi
: 16.01.07
 
 

Uzun yıllar finans sektöründe çalışmama rağmen, psikoloji konusunda çok fazla araştırmalarım oldu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster