Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Ağustos '10

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
464
 

Bu sabah katlandıklarım!!!

Bu sabah katlandıklarım!!!
 

Bir hafta önce kontörlü hattımla kullanmak için 2. el bir telefon almıştım. Satıcı, üç gün içinde bir problem çıkarsa servise yollayacağına ve servis ücreti almayacağına dair söz verdi. Ve beklenen son; telefon gerçekten ikinci ya da dördüncü gün değil de üçüncü gün açılmaz oldu. Satıcıyı aradığımda ' Üç gün içinde arıza yaparsa...' dediğini hatırlattım ve böyle bir raslantının bana tuhaf geldiğini söyledim. Telefonu hemen götürmemi söyledi, cumartesi gününden önce götüremeyeceğimi söylediğimde de zorla razı oldu.

Bugün götürmek için evden çıktım. Telefoncu Antalya'nın en işlek caddesindeydi. Otobüsten inmek için ayağımı uzattığımda kovalar dolusu köpüklü ve kirli bir suyun duraktan yola doğru aktığını gördüm. Su, telefoncuların bulunduğu apartmandan geliyordu, merdivenleri temizliyorlarmış meğer. (!) Cambaz gibi yürüyerek telefoncuya ulaştım. Tabii bu köpük seline sebep olan insana laf söylememek için kendimi zor tutarak...

Satıcı beni tanıdı ve telefonu bırakmamı söyledi. Ben de kendisine 2. el almakla hata yaptığımı, üzerine para verip yeni bir telefon almak istediğimi söyledim. Sen misin bunu söyleyen? Bana servise yollayacağını söylemiş ama, geri alırım dememiş. Ben de ' Geri verip paramı istemiyorum ki, aksine üzerine para verip yeni bir telefon alacağımı söylüyorum ' dedim. Bugüne kadar hiçbir 2. el telefonu geri almamışmış beyefendi. Köpüklere ses çıkartmayan ben, satıcıya da çıkartmazsam kendimi aptal gibi hissedeceğimi biliyordum. ' Siz ne demek istiyorsunuz? ' demişim kendimi tutamayarak. Telefonu geri almasını söylememiştim, ' Bana arızalı telefonu bile bile mi sattınız? ' gibisinden bir şeyi ise asla söylememişim. Mağdur olan benim, ters konuşan satıcı!

Son bir hamle yaptım sözle; ' Bakın ' dedim, ' bu telefonu alıp servise verin, ben de sizden yeni bir telefon alayım, aradaki farkı ödeyerek. Yok, kabul etmem diyorsanız sattığınız telefonu masanızın üstüne bırakır çıkarım ' dedim. Satıcının tavrı hemen değişti, vitrinden hangi telefonu istiyorsam göstermemi istedi. Sonuçta yeni bir telefon alarak, PTT'ye gitmek üzere çıktım mağazadan. Yürüyen merdivenin altındaki büfeden sigara alan bir genç, paketi açıp selefonu bir yana, sarı, parlak koruyucu kâğıdı diğer yana fırlattı. Tam merdivenin önüne gelmiştim ki, başka bir genç merdivene adım attığı anda basamakların üstüne okkalı bir tükrük savurdu.

Ara yola doğru yürüyüp PTT'ye geldim, sıra numaramı aldım ve beklemeye başladım. Hafta sonları sadece iki vezne çalışır ve bekleyen de azdır. 10 kişi kadardık bekleyen ve o anda tek vezne çalışıyordu. Sıra numaram 119'du. 118 yandı ve kimse gelmeyince 119'a geçti görevli bayan. Tam sıra numaramı uzatırken genç bir adam havale kâğıdıyla birlikte 118 sıra numaralı kâğıdını uzattı. Görevli kâğıda bakıp eksik yazdığını, tamamlaması gerektiğini söyledi ve bana seslendi ' Sizi alayım ' diye. 5 ayrı işlemim vardı yaptırmam gereken. Ben hiç fatura taşımam, hizmet numaralarının tümü ezberimdedir. İşlemim yapılırken söylerim numaraları. Bunun kendileri için çok büyük bir kolaylık olduğunu söylemiştir daima işlemlerimi yapanlar.

Hizmet numaralarını söyleyeceğim anda sol yanımda bir turist belirdi ve para transferini nasıl yapacağını sormaya başladı. Görevli bayan anlamayınca rehber geldi tercüme etmeye. O sırada arkamda bir bayan belirdi ve USD'ının hazır olup olmadığını sordu. Kâbus henüz bitmemişti, tehlikenin büyüğü sağ yanımda başrole soyunuyordu! Benden yaklaşık 10 yaş kadar büyük bir adam elinde 120 sıra numarası , kolunu bankoya dayadı. Kuşatmaya alınmıştım'

Görevli bayan benden özür diledi ve USD bekleyen bayana parasını uzattı. Solumdaki yabancı adam kendi kendine konuşmaya devam ediyordu ve sağımdaki adamın bana 20 santim mesafede, bankoya uzanmış kıllı kolunu görmekten canım iyice sıkılmaya başlamıştı. İşlemlerimin toplam tutarını söyledi görevli bayan. O sırada Bay Kıllı Kol işlemimin bitmek üzere olduğunu görerek iyice bankoya yanaştı. Gençlerin deyimiyle koptuğum andı o an!

Görevli bayana ' Etrafım böyle kuşatılmışken paramı çıkarıp saymak beni rahatsız ediyor ' deyiverdim. Bay Kıllı Kol homurdandı, dönüp baktığımda da ' Kendinize özel bir vezne tutun ' dedi. Görevli bayan sinirlenip benim haklı olduğumu, geride beklemesi gerektiğini söyledi. Pişkin pişkin 120 sıra numaralı kâğıdı gösterdi adam. Bayan, henüz o numarayı çağırmadığını söylemesine rağmen inatla gitmedi ve bana bir kez daha söylendi. Artık kopmak ne kelime, tepem atmıştı resmen. Çünkü ' Kartınızın numarasını almayız, merak etmeyin ' gibisinden sözlerdi söylediği. Görevli bayanın da tepesi attı ve sesini yükseltti. Hemen güvenlik görevlisi geldi duruma el koymak için. Ne mümkün! Adam bir adım bile geri gitmedi. Görevli bayan son çığlığını attı ' Akşam olunca sizin gibi anlayışsızlar yüzünden kasam açık veriyor' dedi.

Peki ben çığlık attım mı? Ne çığlıklar atasım var ama, atamıyorum her zaman. Çünkü bu tür iki ayaklı canlıların şerrinden korkan diğer insanlar hep susuyor. Bana destek olan bir avuç insanla da neyi düzeltebiliriz, bilemiyorum!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hani bağırsak iş olmadık yere uzayacak. Yok, yine karşılaşırız, yok bunu unutmam gibilerden. Sırf suçunu bastırmak için adi hareketler. İnsanlıktan haberi olmayan, zayıfı bastırıp güçlüye köle olan cinsler aslında bunlar. Bu tiplerden zarar görenler sadece siz ve veznedeki görevli değil ki. Hepimiz bu tür insanların saflığına kurban gidiyoruz. En basit örnek trafik kazaları. O kadar uyarırlar "alkollü araç kullanmayın, kaza yaparsınız" diye ama yine de bu tür olaylar devam eder. Anlatsak aklı olan anlıyor. Aklı olmayan ise kafasının dikine giden yolda kendisiyle beraber bizi de yakmaya devam ediyor. Saygılar...

Ali Haydar ÖZKAN 
 13.08.2010 2:29
Cevap :
Suç bastırma konusunu hiç aklıma gelmemişti doğrusu:) Ne kadar doğru bir tespit. Hatalı sollama yapanı uyarsanız, kendini haklı sizi haksız görür, bu da yetmez üstünüze yürür:) Gerçekten sustukça sıra bize geliyor. Saygı ve selamlar...  13.08.2010 20:35
 

Gerçekten bu yaşananları ülkede hemen her saat hepimiz yaşıyoruz, toplum çığırdan çıktı kesinlikle. Size, hepimize sabırlar dilemekten başka elimizden bir şey gelmiyor maalesef. Eminönü camii'nin önünden geçiyorum, merdivenlere oturdum bir sigara içmek üzere.Beş dakika içinde abartısız çileden çıktım inanın. 13 yaşlarında bir velet oğlan, almış eline küçük plastik su şişesini tüm gücüyle sıkıyor. Oğlum napıyorsun, kapak basınçla fırlayacak birinin gözüne gelse vallahi kör eder!dedim. Öyle adi ve sadistçe güldü ki: Keşke teyze, değmiyor işte kimseye! demez mi? Ulen velet deyip yerimden kalkmamla koştu gitti. Eğitim bitmiş, aile bitmiş, ekonomik koşullar kapanmaz yaraları daha da büyütmüş. Yazık, gerçekten yazık. Selamlar sevgiler size..

Gülpembe 
 11.08.2010 13:05
Cevap :
Üye bilginizden eğitimci olduğunuzu öğrendim. En iyi siz bilirsiniz, önce anneleri eğitmek gerek. Lisede Felsefe öğretmenimiz derdi ki; medeniyetin ilerlemesi kadına verilecek değerle mümkündür. Kadını ' ezilecek böcek ' yerine koyan, parayla satın alınacak bir meta olarak görenlerin azımsanmayacak kadar çok olduğu bir toplumdan daha ne bekleyebiliriz ki? Benim babam da eğitimcidir. Yakınımızdaki bir Anadolu Lisesi'nin duvarına kümes telleri gibi teller takıldığında babam öyle üzülmüştü ki. ' Burası eğitim yuvası, hapishane mi? ' diye tepki göstermişti. Bu ülke, ancak eğitim konusunda devrim yaptığı zaman ilerlemeye başlayacaktır. Dizilerdeki ağır abilere özenen nesil nasıl düzelir, bilemiyorum. Saygı ve sevgilerimle...  11.08.2010 23:10
 

Sevgili Tülin, bu anlattıklarının bin beterini her gün vezne önlerinde, hastanelerde, metroda, tramvayda üzülerek ve kahrolarak izliyorum. Tam benim sıram geldi. Dr.un odasına gireceğim. Koridorda dolanan bir kadın benden önce dalmaz mı odaya! Neyse, dr.a evraklarımı uzatırken, kibarca o kadına sıranın bende olduğunu söyledim. O esnada benim arkamdan gelen bir ilaç mümmesili de dr.u lafa tutmaz mı? Yahu, hasta benim, sıra benim, ama dr.a derdimi anlatamıyorum! Sigortam attı. Önce kadına ''Şuradan kalkar mısınız, Dr.a derdimi anlatamam bu uzaklıktan.'' dedim. Aa, tınmadı bile. Dr.a baktım, genç bir kadın! Önce kadına giriştim.'' Sen edebinle dışarı çıkıyor musun, yoksa kolundan tutup ben mi seni dışarı atayım!'' dedim. Dr.a baktı. Ondan yüz bulamayınca çıktı gitti. Döndüm ilaç mümmesiline. ''Sen de derhal dışarı çık!'' O da defolup gitti. Dr.a dedim ki; ''Buranın patronu sizsiniz! Benim söylediklerimi sizin söylemeniz gerekirdi!'' Çıt yok! Boşuna katil olmuyor bazı insanlar, değil mi?

hazandagüzeldir 
 11.08.2010 1:55
Cevap :
Sevgili Taner, yazdıkların hiç de yabancı değil bana. Buna benzer bir nedenle dolmuştan adam indirmişliğim vardır. Herkes aptal, bir tek bu uyanıklar akıllı sanki. Doktora sorsan, o da günde bilmem kaç hastaya baktığı için ses çıkaracak hali kalmadığını söyleyecektir eminim. Deveye boynun neden eğri diye sormuşlar ya hani...o misal işte. Bizim gibi ses çıkaranlar da olmasa hepten keseceğim umudumu. Sevgilerimle değerli arkadaşım...  11.08.2010 23:13
 

Toplum kaidelerini bilmiyoruz, bilsek de işimize geldiği şekilde uyguluyoruz. Tüketici hakları sözcükleri havada...Empati yapamıyoruz...Of ki ne of...Ya sabır!!!! Sevgilerimle...

Yurdagül Alkan 
 09.08.2010 13:51
Cevap :
Aynen dediğin gibi sevgili Gül. Kibarlıkla yaptıramıyor insan, işlerini. Empati nedir bilse herkes keşke. Yakında sabır da demeyeceğim kendi kendime. Sevgilerimle...  09.08.2010 21:57
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 261
Toplam yorum
: 2348
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2079
Kayıt tarihi
: 23.07.07
 
 

1954 Antalya doğumlu ve Antalyalı'yım. Ülkemin ve özellikle bu şehrin sevdalısıyım. Sanatın pek çok ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster